Ozan Ünal "Rüya anıdan sayılır mı" Heykel Sergisi

“Uyanıklıklıkla hala uyuyorluk arasındaki sınırsız boşlukta yüzerken; tamamen ayıklığa dönüşün; ilk görüntünün beyne yollanmasıyla başlayan algı; yerin, günün, hayatın ve kendinin hatırlanması; varlığın bilinci artı hatırlanmalar artı algı toplamı eşittir idrak...

İdrak ettiğin gerçekliğin, gördüğün rüyanın karşısındaki sıkıcılığı, üzücülüğü,  yetersizliği… eşittir hayal kırıklığı…”

 

İşte hikaye burada başlıyor… Gözleri tekrar kapatmak; uykuya dalmaya çalışmak; becerememek; o rüyaya dönememek ve eldeki gerçekliği kabullenmek. Mecburen uyanmak. Artık…


“rüya anıdan sayılır mı? ” bu hayal kırıklığı ile ilgileniyor;  rüyalarla değil; rüyayı görenle. Rüya dediğimiz; ne yaparsak yapalım rüya olmaya devam edecek “rüya”yı; gerçek dediğimiz; ne yaparsak yapalım gerçek olmaya devam edecek olan “gerçek”le değiştirmeye  gönüllü kalabalıkla ilgili.






Figüratif işleriyle heykel disiplininde hikayeler yazan Ozan Ünal; “rüya anıdan sayılır mı?” sergisiyle; iklimsel, sosyolojik, politik, etik  bozulmaların etkisiyle her geçen gün daha da zorlanan ruhlarımıza;  gerçek acıttıkça altına saklandığımız örtülerin altından; kaçtığımız rüya evrenlerinin manzaralarından bakıyor. “Büyülü gerçekçi” hikayelerini beton, demir, paslanmaz çelik ve bronz malzemelerle çalıştığı heykeller aracılığıyla  izleyiciye sunuyor.

 

Ozan Ünal’ın “Rüya anıdan sayılır mı?” sergisi; Galeri Selvin küratörlüğünde; 15 Ekim – 15 Kasım 2021 tarihleri arasında İstanbul Ortaköy Hüsrev Kethüda Hamamı'nda sergilenecek. Sergide sanatçının bu sergi projesi kapsamında yazıp çizip karaladığı tüm eskiz defteri de 250 edisyon basılarak izleyiciye sunulacak.





 

Ozan Ünal: “Üzerinde 3 yıla yakındır çalıştığım bu sergi belki otuza yakın  heykel olarak karşınıza çıkıyor ancak altında yüzü geçkin sayfa yazım denemem karalamam var. Yapmadığım; ancak başka bir heykele ilham olmuş, detayından vermiş, ruhundan bağışlamış onlarca heykel çizimim var. Bu hikayenin bir parçası onlar da ve görülmelerini istedim. Onları da onurlandırmak istedim ve bir kitapta topladım. Eğer sanattan bahsedeceksek ; bu o yolun tamamıdır bence çünkü”

 

Sanatçının bu süreçte dolmakalem ve divit ile çalıştığı desenlerinden oluşan “500 eskiz” koleksiyonu da “Rüya anıdan sayılır mı?” sergisi süresince Nişantaşı Galeri Selvin'de izleyicilerle buluşacak.


İyi seyirler.

Film Ekimi 2021

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 20. kez düzenlenen Filmekimi 8-17 Ekim’de İstanbul ile Ankara ve İzmir’de sinemaseverlerle buluşuyor. Altın Lale kazanan Madalena’nın yanı sıra Cannes’da Altın Palmiye kazanan Titane, tüm dünyada merakla beklenen Dune: Çöl Gezegeni, Venedik’te Altın Ayı kazanan Kürtaj gibi filmlerin Türkiye prömiyerlerinin yapılacağı Filmekimi’nin biletleri 4 Ekim’de satışa çıkıyor.

