Budakaltı

Ankara GOP'dayız. Karum'dan Arjantin Caddesi'ne doğu ilerliyoruz.. Yukarıya doğru çıkıyoruz. Yıllardır değişmeyen iki harika cafe vardır orada: Biri Cafemiz, diğeri ise Budakaltı... Bugün Budakaltı'nı yazayım, bir dahaki Ankara'ya gidişimde Cafemiz'e uğrayıp, son durum hakkında bilgi veririm.

Arjantin Caddesi, Budak Sokak, No:6 adresine gidiyorsunuz. Karşınızda Budakaltı Cafe!! Tabi burası benim 1995 ile 1999 arasında ODTÜ yıllarımda müdavimi olduğum bir yerdi. Yani o dönemler çok popülerdi, ama neredeyse üzerinden 10 yıl geçtiği için eski popülaritesi devam ediyor mu bilemeyeceğim. Ankara'da her an yeni alışveriş merkezleri açılıyor (ilginç bir şekilde!!) ve insanlar ağırlıklı olarak buralarda zaman geçiriyorlar duyduğuma göre. O yüzden eminim yeni nesil arasında artık çok daha "trendy/cool" ya da Türkçe(!) karşılığı "yıkılıyooo" olan mekanlar vardır. Ama benim için burası hep özel olmaya devam edecek. (mi acaba?)

Budakaltı'nın yemeklerine, servisine, ortamına, vs bayılırım. Ama genellikle oraya o harika çikolatalı suflelerini yemek için giderdim. Cafemiz benim için en çok o süper salataları ve dondurma kupları demekti. Budakaltı da sufle! Bir de Sezai Bey(kimse? :)) usülü külbastı! Bu Ankara'ya gidişimde de o çok özlediğim suflelerini yemeye gittim. Yine çok güzel yapılmış, çok güzel sunulmuş, çok da lezzetli bir sufleydi, ama nedense bu sefer takıldığım iki nokta oldu.
Önce suflemi görün: :)

















Bu da mekanın bir bölümü ve annem: :)

















Birincisi: Sufle fiyatları Cepa Alışveriş Merkezi'ndeki Budakaltı'na göre daha pahalıydı. (Sanırım kaç alışveriş merkezi açılırsa açılsın, yeni mekanlar ne olursa olsun Arjantin Caddesi komisyonları uygulanmaya devam ediyor Ankara'da!!) İkincisi: Biz istemeden bardaklar getirip, bizlere birer bardak su koydular. Allah razı olsun deyip, içtiğimiz 3 bardak suyun da hesap geldiğinde 6 YTL olduğunu öğrendik. Aaa, bir de üçüncüsü var, şimdi hatırladım: Annemin istediği "dondurma kup", aslında "üç top dondurmaydı".

Şimdi "burada koca bir sayfa yazıp da 6 YTL ya da iki şube arasındaki 3,5 YTL farkı mı şikayet ediyorsun" diye içinizden geçirdiğinizi duyar gibiyim. Evet, tam olarak bunları şikayet ediyorum! Çünkü Budakaltı gibi bir yere böyle profesyonellikten uzak bir fiyatlamayı ve ucuz hesapları yakıştıramadım. (Eğer ben 3 bardak su isteseydim, bunun için isterlerse 10 YTL de hesap çıkarabilirlerdi. Ama ikram mantığıyla sunduğu 3 bardak su için böyle bir kafede böyle bir fiyat uygulaması bana garip geldi.)Benim hatırladığım Budakaltı'nda böyle uygulamalar yoktu mesela! Ayrıca iki şubesi arasındaki fiyat, servis ve yemek kalitesinde de fark olmaması gerektiğini düşünüyorum. Ve eğer Budakaltı İstanbul'da bir kafe olsaydı, sırf bu yüzden protesto edip gitmeyeceğim yerlerden biri olurdu. Ama zaten Ankara'ya az gidiyorum (ki çok özlemişim, artık daha sık gideceğim), o yüzden protesto edemeyebilirim. Ayrıca suflesini de hala tavsiye ediyorum!

