Kadıköy'deyiz...

Annem ve babam dün akşam Adana'ya döndüler. Buradaki son günlerinde Kadıköy ve Bağdat Caddesi'ni gezdik. (Şimdi annem okurken "Tövbe tövbe, ne demek son gün!" diye içinden geçiriyor, babam da otomatik olarak "Sonsuzlukta son yoktur!" diyordur.) :)

Neyse, Kadıköy'ün çarşı içini, Beşiktaş ve Taksim karışımına bir tutam Mısır Çarşısı'nın yanındaki açık yiyecek pazarı bölümü eklenmiş hali gibi görüyorum. Babam vapurla ulaşım için, annem de Bağdat Caddesi'ndeki Pabetland'ı görmek için karşıya geçmek istediler. Böylece planımız ortaya çıkmış oldu. Kahvaltıdan sonra 12:15 vapuruna attık kendimizi...

















Caddedeki Pabetland ile ilgili hayal kırıklığına uğradığımızı söylemem gerekiyor. Nerede o eskiden Maslak'ta bulunan devasa Pabetland! O güzelim mutfak eşyaları, dekoratif objeler, mobilyalar arasında kendimizi kaybetmiştik. Burası ise onun onda biri büyüklüğünde ve yalnızca birkaç çeşit mobilya ve süs eşyasının bulunduğu küçücük bir mağazaydı! Ama oradaki görevliden müjdeyi aldık! Avrupa Yakası'na büyük bir Pabetland açılacakmış. Şu an yer belirleme çalışmaları yapılıyormuş.

Caddede biraz alışveriş yaptıktan sonra Kadıköy'e döndük. Burada daha fazla zaman geçirmek istiyorduk. Önce Baylan Pastanesi'nde bir mola verdik.

















1923 yılında kurulan Baylan Pastanesi'nin öyküsünü ve "baylan" kelimesinin sözlük anlamını merak edenler aşağıdaki resme bakabilirler. Pastane hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenler ise web sitesine buyursunlar lütfen...

















Babam bir adet Baylan'ın meşhur Kup Griye'sinden söyledi. Galiba en risksiz ve doğru seçim buydu! Ben, annemle birlikte bölüşmek üzere elmalı pie ile kahve söyledim. Tatlı konusunda aramızdaki en hevesli kişi olan annem ise Cola Zero söyledi!!! (Hımm, bu işte bir terslik var sanki!) Elbette, o elmalı pie'dan birkaç çatal almak annemi kesmeyince kendisiyle bölüşmemiz şartıyla bir tane armutlu pie isteyeceğini söyledi. "Tamam, destek atarız sana," dedik ve siparişi verdik. Uzun bir süre bekledikten sonra yanımızdan geçen garsonu durdurduk ve siparişimizin ne olduğunu sorduk. Mırıl mırıl ağzında bir şeyler gevelermişçesine konuşan garsonun 'armutlu pie kalmadı' mesajını vermek istediğini anlayabildim. Ama annemin psikolojisi o hevesli bekleyiş sonucunda bu cevabı duymaya hazır değildi. Garsonun yanında bana dönerek "Ne diyor İmge?" diye sordu. :) Garsonun yaptığı açıklama ona Çince kadar uzak gelmişti. :) Bu travmayı çabuk atlatabilmesi için hemen bir elmalı pie daha söyledik. Bu arada Kup Griye'yi zaten biliyor olabilirsiniz, ama elmalı pie'ın da çok lezzetli olduğunu belirteyim.



















Annem de bir doz tatlısını aldıktan sonra Kadıköy sokaklarında dolaşmaya devam ettik. Onun bayıldığı tabak-çanak, havlu, masa örtüsü, paspas, tencere-tava ve kurulama bezi alışverişi turuna çıktık. Bu sırada aklıma bazı sorular takıldı, ama bu soruları annemle paylaşmama rağmen net cevaplar alamadım: "Anneler neden sürekli olarak kurulama bezi ve masa örtüsü almaya bayılırlar? Bunun bir sınırı yok mudur? Yoksa kurulama bezi ve masa örtüsü sözkonusu olduğunda asla yeterli sayıya ulaşılamaz mı?" Bu arada babamın gözü ara sokaklardaki midye dolma/tava, balık, kokoreç falan yapılan yerlerdeydi. Bir süre sonra bizi kendi halimize bırakıp, orada takılmaya devam etti. En sonunda kendimizi akşam 17:15 vapuruna atarak Beşiktaş'a döndük.

Bu arada dönmeden önce Uçan Kaz Norton'u da havlu aldığımız dükkanın karşısındaki çeşme başında su içerken gördük. (Bu arada kazın orijinal adı Martin'miş, Türkçe adı Morton'a dönüştürülmüş, ama ben birçoğumuzun ve benim çocukluğumuzdan aklımızda kalan adı olan Norton'u kullanmak istedim. Bu nostaljik karakteri görünce gözleriniz doldu mu? :))

6 yorum:

eddie dedi ki...

Çok güzel görüntüler var ama ilk aklıma gelen ne kadar ödeyeceğim olurdu. siz ne kadar ödediniz.

İmge Tan dedi ki...

Baylan'ın fiyatları çok makul.. Kup Griye 9,5 YTL, kahveler 4,5 - 5,5 arası, apple pie fiyatı da galiba 8,5 gibiydi. O yüzden fiyat-kalite kıyaslaması açısından da önerebileceğim bir yer.

mutfakfaresi dedi ki...

Aaaaa aşk olsun İmge! Bizim buralara gelmişsin de hiç haber vermemişsin. Zaman da kıymetlidir elbet ama haberim olsaydı Pabetland bana oldukça yakın sizi kısa bir mola verip espresso içmeye davet ederdim.:o( Buradaki Pabetland Maslak'takine hiç benzemiyor haklısın ben de büyük bir hevesle beklemiş ve açıldığında da hayal kırıklığına uğramıştım. Bir de bir dahaki sefere annenleri Moda'ya ve Fenerbahçe Parkı'na da götürebilirsin.

İmge Tan dedi ki...

Teşekkürler Özlem'cim, teklif etmen yeter, içmiş kadar olduk espressonu..:)

Moda'yı geçen gelişlerinden birinde görmüşlerdi (hatta birkaç kez görmüş de olabilirler), ama Fenerbahçe Parkı'nı hiç görmediler. Biz de Avrupa Yakası fanatikleri olduğumuz için aklımıza oralar gelmiyor pek..:) Bir dahaki sefer için iyi bir plan olabilir. Not edildi! :)

ZehirliÖrümcek dedi ki...

ooo İmgecim, sen hep böyle geziyor musun? Ne güzel ya!

u arada "Sonsuzlukta son yoktur" lafı için babanıza çok selamlar. Yazdım bunu heryerime :))

İmge Tan dedi ki...

valla bu biraz yaz modumdan biraz da annem ve babamın burada olmasından kaynaklanan bir gezme yoğunluğu oldu aslında! ama şunu fark ettim ki fazla gezmek alışkanlık yapıyormuş..:)