Filmekimi programı

  • Fransız Postası / The French Dispatch / Wes Anderson
  • İnek / Cow / Andrea Arnold
  • Paris, 13. Bölge / Les Olympiades / Paris, 13th District / Jacques Audiard
  • Ali ve Ava / Ali & Ava / Clio Barnard
  • The Power of the Dog / Jane Campion
  • Annette / Léos Carax
  • Ayrı Dünyalar / Ouistreham / Between Two Worlds / Emmanuel Carrère
  • Chiara / A Chiara / Jonas Carpignano
  • Yol Ayrımı / La Fracture / The Divide / Catherine Corsini
  • Hayvan / Animal / Cyril Dion
  • Kürtaj / L’événement / Happening / Audrey Diwan
  • Titane / Julia Ducourneau
  • France / Bruno Dumont
  • Kahraman / Ghahreman / A Hero / Asghar Farhadi
  • Il Buco / Michelangelo Frammartino
  • Drive My Car / Ryûsuke Hamaguchi
  • Hatıra: 2. Bölüm / The Souvenir: Part II / Joanna Hogg
  • Guermantes / Christophe Honoré
  • Belle / Ryu to Sobakasu no Hime / Belle / Mamoru Hosoda
  • Kuzu / Dýrið / Lamb / Valdimar Jóhannsson
  • Buluşma / Mass / Fran Kranz
  • 6 Numaralı Kompartıman / Hytti Nro 6 / Compartment No. 6 / Juho Kuosmanen
  • Murina / Antoneta Alamat Kusijanovic
  • Huzursuz / Les Intranquilles / The Restless / Joachim Lafosse
  • Ahed’in Dizi / Ha’berech / Ahed’s Knee / Nadav Lapid
  • Aline / Valérie Lemercier
  • Bergman Island / Mia Hansen-Løve
  • Kardeşlerim ve Ben / Mes frères et moi / My Brothers and I / Yohan Manca
  • Madalena / Madiano Marcheti
  • Büyük Özgürlük / Grosse Freiheit / Great Freedom / Sebastian Meise
  • Kan Portakalları / Oranges Sanguines / Bloody Oranges / Jean-Christophe Meurisse
  • Dil Dersleri / Language Lessons / Natalie Morales
  • Üç Aile / Tre Piani / Three Floors / Nanni Moretti
  • Evrim / Evolution / Kornél Mundruczó
  • Her Şey Yolunda / Tout s’est bien passé / Everything Went Fine / François Ozon
  • Gözünün Önünde / Dangsin-eolgul-apeseo / In Front of Your Face / Hong Sang-soo
  • Kumarbaz / The Card Counter / Paul Schrader
  • Petrov Grip Oldu / Petrovy v grippe / Petrov’s Flu / Kirill Serebrennikov
  • The Hand of God / È Stata la Mano di Dio / Paolo Sorrentino
  • Çılgın Tanrı / Mad God / Phil Tippett
  • Dünyanın En Kötü İnsanı / Verdens Verste Menneske / The Worst Person in the World / Joachim Trier
  • Benedetta / Paul Verhoeven
  • Dune: Çöl Gezegeni / Dune / Denis Villeneuve
  • Memoria / Apichatpong Weerasethakul
  • Bir Saniye / Yi miao zhong / One Second / Zhang Yimou

Ayrıntılı program ve gösterim çizelgesi, bilet satış ve film/sinema bilgileri için İKSV'nin Filmekimi linkine tıklayabilirsiniz. 

Şimdiden iyi seyirler. 

Görülmüştür, Başkalarının Ülkesi ve Suzan Defter

Bu kez hem kitaplar hem de bir film var. Artık yavaş yavaş akşamları film izlemek için TV başına oturma zamanları da geldiğine göre açılışı uzun zamandır listemde izlenmeyi bekleyen ve Netflix'e gelince izleyebildiğim Görülmüştür filmiyle yapayım dedim. Berkay Ateş'in cezaevinde mahkumlara verilmeden önce mektupları okuyan ve annesiyle (Füsun Demirel canikosu ;) ) yaşayan genç gardiyan Zakir'i canlandırdığı film, zaten o mektuplardan birinin etrafında şekilleniyor. Oradaki genç ve güzel bir kadının (Saadet Işıl Aksoy) mahkum kocasına yazdıklarını ve ziyaret saatlerinde kayınpederiyle birlikte geliş gidişlerini yakın takibe alan Zakir kendisini bambaşka bir hikayenin içinde buluyor. Diğer gardiyanlar da dahil olmak üzere tüm oyunculukların çok doğal olduğu ve yaratıcı yazarlık kursunun hocası olarak Yiğit Sertdemir'i görmenin tatlı bir sürpriz olduğu filmi ben çok sevdim. İlla iyi ya da kötü bir sona bağlanmasını beklemiyorsanız ve gerçekçi senaryolar hoşunuza gidiyorsa öneririm.


