New York Notları - Brooklyn

18 Mayıs Perşembe sabahı Washington Union Square tren istasyonundan trenimize binip, yaklaşık 3 saatlik bir yolculuk sonrasında öğlene doğru New York'ta olduk. Amtrak trenleri eski ama gayet rahattı ve en önemlisi bizi zamanında istediğimiz yere getirdi. New York Penn Station'da indikten sonra W 42nd St üzerinde bulunan Travel Inn'e ulaşmamız yaklaşık 15 dakika sürdü. Bu arada 40 derece sıcağın olduğunu ve Times Square ve tren istasyonu arasındaki en curcuna bölgede olduğumuzu düşünün. Şehrin kokuları, kaotik trafiği ve kalabalığı bir an acaba Hindistan'da mıyım hissi uyandırdı içimde! Merkezde, uygun fiyatlı konaklama arıyorsanız otel de gayet ideal bu arada. Times Square'e üç blok, yani 7-8 dakika yürüme mesafesinde.  Sadece iki gece kalacağımız için de curcunanın göbeğinde olup her yere yakın olmak iyi fikir diye düşünerek burayı seçmiştik. Sıfır beklentiyle gittik, oldu bence. ;)


Otelden çıkar çıkmaz da Bubba Gump'ta bir şeyler yesek, sonra mı devam etsek derken bir de baktık ki Times Square'e arabasıyla dalan manyak ortalığı çoktan dağıtmış. Her yerde panik havası. Yedi paralel cadde ve sokağa kadar polis boşaltıyor falan. Resmen gözlerimize inanamadık. Sadece 15 dakika farkla olay yerinde değildik! Onlarca polis arabası, ambulans, FBI aracı, siren seslerini ise bizzat yaşadık. Bir de insanın üstüne üstüne gelen gökdelenlerin arasında bu panik hali iyice klostrofobikti. Ama durduk yerde bile korkacak bir sürü neden bulan ben, orada olayı izleyebileceğimiz bir köşe bulsak Türklüğüyle İsocum'a tutturdum. Olayın terör bağlantısı olabileceğini, her an bir yerlerde bomba da patlayabileceğini düşünüp bir yandan da film setinin içindeymiş gibi hissederek içinde de kalmak istemek değişik bir durumdu. Baktık ki en sonunda neredeyse Bryant Park'a kadar her yeri kapattılar, biz de birkaç sokak ötede ne olduğuyla hiç ilgilenmeyen parktaki huzurlu kalabalığın arasına karıştık. Onlar öyleyse, biz zaten turistiz, istediğimiz kadar vurdumduymaz olabiliriz değil mi? ;) Bu arada video İsocum'un videosu olsa da benim de arka planda kendi yaptığım canlı yayının sesi geliyor. ;)

video

Burada biraz dinlenip ilk şoku atlattıktan sonra kendimizi Brooklyn'e attık. Ayaklarım gezinin ilk gününden itibaren haşat olduğu için Brooklyn Köprüsü'nden yürüyerek geçme planı yine başka bir bahara kaldı. Onun yerine kendimizi doğrudan DUMBO'ya atıp, önce Atrium'da bir şeyler atıştırdık. Hemen karşısındaki West Elm'de nefis dekorasyon ve mutfak eşyaları vardı. Ve adını hatırlayamadığım ama çok güzel bir kitapçıyı gezdik, şu DUMBO yazısının arkasında görünen.  



Sonra tabi ki Once Upon a Time in America filminin afişindeki kareyi kendi fotoğraf makinemizle çekebileceğimiz o meşhur noktaya uğradık. 


Brooklyn Heights sokaklarında dolaşıp, Promenade'inden de Manhattan siluetini seyretmeyi de ihmal etmedik tabi. Burası apayrı bir havada, o bayıldığım tuğla evler ve ağaçlı sokaklarla dolu, huzurlu, çok keyifli bir semt. Sokaklarda Paul Auster'ı görür müyüm diye bakınıp durdum ama olmadı. Sıcaktan evine kapanmıştır adamcağız, haklı. ;)


Bir aşağıdan bir de yukarıdan Manhattan gökdelenleri görüntüsü de paylaşayım sizlerle. Ondan sonra artık feribota binip Williamsburg'e gideceğiz. Akşam dev kadro ile buluşma bizi bekliyor çünkü. ;)


Ve büyük buluşma için sosis & bira sever çoğunluğun isteği doğrultusunda Radegast Biergarten'a karar verilmişti. Hem aileden sevdiklerimizle hem de aile sayılan dostlarla harika bir gece geçirdik o akşam. Harika haberler aldık ve bu haberlerin şerefine de biralarımızı tokuşturduk. Çok çenemiz düştü, çok güldük.


En iyi ağrı kesici ve yorgunluk giderici ilaç yanında mutlu hissettiğin insanlar değil mi zaten? Sabah altıdan beri korkunç bir sıcakta kilometrelerce yol yürümüş olmamıza rağmen gece bitsin istemedik. Zaten bitirmedik de. ;) "Gelin sizi Boğaz'a götürelim," diyen kuzenlerin peşine takılıp Brooklyn Barge'a giderken saat gece on biri çoktan geçmişti. Ama hakkını verelim şimdi, onların Boğaz'ı da hiç fena değilmiş, değil mi? ;)


Sonunda hepimizin çene düşüklük seviyesi azalmaya başlayıp da "bir tane daha içersem acımam şuracıkta uyurum" noktasına geldiğimizde saatlerimiz gece 1.30'u gösteriyordu. UBER gelip de bizi bir an önce otelimize atsa kesinlikle çok iyi olacaktı. Hem daha Cuma  ve hatta Cumartesi günü bizi bekliyordu. Enerjiyi ekonomik kullanmak gerekirdi diyeceğim, ama kime diyorum değil mi? ;)

Hiç yorum yok: