Emre Kıramer'in "Makas"ı

Çıraklıktan yetişme Erdem Kıramer'in genç ve yaratıcı oğlu Emre Kıramer'in projesi olarak hayata geçirilen Makas kuaför salonlarının Nişantaşı şubesindeydim az önce. Hani Musafir yazımda bahsettiğim şu şehir etkinlikleri çeklerinden birini kullanmak üzere gittim. Grupanya'dan aldığım indirimli manikür-pedikür çekini kullanmaya gittiğim Makas'tan ve benimle ilgilenen Yudum'dan (ne güzel isim değil mi?) inanılmaz memnun kaldım.

Erdem Kıramer'in lüks kuaför salonlarının aksine Makas şubelerinin ekibiyle ve tarzıyla genç ve dinamik ve hiçbir gösterişi olmayan şubeleri bulunuyor. Ama kullanılan ürünlerin hepsi Erdem Kıramer kuaförlerde de olan ürünler. Yani anlayacağınız salonları süsleyip, papyonlu garsonlarla müşterilerine servis vermek yerine aynı ürünlerle, daha sade bir ortamda, genç ve eğitimli bir ekiple ve çok daha uygun fiyatlarla hizmet vermeyi tercih etmiş Emre Kıramer. Zaten kuaför salonlarındaki en büyük lüksün güzel boyanmış ve istdiğiniz modelde kesilmiş saçlar olduğunu düşünüyormuş. Kendisiyle kesinlikle aynı anlayışta olduğumu söylemeliyim. Formattan çok içeriğe önem verenler için ideal bir yer burası. Her şubesinde aynı kalitede hizmet alacağınızı bilerek salondan içeri girmek de büyük bir artı bence. Tabi bir de uygun fiyatlara satın alabileceğiniz doğallığın ön planda olduğu hizmetiyle ünlü bir yer Makas zinciri.














Örneğin, manikür ve pedikürde Avrupa ve ABD'de uygulanan tırnakları itme yöntemini uyguluyorlar. Tırnak etlerini itmenin, kesmekten çok daha sağlıklı ve uzun ömürlü bir manikür yöntemi olduğunu düşünüyorlar. Saç boyası olarak kullandıkları ürünler de saça en az zarar veren maddelerden oluşuyormuş. Dolayısıyla belki diğer kuaför salonlarından biraz daha uzun sürebilir işleminiz ama saçlarınızın yapay işlemlerden geçmeyeceğine de emin olabilirsiniz. Eğitimli personel demiştim ya hani, orada da gerçek anlamda bir eğitmden bahsediliyor. Tünelde bulunan Erdem Kıramer Akademi'de eğitim alan çalışanlar, gereken yetkinlik seviyesine ulaştıktan sonra Makas salonlarında çalışmaya hak kazanıyorlarmış. genellikle 30 yaşın altındaki bu ekibin yalnızca yaptıkları iş değil, müşteriyle kurdukları iletişim de gözleniyor, ona göre yeterliliklerine karar veriliyormuş.

"Mahallenizin kuaförleri kadar ucuzuz ama Erdem Kıramer kadar kaliteliyiz" diye yola çıkan Makas'ın şubelerinin ve Yudum gibi çalışanlarının daha da çoğalmasını diliyor, yetenekli anne (İpek Kıramer)-babanın işletmeci oğlunun bu yaratıcı fikrini de tebrik ediyorum.

Makas'ın tüm şubeleri için telefon numarası: 0-212-287 33 04.

Kendinizi güvenle Akademililerin ellerine bırakabilirsiniz. :)
İyi hafta sonları..

Kolyekolik ile IKEA Turu

Bu aralar beni kah Mudo Concept'te kah Tepe Home'da kah Ikea'da bir gün mutfak eşyaları, bir gün ayakkabılık, bir gün yataklı kanepe bakarken görmeniz mümkündür. Komple yenilenme modundayım ya hayırlısı olsun bakalım. (Bu arada bu aralar pek fazla "hayır"lı cümle kurar oldum, bilmem nedendir. Sürekli "hayır"lı cümleler tekrarlamak hayır getirir mi dersiniz?)

Bugün de Ongun'dan arabayı kapan Kolyekolik ile Ikea'daydık. Yeni eşyalardan çok yeni fikirler aldığımız bu turu bir salata kasesi ve birkaç saklama kabıyla kapattım ama İso'cumla ayrıca giderek birkaç parça daha kapma planları da yaptım tabi. Üstüne de oturup İsveç köftelerimizi götürdükten sonra bir mola da Dido'nun serin arka balkonunda verdik.