Kitaplara gelecek olursak önerilerini her zaman bayılarak takip ettiğim Leylak Dalı'ndan duyduğum Başkalarının Ülkesi romanını bitirdim geçen hafta. Fransa'da yaşayan genç Faslı yazar Leila Slimani'nin romanı 1940’lı yıllarda Alsacelı Mathilde ile sömürge ordusunda Fransa için savaşan Emin’in aşkıyla başlıyor. Savaş sonrasında Fas'a dönüp orada yaşamlarını sürdürmeye başlayınca aşk maşk hak getire tabi..;) Yani öyle demeyeyim de kültür farkları diyeyim, hayat gailesi diyeyim, iç ve dış siyasetin hayatlarına tuz biber olması diyelim, falan filan. Ama anladınız siz bence, şahane olur böyle romanlar. Ayrıca kim yerli kim yabancı, kim sömürüyor kim sömürülüyor, ötekileşme nasıl oluşur, hatta hangi noktada farkında bile olmadan insanın içinde oluşur gibi konulara da çok başarılı bir şekilde değinmiş yazar. Öneriyorum.


Yine geçen hafta bir günde bitirdiğim bir diğer kitap ise çok sevdiğim Ayfer Tunç'un şu ana kadar okumamış olduğum birkaç kitabından biri olan Suzan Defter'di. Değişik bir tarzda yazılmış olan bu kısa roman eş zamanlı iki ayrı günlüğü takip ediyor. En güzel okuma yolu ise önce sağdaki sayfaları okuyup bir günlüğü bitirmek, daha sonra soldaki sayfaları okuyup diğerini. Yoksa biraz karman çorman olmanız mümkün. ;) Ama size uyan okuma şeklini keşfettikten sonra tadından yenmeyen bir roman yine. Nefis kurgu, derin karakterler, o içsel durumları ve duyguları her zamanki gibi harika anlatan bir kalem. Ayfer Tunç asla hayal kırıklığına uğratmayan yazarlardan benim için. Çok seviyorum Merkez!.


Sergi Haberi: Bir İlkel Uzay Macerası

Galeri 77, Halil Sercan Tunalı’nın “Bir İlkel Uzay Macerası” isimli kişisel sergisine 16 Eylül – 17 Ekim tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Sanatseverlerin ismini Mamut Art Project 2020 edisyonundan hatırlayacağı ve galerinin yeni temsil etmeye başladığı genç sanatçı Halil Sercan Tunalı, çizimleri ile bizi gerçeklik ve hayal dünyası arasında soyutlanmış, özümsenmiş, ileri ya da geri, güncel ya da ilkel ama bir o kadar da deneysel bir kurguya davet ediyor. Kompozisyonlarında minimalizm ve sürrealizmin etkilerine sıklıkla karşılaştığımız sanatçı, dışavurumculuk, optik ve soyut sanatın etkilerinden de beslenmeye çalışıyor. Picasso, Miro ve Escher gibi sanatçılardan etkilenen Halil Sercan Tunalı, resimlerinde kullandığı sembollerin bir alfabe oluşturmasıyla birlikte izleyiciyle kurmak istediği bağları güçlendirmeye çabalıyor.

Kuraklık

Gezegen

Halil Sercan Tunalı’nın eserleri sözü edilen realizm ve gerçekliğin ayna tutulmuş, yalınlaştırılmış, minimal anlatılarını oluşturuyor. Tunalı’nın illüstrasyonlarında kişiselleşen bir gerçeklik yanında toplumsal bir realizm de oldukça yaygın kullanılıyor. Gündelik ve güncel konular bilimsel gerçeklikler ile birlikte görsel bir füzyon içinde imgesel bir boyuta ulaşıyor. Yazı ve görsel ile harmanlanan, yalın ve sade bir dil, içerik olarak okura ve izleyiciye ulaşan yapıtlar günümüzün gerçekliği içindeki kesitleri masalsı bir üslup ve şiirsellik içinde sunuyor. Tunalı’nın sosyo-politik konulara, kültürel deformasyon ve bireysel çarpışmalara yer verdiği yapıtları koyu ve açık renklerin öznelleştirilmiş yaklaşımı içinde karanlık ve aydınlığın bir dualitesi, yan yana bir armonisi olarak izleniyor. Suluboya, asit bazlı kalem ve akrilik gibi teknikler ile hazırladığı illüstrasyonlarında kompozisyonda yer yer koyu tonların işgali ile tüm negatifliklere işaret ederken, kimi yerlerde ise pastel ve uçucu, lirik tonların yan yana gelmesiyle tatlı bir yaz esintisinin keyifli ve poetik bir balansını pozitif konulara işaret ederken kullanıyor.
 
