Anna Laudel'de Botero ve Cennet Mahkumu

En son Pera Müzesi'nde çok geniş kapsamlı bir sergisini gezmiştim 85 yaşındaki Kolombiyalı ressam Fernando Botero'nun. Üstünden yedi yıl geçmiş, merak edenler için yazısı burada. Daha sonra çeşitli müzelerde karşıma çıkar çıkmaz tanıdığım resimleriyle favorilerim arasındaki yerini aldı. Tanımamak mümkün değil zaten Botero figürlerini. Hepsi tombul, hepsi capcanlı ve rengarenk, Güney Amerika ruhuna uygun, tuvalde fırlayıp kocaman sesleri, kahkahalarıyla dans etmeye, içmeye, sevişmeye başlayacakmış gibi duran tipler bana göre. Hayat var Botero'nun kadınlarında ve erkeklerinde. Doğallık, tabusuzluk, gelişine yaşamak var. Galiba ondan seviyorum ben bu adamı. 


Bronz ve mermer heykelleri ve kömür çizimlerinde bile müthiş bir canlılık ve renk var bana göre. "Hayatım boyunca heykeltıraş olmak istedim ama bunu yapabilmek için resmi bırakmam gerekiyordu" diyecek kadar da heykel yapma tutkusu olduğunu bu sergi sayesinde öğrendim.  


Bu güzel ve fazla zamanınızı almayacak minnak sergiyi 25 Haziran'a kadar Bankalar Caddesi'nde Salt Galata'nın karşısında yer alan Anna Laudel Contemporary galerisinde ücretsiz görebilir, sergi kitabını da oradan temin edebilirsiniz. Zaten koskoca Kolombiyalı ressam Günlük Yaşamın Şiiri - Hayattan Sahneler ile ayağımıza gelmiş, görmezsek ayıp olur değil mi? ;)

***

Kitap önerim ise İspanyol yazar Carlos Ruiz Zafon'un Cennet Mahkumu olacak. Birbirinden bağımsız ve okurun istediği sırayla okuyabileceği bir üçlemenin kitaplarından. Diğer ikisi Rüzgarın Gölgesi ve Meleğin Oyunu, ki hemen almayı düşünüyorum ikisini de. İlk kez okuduğum bir yazar olmasına rağmen diline ve hikayenin kurgusuna bayıldım. 

Hikaye 1957 yılının Barselona'sında geçiyor gibi görünse de sık sık faşist Franco hükümetinin zulüm rüzgarları estirdiği 1940'lı yıllara da dönüyor. Ve en güzeli mis gibi kitap kokusuyla dolu Sempere ve Oğulları kitapçısında geçiyor. Üstelik bir de Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı diye bir cennet vaat ediyor ki uslu bir şirin olursanız belki bir gün orayı da görebilirsiniz. ;)

Daniel ve babasının sahip olduğu Sempere ve Oğulları'nın Noel'e hazırlandıkları heyecanlı günlerde gizemli bir yabancının bir sırrı açıklayacağını söylemesiyle birlikte işler bambaşka bir boyut alıyor. Kitapçıda çalışan ve aynı zamanda Daniel'in yakın dostu olan Fermin Romero de Torres'in de bu sır hakkında birinci elden bilgi sahibi olduğu anlaşılıyor. Geçmişteki olaylar ve kişilerin bugünkü yaşamlarına etkilerini anlamak ve çözmek de Daniel ile Fermin'e düşüyor.  Çok sürükleyici ve etkili bir roman. Üçlemenin diğer iki üyesini de merak ettiren cinsten. Okumanızı tavsiye ederim. 

Alıntılar
* "..Nerede okuduğumu anımsamıyorum ama aslında hiçbirimiz bir zamanlar olduğumuzu düşündüğümüz kişi değilmişiz ve yalnızca asla yaşamadıklarımızı anımsıyormuşuz.."
* "...ilk üç ayın en kötüsü olduğunu söyleyen mahkum sayısı pek az değildi. Daha sonraları umudunuzu yitirince zaman daha çabuk geçiyor ve anlamsız günler ruhunuzu öldürüyordu..."
* "...Bu dünyada gerçeği söylemenin dışında her şey bağışlanabilir..."
İyi haftalar hepimize! 

2 yorum:

sezer eser perker dedi ki...

Rüzgarın Gölgesi'ni okumuştum, sevmiştim. Diğer iki kitabı da okumaya fırsat bulurum umarım.

Imge dedi ki...

İdefix'te tükenmiş görünüyor. Ben de takipteyim, alacağım ikisini de.