Kuşlar Yasına Gider ve İris

Bu iki kitaptan aynı yazıda bahseceğim için öncelikle Hasan Ali Toptaş'tan özür dileyerek başlayayım. 2016 yılının en iyi kitapları listelerinde ve sıkı takip ettiğim Sabit Fikir ve Cumhuriyet Kitap dergilerinde adını sık sık gördüğüm Kuşlar Yasına Gider romanını almış, zamanının gelmesini bekliyordum. Yılbaşından bir hafta önce elime almamla bitirmem bir oldu. Böyle güzel ve duru bir Türkçe, yalın bir anlatım, baba-oğul ilişkisi ve ölümün hissettirdikleri üzerine düşünceler bir araya gelmiş ve şahane bir kitap çıkarmış ortaya. Benim ne yazık ki ilk kez okuduğum bir yazardı Hasan Ali Toptaş. Kişisel geç keşiflerimden biri. Şimdi ilk etapta Gölgesizler ve Uykuların Doğusu romanlarını da alıp okumayı düşünüyorum.  


O kadar içinize işliyor ki babanın hastalık sürecinde oğluyla arasındaki o ilk başlarda sanki kopuk ve sorunlu olduğunu sandığım ama aslında sağlam, anlayış ve sevgi dolu ilişkinin gizli kapalı yansımaları. Baba oğul dışında anne ve diğer akrabaların adeta gözünüzde canlanacak kadar gerçek olmaları. Ankara-Denizli  arası kat edilen yollar, dinlenen türküler, Gömü'den geçerken yavaşlamalar, o beyaz at boğazınızda bir yumruk oluyor hikaye bitince sanki. "Babalar alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır," sözü arka kapakta da gözünüze çarpacak zaten ve çok da etkileyici buldum bu sözü. Ama benim aklımda bu romanda babalara dair en çok yer eden ifade ne oldu derseniz: "Kimi zaman iç kanamalı bir şilep gibi /rakıya demirlerler yüreklerini". Süsten püsten, beylik ve koca koca laflardan, duygu sömürüsünden uzak ama tüm duyularınızı harekete geçirecek kadar gerçek ve duygu dolu bir roman ancak böyle olurdu galiba. Mutlaka okuyun. 

İris 

Gelelim İris'e. Ya da gelmesek mi hiç? Bir zamanlar ICQ nick'imdi diye aldım bu romanı... şaka şaka, biraz zevzeklik yapayım dedim sadece. ;)) Aslına bakarsanız bu romanı da o çok güvendiğim dergilerdeki tanıtımlarından görüp, oradaki süslü püslü Books at Berlinale'e seçilen Soraya romanının yazarından cümlesine kapılıp, "büyük şehrin kalabalığına sıkışmış kadın" ve "Işid tehlikesi" falan gibi ara gazlarla "anaaam bizi anlatıyor olsa gerek" diye atlayıp aldım. Meltem Yılmaz'ın abonesi olduğum Birgün yazarı olmasına da ayrıca bir güvenmiştim. 


Ama her şey öyle dışarıdan göründüğü gibi olmuyormuş, bir kez daha anladım. Son yıllarda okuduğum en sığ, en içi boş romandı desem yeridir. 5B sınıfından İris arkadaşımız duygusal sorunlar yaşadı ve büyük dersler alarak çıktı bu süreçten! Hadi ona aferin diyelim! Bildiğin zaman kaybı arkadaşlar. Çok az kitap hakkında bunu yazarım ama ne anlattığı ilişkiler ilişki, ne bunalımlar bunalım, ne çözümler çözüm, yani 15 yaşında bir genç kızın falan ağzından yazılsa bu kadar ayaklar havada ya da tepetaklak olur, öyle diyeyim ben size. Yani kısaca Kuşlar Yasına Gider'den nasıl bir edebi ve duygusal keyif aldıysam, bu kitaptan da o derece tersini aldım diyebilirim! Yine de okuyacaksanız da mani olmayayım.

Hadi ben sıradaki kitabımı seçmeye gidiyorum. Size de iyi okumalar!

Not: Hafta sonu Çukurova 10. Kitap Fuarı başlıyor ve 7-15 Ocak arası açık olacak. Adana'da olup da ilgilenenler etkinlik takvimi için bu linke tıklayabilir

2 yorum:

ELİF sarı dedi ki...

merhaba. Ne güzel, dolu dolu ve devamlı bir blog. İnceleyeceğim uzun uzun.

Imge dedi ki...

Çok teşekkürler Elif Sarı. Her zaman beklerim. ;)
Sevgiler.