Trafik



Halil Sercan Tunalı’nın “Bir İlkel Uzay Macerası” ismini verdiği sergisi insanın evrendeki nokta kadar dahi olmayan varlığı üzerinden yaratılan egoları, yok edilen yaşamı, gerçek ve kurgu arasındaki göstergeleri, bilim, sanat, kültür ve toplum ekseninde sosyal medyanın ve bugünün bir dili olarak çok boyutlu bir algı meselesi şeklinde sunuluyor. Absürt ve ironik olan tüm bu hayat Halil Sercan Tunalı’nın zihninden yeni bir sorgu, keskin bir anlatı olarak çıkıyor. Tüm bu modernite karşısındaki çaresizliğimiz, bencilliklerimiz, dünyayı ve kendimizi kurtarma çabamız lirik bir esinti gibi karşımızda duruyor.

Sergi hakkında daha fazla bilgi, görsel ve 3D tur için Galeri 77'nin web sayfasına göz atabilirsiniz. 
İyi gezmeler.

Pera Müzesi'nde Yüzleşme

Pera Müzesi, ulusal ve uluslararası eğitim kurumlarıyla iş birliği yaparak genç sanatçıların ve tasarımcıların çalışmalarını izleyiciyle buluşturmaya devam ediyor. Yeditepe Üniversitesi’nin kuruluşunun 25. yılında, üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi mezun ve öğrencilerinin üretimlerinden oluşan, küratörlüğünü Marcus Graf’ın üstlendiği Yüzleşme sergisi, profesyonel sanatçı ve tasarımcılarla sanat ve tasarım öğrencilerinin doğa-kent ilişkisi ve birey-toplum konularına dair soruları tartışmaya açıyor. 7 Eylül'de açılan sergi 24 Ekim'e kadar gezilebilecek.


Sergi, sanat ve tasarımın ontolojik varlığına dair konuları eleştirel bir bakışla ele aldıkları çok katmanlı bir forum olarak kurgulandı. Alışılagelmiş öğrenci veya mezun sergisi anlayışını aşmayı hedefleyen Yüzleşme sergisi aynı zamanda fakültenin geçmişi ve bugünüyle yüzleştiği bir alan niteliği de taşıyor; bugünün güzel sanatlar, grafik tasarım, tiyatro, gastronomi ve mutfak sanatları yanında sanat ve kültür yönetimi alanlarının etkileyici dünyasını keşfetme şansı veriyor. 


Serginin küratörlüğünü üstlenen Yeditepe Üniversitesi Sanat ve Kültür Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Marcus Graf, sergiyle ilgili olarak şunları söyledi:

“Biz hem bilim hem de sanat ve kültürle uğraşıyoruz. Dolayısıyla bir eğitim kurumu olarak bizim ana görevimiz, bilgi üretmek ve bilgi paylaşmak. Bu bağlamda Güzel Sanatlar Fakültesi olarak sanat ve kültürle bilgi üretimi ve paylaşımını çok önemsiyoruz. Çünkü bu alternatif bir üretim alanı. Bu yüzden yeni bilgi üretmeden önce eski bilgilerle yüzleşmek lazım. Çünkü yeni bir şey yaratmak istiyorsanız eski durumu anlayıp değerlendirip onun yenisini ya da daha iyisini ancak yüzleşerek yaratabilirsiniz.” 

Bu genç ve yaratıcı isimlerin çalışmalarını görmek için 24 Ekim'e kadar zamanınız olduğunu unutmayın. Sergi ile ilgili daha detaylı bilgi, görseller ve sergi kapsamında gerçekleştirilen diğer etkinliklerle ilgili bilgi almak için Pera Müzesi'nin web sayfasına uğrayabilirsiniz. 