O sırada daha önce blogunda gördüğüm bu şirin kolyenin de gerçeğini gördüm. Gerçeğine de bayıldım. "Ne tatlıymış, kot ve beyaz bluz üstüne ne hoş durur," falan gibi bir konuşma geçti aramızda. Sonra balkonda sohbet ettik ve ben eve döndüm. Ikea poşetimi boşaltırken bir baktım salata kasesinin içinde kolyem bana göz kırpıyor. Dido hangi arada onu oraya koydu bilmiyorum ama evde kendisini görür görmez kocaman bir sevinç çığlığı attım. Kolyekolik'in ellerinin dert görmemesini ve ilk görüşte aşk yaşadığım kolyemle aramda uzun ömürlü ve sağlıklı bir ilişki olmasını diliyorum. Hatta hemen üstümdekileri çıkarayım da kolyeme uygun bir şeyler giyeyim bari. :)














Teşekkürler Dido'cuuuummm!!

Musafir

Pazar akşamı Dido-Ongun ikilisinin cazip teklifi üzerine Musafir Hint lokantasını denedik. Benim için ayrıca nostaljik de bir gün oldu, çünkü tam da orada şimdiki Point Hotel'in yerinde bulunan Taksim Plaza Otel'de tam sekiz ay yaşamıştım. İstanbul'a ilk geldiğim yıl olan 1999'da sevgili bankamın MT'si olarak sekiz ay sefa sürmüştük orada. Krallar gibiydim o yıl. Çarşaf çarşaf ticket'lar, sekiz ay otel konaklaması, sabah akşam Taksim ile Etiler eğitim merkezi arasında servis ve neredeyse sıfıra yakın sorumlulukla sekiz ay eğitim alıp, staj yapmıştık. Çok keyifli aylardı ve her şeyin bu kadar güzel ayarlanmış olması İstanbul'a alışma sürecimi de çok kolaylaştırmıştı. O sıralar İso'cum da İstanbul'a yeni gelmişti (benden bir ay önce). Ortaköy'de bir artı bir ev tutmuştu kendine. Onun çalışmaya başlayıp, kira, ev giderleri ve diğer masraflarını düşündüğü dönemde ben güzel bir maaş alıp, neredeyse hepsini gezme-tozmaya harcayıp, üstüne güzel de bir miktarı depoluyordum. İyi ki de depolamışım zaten, böylece ona güvenerek de zamanı geldiğinde "tieeeeyyt, yeter artık banka falan istemiyorum" diyerek attım kendimi dışarıya. Bereketli paracıklarım da baya bir süre idare etmişti beni. Hatta Ongun bir ara "İmge'nin bitmeyen Hasandağ'ı," derdi benim banka hesabıma (hani hazıra Hasandağ dayanmazmış ya o manada). :)














Neyse, dönelim konumuza. Hint yemeklerine bayıldığımızı daha önce söylemiştim. Şahsen benim favorim Dubb. Musafir'in de neredeyse birinci sırayı paylaşacak kadar iyi, ama kıl payıyla listemin ikinci sırasında olduğunu söylemeliyim. Dido-Ongun zaten Şehir Fırsatı kuponlarını kullandıkları için onlara sekiz ayrı tabaktan oluşan iki kişilik fiks bir menü geldi. Biz de Paneer Makhani, Chicken Tikka Masala, sarımsaklı nan ve sebzeli biryani söyledik. Hepsi de gerçekten çok lezizdi. Dubb'ı aratmıyordu bile diyebilirim. Menüdeki yemekleri daha detaylı incelemek için buraya tıklayabilirsiniz. Peki, neden Musafir'i ikinci sıraya yerleştirdim o zaman derseniz, bir keresinde eve sipariş verdiğimizde gelen yemeklerin kalitesinden ve porsiyonlarından çok memnun kalmamıştım da ondan! O yüzden biraz not kırdım kendilerinden, ama Pazar günü yediğimiz her şey çok güzeldi. Üstüne zencefilli çay ikram etmeleri de hoş bir jestti doğrusu.

Merkezi yeri ve leziz yemekleriyle Taksim'e gittiğinizde aklınızda bulunsun diyebileceğim yerlerden biri Musafir. Havaş'ın karşısındaki ara yolda bulunan Crystal Otel'in hemen altında, Talimhane metro çıkışının olduğu yerde. Rezervasyon için: 0-212-235 27 41

Şimdiden afiyet olsun.

