YKK'da Sarmal Sergisi & Şiir Kitapları & Ara Kafe

Geçen hafta İFSAK'ın hızlandırılmış fotoğraf atölyelerinden birine katılmak için bol bol Beyoğlu'nda bulundum. Kurs için gittiğim günlerde yorgunluktan nasıl eve döneceğimizi bilemiyorduk elbette. Ama kurs biter bitmez bu kez sergi turu yapmak üzere Beyoğlu'na attım kendimi. Eylül ortalarında açılan Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık'ın -kendisine kısaca YKK diyorum ben- binasını, kitabevini ve Sarmal sergisini görmesem olmazdı. İlhan Koman'ın daha önce protestolara kurban giden Akdeniz heykelinin kendisine harika bir yer bulmuş olmasına da ayrıca sevindim.

(fotoğraflar buradan)

SARMAL

Gelelim yıl sonuna kadar devam edecek olan Sarmal sergisine. Yapı Kredi koleksiyonundan resimler, fotoğraflar, video çalışmaları, heykeller ve daha pek çok farklı eserin yer aldığı açılış sergisi artık neredeyse iki kata çıkmış olan sergi alanına yayılmış. Sarmal'ın ilginizi çeken pek çok bölümü olacağına eminim. Kendi en sevdiklerimden bazılarını da sizlerle paylaşacağım. Önce Savaşa Hayır! bölümünden seçtiklerim gelsin. Dünya gündemini savaşlar belirlerken sanatın savaşa hayır deme cesareti olması gerektiği düşüncesinden yola çıkılarak oluşturulmuş bu bölümde sikkeler, çizimler, fotoğraflar, resimler ve hatta 1543 yılında kalenin fethinden kalma bir Estergon Sancağı bile yer alıyor.

Aşağıdaki kolajda neler görüyorum derseniz, sağ üst köşede Montrö Antlaşması'nın çizimini görüyorsunuz mesela. Hemen yanında Francesco Casanova'nın Viyana Kuşatması adlı yağlı boya tablosu ve alt sıranın ortasında ise İbrahim Çallı tablosu bulunuyor. Alt sıranın solunda Ömer Uluç'un Madalya adlı modern eseri, sağında ise Erol Akyavaş'ın Bosna'daki Etnik Temizliğe Ağıt adlı serigrafik baskı çalışması var.


Savaştan Acı Odası'na geçebiliriz. Tema olarak da konum olarak da birbirlerine çok yakınlar ne de olsa. Burada da toplumsal ve bireysel acıları yansıtan çalışmalar yer alıyor. İlk kadın ressamlarımızdan Müfide Kadri'nin Beklemek adlı resmi sol üst köşede. Hemen yanında Cihat Burak'ın Meyhane'si duruyor. Altta solda yer alan ve Bruno Barbey'in Halk Koşusu'ndan adıyla sergilediği fotoğrafa bayıldım. Sağ altta ise Özer Kabaş'ın Ağaçları Götürdüler adlı yağlıboya tablosu bulunuyor.


Soyut eserler Kalp Coşkusu bölümünde sergilenmiş. Aralarında en sevdiğim ise açık ara Aliye Berger'in Güneşin Doğuşu adlı tablosu oldu.


İç ve Dış Dünyalar bölümünde de çok etkileyici çalışmalar vardı bana göre. Farklı dönemlere ait bu eserlerde sadece üretildikleri dönemin izlerini değil sanatçıların "iç ve dış dünyaları" nasıl gözlemlediklerine de tanıklık edeceksiniz. Buradan seçtiklerime geleyim. Sol üstteki Gidenler ve Bekleyenler adlı nefis fotoğraflara bayıldım. Alkışlar Şener Yılmaz Aslan'a. Alt sırada sağda ve solda ise en klasiklerden iki çalışma var: Hoca Ali Rıza'nın İftar Sofrası ile Osman Hamdi Bey'in Feraceli Kadınlar'ı. O kumaş kırışıklarını, şemsiye dantellerini, çorbanın tüten dumanını, zeytinlerin ve hurmanın üstüne düşen ışığın parıltısını yapan ellere hayran olmamak mümkün mü?  Ortada da yine çok sevdiğim bir ressam olan Fahrelnissa Zeid'in Çınaraltı tablosu var. Üstte sağda Füsun Sağlam'ın Yeniköy Korusu adlı tablosuna da ayrıca bayıldım. 1996'da yapılmış, nispeten yepyeni dönemlere ait. Koşuuun, belki koru hâlâ duruyordur yerinde! ;)


Kitap ve Kahve Zamanı

Sergiyi gezdikten sonra giriş katına iniyorum. Yapı Kredi Yayınları'nın tüm kitaplarının yer aldığı bu yüksek tavanlı, nefis aydınlatılmış ve yılbaşı için süslenmiş, güzeller güzeli kitabevinde biraz kitap koklama zamanı. Daha fazla kitap kokusu isterseniz binanın beşinci katında bir de kütüphane bulunuyor. 4000'i nadir eser olmak üzere 80000 kitabın sizleri beklediği, huzur dolu bir ortam var Beyoğlu curcunasının içinde, aklınızda olsun.