İyi gezmeler!

Son Okunanlar: Bildiğimiz Dünyanın Sonu, Mahir Ünsal Eriş Öyküleri, Kübra

Bu yaz ile ilgili en sevdiğim bölüm okuduğum kitaplar oldu desem yeridir. Onun dışında pek çok anlamda güzel bir yaz olmadı benim için ama tabi ki sağlıklıyız, nefes alıyoruz, şikayet etmiyoruz, şükür! 

Kitaplar ise her zaman güzel. Bir de komşuculuk oynadığımız Dilara ile kitap değişimi yapmak pek bir güzel oldu. Bu son okuduklarımın tamamı ondan aldığım kitaplar. Sayesinde Erlend Loe ile tanışmış oldum ve yazarın diğer kitaplarını da listeme ekledim. Bildiğimiz Dünyanın Sonu'nu çok duymuştum ama büyük olasılıkla kendim "ormanda geyiğiyle yaşayan bir adamın ailesine dönme" hikayesini duyunca fantastik  bir hikaye falan sanıp almazdım. Doppler'in evime gelmesiyle birlikte kendisine bir şans vereyim dedim ve müthiş bir çağdaş yazarla ve modern zaman kahramanıyla tanışmış oldum. Keşke önceki iki kitabını da okuyup sırayı bozmamış olsaydım ama olsun. Müthiş bir modern zaman, kapitalizmin hepimizi içine sıkıştırdığı çember, kent yaşamı sayesinde doğaya uyumunu ve bağını kaybeden insan eleştirisi bu roman. Tükete tükete tükendiğimizi, gerçekliğimizi kaybettiğimizi ve sistem tarafından desteklendiğimiz için aslında çok akıllı, çok başarılı, her şeyin çok iyisi olduğumuzu çok akılcı ve esprili bir dille anlatıyor. Bayıldım.   


Mahir Ünsal Eriş ile en son ilk çıkan öykü kitabı Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde sayesinde tanışmışım. İlgilenenler için kitap hakkında yazdığım post linki burada. Çok sevmiş olmama rağmen öykü insanı olmadığım için daha sonraki kitaplarını takip etmemişim. Aşağıdaki üçlü gelince bundan sonra asla ihmal etmemem gereken bir yazar olduğunu bir kez daha hatırladım. Edebiyat anlamında doyurucu genç yazar kadar sevdiğim çok az şey var günümüz dünyasında. Mahir Ünsal Eriş de benim için kesinlikle onlardan biri. Ne kadar gerçek karakterler, nasıl içten ve yalın bir anlatım, ne şahane duygu aktarımı. Çoğu hikayede mideme bir yumruk otursa da hüzünden bundan sonra vazgeçmeyiz kendisinden. ;)  


Afşin Kum'u ilk kez Dilara sayesinde duymuş oldum. Kübra'yı müthiş önyargılı elime aldım çünkü bilim kurgumsu bir şey okuyacaksam bu ancak Black Mirror senaristlerinin falan yazdığı bir şey olabilir benim için. ;) O kadar uzağım bu dünyaya maalesef. Muhtemelen okumam ama bir göz gezdiririm diye aldım iki günde bitirdim romanı. Meğer asıl ününü Sıcak Kafa romanıyla kazanmış, hem zeki hem yaratıcı, tadından yenmez bir yazarımızmış kendisi (tabi ki ilk roman da listeye eklendi). 



Kübra'ya gelecek olursak "dünyayı yapay zeka mı ele geçirecek" tarafıyla bilim kurgu özelliği ağır bassa da benim için kurgu roman olarak çok keyifle okunabilen bir roman oldu. İnsanın anlam arayışını ve iktidar tutkusunu ve modern dünyada ikisi bir araya gelince ortaya neler çıkabileceğini, kontrolün nasıl kaybedilebileceğini anlatan çok güzel bir hikaye olmuş Kübra.    