Not: Bu arada Şehir Fırsatı demişken, Markafoni'yle başlayan indirim çılgınlığı şehir fırsatlarının sunulduğu sitelerle birlikte daha da çılgın bir hal aldı. Size de bu siteler ocağımıza incir ağacı dikecek gibi geliyor mu? :) Şehir Fırsatı, Markafoni, Limango, Grupfoni, Grupanya derken her sabah her sabah Pavlov'un denekleri misali dilim dışarıda fırsat maili bekler oldum! Kesinlikle süper indirim fırsatları sunuyorlar. Bir de benim gibi depolama merakı olan biri için genellikle 3 ay kullanım süresi olan bu çekler daha da ilgi çekici oluyor. "Dursun bir köşede, illa ki kullanılır," diyerek her gördüğü şeyi alası geliyor insanın. Bu Cuma günü onlardan birini kullanmak üzere Erdem Kıramer Makas kuaföre gideceğim mesela. Aklım Sortie'deki Brezilya restoranının menülerinde kalmadı değil. Bir de epilasyon ve masaj kampanyaları feci güzel görünüyor gözüme, ama nereye güvenebileceğime karar vermediğim için henüz o kategoriye bulaşmadım. Markafoni'de ev dekorasyonu ve kozmetik ile ilgili kampanyalar da itinayla takip ediliyor. Bu gidişle dalga geçtiğim ve sorunlu insanlar olarak etiketlendirdiğim alışveriş manyaklarından olmam işten bile değil. Sigarayı bırakmış insanım ben, bunlardan da kurtulabilirim! Hadi bakalım İmge, göster iradeni, önümüzdeki 10 gün boyunca indirim maillerine bakmak yok! :)

ODTÜ'den Yaratıcı Mezuniyet Pankartları

ODTÜlü öğrencilerin 2010 Diploma Töreni'nde taşıdıkları pankartları inanılmaz yaratıcı ve esprili buldum. Okulum diye övüyorsam namerdim, ama bayıldım ben bu 2010 mezunlarına! :) Kendilerine kocaman bir aferin yolluyor ve sizleri bölümlerin pankartları arasından seçtiğim örneklerle baş başa bırakıyorum:

Psikoloji














Uluslararası İlişkiler














Maden Mühendisliği














İnşaat










Elektrik & Elektronik Mühendisliği














Kimya














Endüstri Mühendisliği














Biyoloji














Matematik

İmge & İso 6. Sezon :)

14 Ağustos 2010... İso'cumla birlikte evli olarak geçirdiğimiz 6 güzel yılı kutlama zamanı.

Baş başa güzel bir yemek için tercihimiz Wanna oldu. Ve gerçekten baş başaydık!

"İso'cum benim için restoran kapatmana hiç gerek yoktu ama, abartmışsın yine." :)

Büyük olasılıkla Ramazan ve sıcak havaların birleşmesiyle birlikte henüz tatilciler dönmediği için hâlâ boş olan İstanbul'un etkisiyle saat 20.00'de Wanna'ya gittiğimizde bizden başka kimsecikler yoktu. İlk başta biz bile korkmuştuk çok sıcak olabilir diye ama iyi ki atmışız kendimizi dışarı, çünkü tıpkı 6 yıl önceki o muhteşem akşamda olduğu gibi muhteşem bir hava vardı yine dün gece. Wanna'nın püfür püfür esen ve çok keyifli bir ambiyansı olan dış mekanında istediğimiz masaya kurulduktan sonra daldık Vietnam, Çin, Thai ve Japon usulü yemeklerinden oluşan mönüsünün içine. Başlangıç olarak söylediğimiz avokado ve yengeçli roll'lar ve yılan balıklı (unagi) sushi'ler çok başarılıydı ama Vietnam usulü spring roll için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ama ana yemeklerin ikisi de birbirinden lezzetliydi. Yer fıstığı soslu dana satay ve kocamın favorisi tatlı ekşi soslu tavuk ile geceyi kapatırken ağzımız kulaklarımızdaydı. Hatta satayın yanında gelen sosun şimdiye kadar yediğim en lezzetli yer fıstığı sosu olduğunu söyleyebilirim. Bu arada bunların yanında Egeo Cabernet Sauvignon da masamızın baş konuğuydu.