Fiyat olarak ise fikriniz olması açısından: ana yemekler 30-45, kola 7,5 (! İstanbul'da birçok yerde birayı bile bu fiyatın altına içiyoruz mesela!! Bana abartı gelen fiyatlardan biri de buydu!), kahveler 5-7, tatlılar 10-15,5, ara sıcaklar 15-20 gibiydi.

Enerjimizi aldıktan sonra karla kaplı Tunalı'dan yürüyerek evimize döndük. Ankara'yı gerçekten özlemişim!



















Bir dahaki gidişimde Kıtır'da bira ve Cafemiz'de dondurma kup ve Bilkent'te bowling ve şekerli mısır eşliğinde sinema planı yapmalıyım!! (Bu da tam bir nostalji olacak benim için, yaşlandım mı ne?) Bu sefer İso'cum da olsun ama, özellikle Bilkent sinema onsuz olmaz! :)

Müjgan Bagatır Resim Sergisi

Ayağımın tozuyla Ankara'dan gelir gelmez Ankara'da yaşayanlar için bir etkinlik haberi vereyim dedim. Neredeyse 10 yıldır Kızılay'a gitmediğimi fark ettiğim için bu seferki Ankara ziyaretimin bir gününü de oraya ayırdım. Annemle kara rağmen pasajları, mağazaları, kitapçıları didik didik ettikten sonra Kalkınma Bankası'nda çalışan dayıma uğrayalım dedik. İzmir Caddesi'ne giderken üniversite yıllarımda mutlaka her oyununa geldiğim (genellikle tiyatrosever, ama fütürist oyun sevmez arkadaşım Burçak ile birlikte :) ) AST'ın önünde de bir fotoğraf çektireyim dedim..:)



















Neyse, tesadüfen mola için dayıma uğrayalım dedik ve muhteşem bir sergi gezme fırsatımız da oldu. Çünkü bizim uğradığımız Pazartesi günü yani 18 Şubat serginin ilk günüymüş. İlgilenenler için serginin Kalkınma Bankası'nın girişindeki galeri bölümünde 29 Şubat'a kadar devam edeceğini söyleyeyim. Biz resimlerin hepsine bayıldık diyebilirim. Hatta annemle babam 29 Şubat'a kadar karar verebilirlerse (ki şüpheliyim), belki bir iki tanesini Adana'daki evimizde tekrar görebileceğim..:)

İşte onlardan bazıları: (en bayıldıklarım ilk ikisi olsa da 47 tablonun hepsi birbirinden güzeldi)



































Pıışştt, Ankaralılar, hadi bakalım, hava ısındı, karlar eriyor, hâlâ ne arıyorsunuz bilgisayar başında? Resimler sizi bekliyorlar..:)

Gıcık Blog!!!

Off yaa, sen de kötü gün dostu değilmişsin valla. Blogum dedim bağrıma bastım, seninle bir sürü şey paylaştım, seni etrafımdaki herkesle tanıştırdım, ama sen de beni yüzüstü bırakıyorsun en bunalımlı anlarımda. Niye mi? Dinlemiyorsun çünkü beni!! Keyifli hikayeleri dinle, diğerlerine kulağını tıka! Var mı böyle bir şey!?! Kime anlatacağım ben peki ruh halimde kopan fırtınaları, dengesizliklerimi, en keyifli göründüğüm anlarda bile özel alan için aş ermelerimi, kimseyle açıkça paylaşamayacağım hafif manyakça da olsa kesinlikle benim olan hayallerimi, nedensiz (mi acaba?) mutsuzluklarımı? Sırdaşım değil miydin yoksa en başından beri? Zaten şu ana kadar bir kere sinirli anımı paylaştım seninle, onu da hemen koşup yetiştirmişsin herkese!! Ağzında bakla ıslanmıyor ki seninle rahat rahat dertleşeyim... Kaç gündür aklımdan geçenleri paylaşayım diyorum seninle, ama halimi görmene rağmen bir destek elini uzatmıyorsun bana. Pis pis sırıtıyorsun karşımda, daha da sinir ediyorsun beni bazen! Sen iyi gün dostu olmaya devam et bakalım! Yazıklar olsun sana! :(