Kişisel bir notla da bitireyim. Hayatın bir an içinde ne kadar alt üst olabileceğinin belki de en trajik örneklerinden birini gördük çok yakınlarda çok yakın bir tanıdığımızın başına gelenler olarak. Çok üzüldüm, çok sorguladım, çok isyan ettim ve çok işin içinden çıkamadım yine. Kendi adımıza çok büyük bir kayıp yaşadık, öyle ki çok rahatlıkla söyleyebilirim ki Kaş bile eskisi gibi olmayacak benim için. Ama fark ediyorum ki okumak her zaman şifa oluyor bana. Bana başka kapılar açabilen, içimin sıkışmasına iyi gelip boğulmamı önleyen en etkili araç hayatımda. O yüzden iyi ki kitaplar var, hayat onlarsız çok daha acımasız olurdu.  

Sergi Haberi: 'Aklımda bir söz vardı sessizliklere dair...'

Dilşad Akçayöz'ün 'Aklımda bir söz vardı' sessizliklere dair... isimli heykel sergisi 15 Eylül - 10 Ekim tarihleri arasında Nişantaşı Galeri Selvin'de görülebilir.

Çocukluk ile yetişkinlik arasında, toplumun biçimlendirme arzuları ve kendi gerçekliği kıskacında sıkışmış, sıkıştırılmış genç bireylerin içsel yolculukları ve  sessizlikleri bunlar.  Belki de hepimizin bir defa çıktığı kendini var ettiği,  özgürleştiği ve en büyük umudun içinde olduğunu keşfettiği bir yolcuk vardır. Bazı çocukların yolculukları ise daha kırılgan ve hassastır. Ben buna cam kalpli kayıp çocuk-lar diyorum.  Aslında kalbi camdan olan çocukların sessizliklerine ve umutlarına dair bir şeyler söylemek istedim sadece..  “Aklımda bir söz vardı, sessizliklere dair…” Bu verilmiş bir söz ve söylenmemiş ikinci bir söz arasındaki sessizliği ifade ediyor. Bu yüzden zaman kavramını ortadan kaldırıyor.  




Sanatçı hakkında: 1989 İstanbul doğumlu Akçayöz, 2009 yılında Marmara Üniversitesi Heykel Bölümü Lisans eğitimine başlamıştır. 2015 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Ana Sanat Dalı Yüksek Lisan Eğitimine başladı. Çeşitli sempozyumlarda yer alan sanatçı birçok karma sergiye katılmıştır. İstanbul'da kişisel atölyesinde araştırma ve üretimini sürdüren sanatçı, Ziyattin Nuriev atölyesinde yetişmiş ve eğitim döneminde çok sayıda yerli ve yabancı sanatçıyla çalışmıştır.

 

İyi gezmeler.

Taze Kuruyemiş Nasıl Ayırt Edilir?

Her evin ve ofisin vazgeçilmez lezzeti kuruyemişler! Kimi zaman ara öğünlerimize, kimi zaman keyifli sohbetlerimize kimi zamansa eğlenceli bir film keyfine eşlik eden kuruyemişler hayatımızın olmazsa olmazı! 

Günün her anı keyifle tükettiğimiz kuruyemiş lezzetini doğru seçmek, en taze ve kaliteli kuruyemiş lezzetini bulmak ise en önemli nokta olmakta…

 
Taze kuruyemişi anlamak ve doğru kuruyemiş lezzetini bulmak için dikkat etmeniz gereken bazı püf noktalar var. Siz de "Kuruyemiş seçerken nelere dikkat edilir? Doğru kuruyemiş nasıl seçilir? Kuruyemişler nasıl saklanır?" sorularını merak ediyorsanız yazımızın devamını okumanızı tavsiye ederiz.

 

Kuruyemiş Seçerken Nelere Dikkat Edilmelidir?

Taze ve lezzetli bir kuruyemiş lezzetini anlamanın en kolay yolu tadıdır! Tükettiğiniz kuruyemiş lezzetinin tazeliğini ve kalitesini kolaylıkla anlamanız mümkündür. Bayat kuruyemiş lezzetleri daha acı bir lezzete sahiptir. Yağ dengesi bozulan ve bozulmaya başlayan kuruyemişlerin tadı normalde tükettiğiniz taze kuruyemiş lezzetlerinden oldukça farklı olacaktır. Bu sebeple kalitesine ve lezzetine güvendiğiniz tüketici koruma kanunlarına uyan satıcılardan alışveriş yapanız önerilir. 