Ben şiir kitapları alıyorum bu kez. Yol Ayrımı filminde Rutkay Aziz'in oynadığı Altan karakteri şiirler okudukça canımız şiir çekmişti. Çok ayıp belki ama benim gibi bir kitap kurdunun da şu ana kadar hiç şiirle ilgisi olmadı. Şiir kültürüm çok zayıftır ve sever miyim sevmez miyim hiç bilmiyorum ama Şiir 101 tadında aşağıdaki üçlüyü aldım bu güzel kitapçıdan.


Ah, bir de başlıkta kahve demiştim, değil mi? Çok pardon. Hazır Ara Kafe'ye bu kadar yaklaşmışken ve hava da bu kadar soğumuşken Meksika usulü, acılı sıcak çikolatasından içmeden gitmek olmaz dedim. İyi ki de demişim. Tıpkı Beyoğlu gibi, onu da ne kadar özlediğimi fark ettim.

Bu arada "İstanbul'dan kaçmak lazım", "artık sevmiyorum bu şehri", "yılın 12 ayı Kaş'ta yaşasak keşke" falan gibi şeyler söylediğimi duyarsanız acilen susturun beni! Yok ayol, baya seviyorum ben sokağa çıktığım her seferinde bana turist gibi dolaşabileceğim bollukta alternatif sunan bu şehri. E yılın 4-5 ayı da Kaş'a kaçabiliyorsam daha ne isterim, değil mi? Evet her sene Kaş dönüşü bir ay falan mızmızlanabilirim ama o Kaş defteri değil yaz defteri kapandığındanmış, onu da keşfettim kendimle ilgili. Türkiye sınırları içinde yaşayacaksak eğer İstanbul hâlâ alternatifsiz bizim için. Bize sunduklarının tadını çıkararak, keyifle ve sağlıkla ve hep güzel yüzünü görerek yaşamayı seçiyorum bu güzel şehirde. Ama "lütfen gel, Roma'da evin hazır, İtalyan vatandaşı oldun, İtalyanca kursuna kaydını da yaptırdım" ya da "hatrım kalır bak, San Francisco'da nefis bir bahçeli ev ayarladım sana, kutlama için de Napa Vadisi'nden şarapları sipariş ettim bile, Green Card'ın da hazır" falan diyorsanız o zaman işler değişir. Bu tekliflere her zaman açığım, aklınızda olsun. ;))

İyi gezmeler. 

3 yorum:

Işın dedi ki...

Yeniköy korusu duruyor evet. Dışarıdan çok yeşil görünüyorma içinde ne var, site mi var bilemiyorum. Gezinti alanı değil gibi pek. Boğazın kalan korularını canla başla korumamız lazım.
"Türkiye sınırları içinde yaşayacaksak eğer İstanbul hâlâ alternatifsiz bizim için. " Bunu kabul edenleri duyabilmek çok güzel. Hele ki benim gibi Ankara'da büyümüş ve hala aileden dolayı gitmek zorunda olan biri için İstanbul'un kıymeti o kadar büyük ki. Bana da alternatif olarak sunulan Londra, Roma, Barcelona ise eyvallah. Ama kimse bana Akdeniz-Ege kasabası, küçük şehir alternatifiyle gelmesin. Valla benim her günüm keyifli geçiyor bu şehirde, yapılacaklar hiç bitmiyor. Her mahalle ayrı bir keyif.

sezer eser perker dedi ki...

Her şeye rağmen vazgeçilemiyor değil mi İstanbul'dan? :) Sen de İstanbul'un tadını çıkarmaya çalışanlardansın İmge. O yüzden sıkı takipteyim:)

Imge dedi ki...

Işın,

İtiraf edeyim ben her Ekim sonu "Akdeniz kasabasında -daha spesifik olacak olursak Kaş'ta ;)- yaşasak yaa" diye mızmızlanarak bitiriyorum yazı. Ama normal ayarlarıma dönünce -yani yaklaşık bir ay içinde- fark ediyorum ki buradaki alternatif bolluğunun içinde yaşamayı çok seviyorum. Çünkü o alternatif bolluğundan yararlanıyorum da. Yararlanmayan, tadını çıkar(a)mayan pek çok insan var. Onların neden kaçmayı düşündüğünü de anlamak hiç zor değil bir yandan. Bir şeye de çok eminim ki o sakin Akdeniz/Ege kasabalarında kurulan yaşamların da güzelliği ve maddi/manevi tatmin içinde sürdürülebilirliği tartışılır. Neyse, herkes tadını çıkarabildiği yerde mutlu olsun, ne diyelim. Şimdilik bize İstanbul iyi bakıyor, biz de ona. ;) Böyle devam etsin dilerim hepimiz için.
Sevgiler.

Sezer,

Elimizdekinin tadını çıkarmayı bilmek gerek. Gereklilikten öte keyifli de aynı zamanda. ;) Ben elimden geldiğince onu yapıyorum ama İstanbul da bu anlamda zorlayıcı olduğu kadar yarımcı da. Bence gezdiklerimize, gördüklerimize bakılırsa bizler şanslı İstanbul sakinlerindeniz, onun da çok etkisi var tabi. Hep gönlümüzün çektiği yerlerde, tadını çıkaracağımız hayatlar sürelim dilerim ki.

Sevgiler.