Öp Babanın Elini

Tek kelimeyle bayıldık. Uzun zamandır bu kadar güldüğümüz bir oyun izlememiştik. Mecidiyeköy'deki Efe Sanat Merkezi'ndeydik: Gönül Ülkü - Gazanfer Özcan Tiyatrosu'nda. 2007 İsmail Dümbüllü Tiyatro Ödülleri'nin "En iyi tiyatro oyunu ödülünü" kazanan Öp Babanın Elini adlı oyunu izledik bu akşam. İstek üzerine bu sezon da oynayacakmış. Bu yüzden kaçırmamanızı öneririm. Güzel bir komedi izlemek istiyorsanız hemen Biletix'e girip tarihlerine bakın (şimdilik 2 Mart'a kadar tarihler belli, sonrasında oynar mı bilmiyorum) ve yerinizi ayırtın.

Konu hakkında maalesef hiçbir şey söyleyemeyeceğim, çünkü oyunun konusu sürpriz..:) Yani söyleyeceğim her şey oyunun tadını kaçıracaktır. Ama oyunculara bayılacaksınız. Hele Gazanfer Özcan'ın oyunculuğunu gülmekten karnım ağrıyarak ve kelimenin tam anlamıyla ağzım açık izledim diyebilirim. Gazanfer Özcan'ı ilk kez canlı seyrettim ve bayıldım. Oktay Tosun ve Saltuk Kaplangı da süperlerdi. Yani benim favori üçlüm onlar oldular bu oyunda, ama oyuncuların tamamının çok başarılı olduklarını belirteyim. Gönül Ülkü'nün rolü çok daha kısa olduğu için onu favori listeme eklemedim. Bu geceki oyunda film çekimi olduğu için Sarp Apak (bizim Tanrıverdi yani..:) ) yoktu. Onun canlı performansını göremedik yani.

3 perdelik ve toplam 2 saat 15 dakika süre bu oyunu çok keyifle izleyeceksiniz. Efe Sanat Merkezi'nin maalesef çok eski, küçük, rahatsız koltukları olan ve eğimi iyi olmayan bir salonu var, ama oyun sırasında bunların farkına bile varmıyorsunuz. Yine de bilet alırken ilk üç-dört sıradan şaşmayın ve önünüze uzun boylu birilerinin oturmaması için dua edin. :)

1931 doğumlu Gazanfer Özcan ve Gönül Ülkü çiftine 50 yıldan uzun süredir tiyatro sanatına verdikleri emek ve yaşlarına rağmen böyle harika bir performans sergileyerek bizi kendilerinden mahrum etmedikleri için kesinlikle teşekkür borçlu olduğumuzu düşünüyorum.

Tiyatroyu sevme nedenlerimden biri de galiba bu: Bu işin sadece sevilerek yapılabilecek bir iş olduğunu her seferinde öyle iyi anlıyorsunuz ki! Gerçekten sadece seyircinin alkışının ve salonun doluluğunun tiyatrocuların gözlerini parlattığını görüyorsunuz. Size keyif almak, saygı ve minnet duymak kalıyor. Büyük paralar kazanmıyorlar, verdikleri emeklerin karşılığını bile almıyorlar, yenileyemedikleri salonlarında göremedikleri desteklere rağmen oynamaya devam ediyorlar, dizilerde ve filmlerde görünmedikleri sürece tanınmıyorlar bile! Ama oyun bittiğinde sizi selamlarlarken yüzlerindeki o pırıl pırıl ifade, kazandıkları manevi zaferin en güzel göstergesi oluyor. Bu kadar usta oyuncuların ne yazık ki hala dizilerde oynayıp para kazanmak zorunda olmaları ne kadar acı ve utanç verici bir durum! Tiyatrolarına yatırım yapabilmek için televizyonu kullanmak zorunda bırakılmaları sanatçılarımıza yapılan en büyük saygısızlık değil mi? Özverilerinin farkında mıyız?

Keyfinizi daha fazla kaçırmadan hepinize şimdiden iyi seyirler diliyorum.
Tiyatrosuz kalmayın!