Ufresh sofralarınıza eşlik edecek lezzetli ürünleri, ilk günkü tazeliğiyle sizlere ulaşması için üstün kalite anlayışı ile değer sunmaktadır. Zengin ürün çeşitliliğini her gün yenileyen Ufresh; kuru meyveler, yağlar, kuruyemişler, lokumlar ve drajeler ile en taze lezzetleri özel ambalaj ve paket seçenekleri ile kıymetli müşterilerine sunmaktadır.  

 

Kuruyemiş lezzetinin tazeliği ve kalitesini etkileyen bir diğer önemli unsur kuruyemişlerin hava ile temasıdır. Kuruyemişlerin taze kalması için hava ile minimum temas etmesi gerekmektedir. Açıkta bırakılan ve uzun süreler hava ile temas eden kuruyemişler daha hızlı bayatlamaktadır. Bu sebeple kaliteli bir paketleme ya da ambalaja sahip olmayan kuruyemişleri satın almanız önerilmemektedir. 

Kuruyemiş fiyatları taze ve kaliteli kuruyemiş alırken dikkat edilmesi gereken önemli hususlardan biridir. Taze olmayan ya da bayatlamaya yüz tutmuş kuruyemişlerin fiyatları normal fiyatlarının daha altında satılmaktadır. Bu sebeple satın aldığınız ürünün kalitesi fiyatı ile doğru orantılı olacaktır. 
Kuruyemişlerin paketlerinde yer alan son tüketim tarihleri taze bir kuruyemiş olup olmadığını anlamak için kullanılabilecek en basit yöntemlerden biridir. Tercih edeceğiniz güvenilir kuruyemiş markalarının satış noktalarında, kuruyemişlerinizin son tüketim tarihlerine ve online olarak yapacağınız alışverişlerde paketi açmadan önce tüketim tarihine dikkat etmeniz önerilir. 

Kuru incirden kuru kayısıya, hurmadan zeytinyağına, incir çekirdeği yağından lokumlara, drajelerden kahveye, çiğ kuruyemişlerden kavrulmuş kuruyemişlere kadar geniş ürün gamı ile Ufresh, Türkiye’nin dört bir yanına hizmet veren şubeleri ve online satış web sitesi olmak üzere kaliteli ve taze ürünlerini tüketicisine sunmaktadır.
 
Taze Kuruyemiş İçin Doğru Saklama Koşulları

Satın alınan kuruyemiş lezzetlerinin tazeliklerini koruması için kuruyemişlerin saklama koşulları büyük önem taşımaktadır. Taze bir kuruyemiş hava almayan kilitli poşetlerde ya da kavanozlarda saklanmalıdır. Taze kuruyemiş lezzetini korumanız için saklama koşullarında direkt gün ışığı ve ısı almayan ortamları tercih etmeniz önerilmektedir. Ufresh kalitesi ve güvencesiyle, taptaze kuruyemiş lezzetleri, 250g paket - 500g paket - 1000g paket seçenekleriyle kıymetli müşterilerine sunulmaktadır. 

 

Kuruyemiş lezzetlerini hava almadan saklayan özel ambalajlarında paketleyen Ufresh, kilitli poşet tasarımlarıyla gıdalarınızı uzun süre ilk günkü tazeliğinde korumanızı sağlar. Size ve sevdiklerinize uğraşsız, doğru ve sağlıklı saklama koşulları sunar. 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Sergi Haberi: SSM'de Dün Bugün İstanbul

Sabancı Holding’in katkılarıyla gerçekleşen Dün, Bugün İstanbul sergisi 3 Eylül - 28 Kasım 2021 tarihleri arasında SSM'de ziyaret edilebilecek. Sabancı Üniversitesi öğretim görevlisi ve sanatçı Murat Germen’in çağrısıyla, yolu Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı Programı’ndan geçmiş 22 sanatçının birlikte gerçekleştirdiği bu sergi, sizi de İstanbul hakkında yeni sorular sormaya ve düşünmeye davet ediyor . 


Mekâna özel hazırlanan işler çevre, hayvan popülasyonu, kentsel dönüşüm, toplumsal yaşam, tarihi mekânlar, su kaynakları, ulaşım ve ütopya / distopya kavramlarının da aralarında bulunduğu temalar ışığında kent dinamiklerine dair yorumlar içeriyor. Sergi seçkisini yağlıboya resim, çizim, enstalasyon, fotoğraf, video, serigrafik baskının geniş bir mecra yelpazesi oluşturuyor.