Gökdelenler arasında huzurlu bir kaçamak için Wanna'yı kesinlikle öneriyorum. Ama bu huzuru ancak bu dönemlerde yaşayabilirsiniz, unutmayın! Servisi için yorum yapmam doğru olmaz çünkü sadece biz ve gece 21.30 gibi gelen iki masanın dışında kimsecikler olmadığı için elbette ilgili, güleryüzlü ve hızlı bir servisle karşılaştık. Ama yoğunluk olsaydı ne olurdu bilemiyorum. Yine de lezzetli Uzakdoğu yemekleri ve güzel müziklerine kendinizi bırakıp kurulun Kanyon'un teraslarından birinde yer alan Wanna'ya. Her gün 17.00'den itibaren açık olan restoranın bahar ve yaz akşamlarında güneşi batırmadan önce yapacağınız "chill-out sessionlar" için de çok uygun olduğunu söyleyebilirim. Bir de Wanna'nın bir gece kulübü olarak hizmet verdiğini de hatırlatmak isterim. Yemek sonrası geceyi uzatmak isteyenlere duyurulur. Biz ne yaptık derseniz: bu esintili havayı kaçırmayarak yemekten sonra kendimizi balkonumuza atıp güzel bir keyif nargilesi yaktık. Şiirli postumdan sonra aldığım beğeni dolu mesajlardan dolayı gaza gelerek bu yazımı da bir dörtlükle tamamlamak istiyorum:

Tüttürürken nargilelerimizi
Yaptık geçen yılların muhasebesini
Dedik altı yıl az gelmiş İmge & İso'ya
Darısı onlara, yirmilere, altmışlara!


Evlilik yıldönümümüz kutlu olsun, İso'cum. Her geçen yıl bizi daha mutlu, daha coşkulu, daha tutkulu ve daha aşık yapsın. Kutlamalarımız çok bol olsun!
(Dur, salona gelip de bir öpeyim seni bunun üzerine artık. :) )

Bir Ankara Şiiri

Perşembe günü düştük yola.
Bolu'da verdik bir mola.
Höpürdettik köpüklü Gönül Kahvelerimizi.
Kapattık fincanı, hayırlar ola.


















Cuma günü mis gibi anne kahvaltısı balkonda,
Ardından anne kahvesi içtik mi yayılıp koltuklarda,
Âşık İmge der ki sefa diye buna denir.
Annelerin evinde rejim olmaz, önüne gelen her şey yenir.

Sonra kalkıp gidilir Aynur&Rafet ikilisine,
Biraz da sohbet edilir Yakup zillisiyle,
Burada da yersen mis gibi Sim Dondurma'yı
Artık bir süre unutacaksın zayıflamayı.

Akşam beyin tutturur Kıtır diye,
Adını duyunca dönersin sevinçten deliye,
Özlemişsindir loş ortamını, müziklerini ve biralarını,
O sıcağa rağmen demezsin "ne işim var burda" diye
















Cumartesi her şey daha da sefa,
Kahvaltıda yanında iki anne iki de baba,
Bir sofra da çay saatinde kurulur
Kolyekolik'in anne-babasının mekanında

Âşık İmge her yere gider makinesiyle
Ama feci hayıflanır neden orada da resim çekmedim diye
F.B. öyle bir sofra hazırlamıştır ki bizlere
Kolyekolik uyarmadan edemez "İmge arada nefes almayı unutma" diye.
















Akşam uğurlayacağız bizim askeri
Kuzen büyümüş de olmuş Türk neferi
Hayırlı tezkereler olsun Mehmetçik sana
Tez zamanda gidip dön de yapalım bir kutlama daha




Pazar günü yine bekler bizi yollar
Küçük Kadın'dan alındı sandık, Arzu Teyze'den ise eski plaklar
Beyim dedi ki sırada pikap varmış alınacak
Vay benim halime, eskici dükkanına döneceğim bu gidişle, a dostlar!


Deniz dalgasız olmaz,
Güzel sevdasız olmaz,
İmge & İso'nun maceralarına
Nazar değmezse olmaz.
















Giderken dümdüz yolumuzda
Geldi çarptı bir trafik canavarı arabamıza
Dedi kafam dalgın, kusura bakma
Bir de yavuz hırsız çıktı ki dedik hoppala!

Mıstık'ın arka kapısı göçer
Mübarek İnci Su minibüsü değil adeta biçerdöver!!
İmge & İso döner İstanbul'a, gönderir Mıstık'ı bakıma
Son olarak İnci Su'dan su almayın derler tüm Ankaralılara.

Damacana dibin kara
Seninki benden kara
İnci Su'dan su içer isen
Alır benim gönlüm yara!


(Not: Kahvaltı sofrasındaki resme tıkladığınızda açılmıyorsa bilgisayarınızın ayarlarıyla oynamayınız. Blog sahibesi güzel çıkmadığı için bu resmi böyle koymayı uygun görmüştür.)

İlk şiir denememi beğenmişsinizdir umarım. :)
İyi haftalar!