Ücretsiz gezilebilecek bu güzel sergi, katılımcı sanatçılar ve eserleri ile ilgili daha detaylı bilgi için SSM'nin web sayfasını ziyaret edebilirsiniz.  

Büyük olasılıkla Kaş dönüşü bu sergiyi ben de gezebileceğim. Şimdiden çağdaş sanatçıların İstanbul üzerine yaptıkları birbirinden güzel işlerini görmek için sabırsızlanıyorum.  

İyi gezmeler!



Elgiz Teras Sergileri 2021 - "Gelecek Zaman"

Eylül-Ekim ayları geldiğinde içimdeki sergi ve tiyatro aşkı kabarmaya başlıyor. Geçen hafta altı günlüğüne İstanbul'a gidip Kaş'a döndüm ve fark ettim ki İstanbul'u ve kültürel etkinliklere katılmayı çok özlemişim. Ya bu sene Kaş yaramadı bana ya da pandemi etkisiyle her şeyden bu kadar uzak kalmak ama dönüp de şehrin tadını çıkarmak istiyorum had safhada. İyi mi, kötü mü, kalıcı mı, geçici mi göreceğiz bakalım. 

Ben muhtemelen Ekim sonuna kadar buralardayım ama sizler gezmek isterseniz diye 23 Ekim'e kadar devam edecek olan Elgiz Müzesi Teras Sergileri'nden bahsetmek istedim. Maslak gökdelenleri arasındaki Elgiz Müzesi'nin 2012 senesinden itibaren gerçekleştirdiği teras sergilerinin 13.’sü “Gelecek Zaman” başlığında 23 Ekim’e kadar gezilebilir. 113 sanatçının 144 yapıtla başvurduğu bu açık hava heykel sergisinde yer almak üzere 48 heykel seçilmiş. 




"Sergide sanatçının yenilikçi ve dönüştürücü bakış açısının, özgür olma isteğinin, değiştirici gücünün yarına, geleceğe dair öngörüleri bir araya geliyor. Sanatçının, yaşamı dönüştürme, geçmişi ve şimdiyi eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirme çabası, sanatı hep devinim içinde tuttu. Sanatın izleyiciyle kurduğu ilişkiyi de derinden etkileyen bu durum, sanatın hayal kurduran ve geleceği tasavvur etmeye yönelten ekseni, insana düşünme dünyasının kapılarını aralıyor. Gelecek zamana umutla bakabilmemiz için sanatçıların dönüştürücü bakış açısına, hayal gücüne yeniden ihtiyacımız var. “Gelecek Zaman” sergisi de Teras’tan geleceğe bakıyor."

Benim yerime de gezin olur mu? Ben Instagram paylaşımlarından takip ediyorum birbirinden ilginç modern heykelleri. Bu arada Elgiz'in Instagram hesabında da 30 Eylül'e kadar sergiden fotoğraflar paylaşıp Hillside'da tatil kazanabileceğiniz bir yarışma bulunuyor. 


Yarışmayı kazanıp Hillside'a giderseniz benim için de bir günbatımı kokteyli içmeyi unutmayın. ;)
İyi gezmeler. 


Miras

"Güzel kitap buldum mu yazarım" günlerine döndüm sanırım. Yine şahane bir kitap var karşınızda: Norveçli yazar Vigdis Hjorth'dan otobiyografik roman Miras. Siren Yayınları'ndan çıkan bu güzel roman insanın ne yazık ki seçemediği ailesinin hikayesi. Dört yetişkin kardeşten ana karakter olan Bergljot'nun ağzından dinliyoruz aile hikayesini ve ailesinin kendisine yaşattığı travmayı. Dört kardeşin dördünün de ailesiyle ve birbirleriyle ilişkilerine de göz atıyor ve kendi bakış açılarından bakınca ne kadar farklı şeyler hissettiklerini görüyoruz.         

Yazarın bu romanıyla ilgili kendi sözlerine bakalım:

"Miras benim en politik romanım, Norveç'te de büyük tartışmalara yol açtı. Marina Abramović’in eski bir gösterisinden ilham aldım; Abramović burada altı saat boyunca hiç kımıldamadan durur. Önündeki masada bir sürü şey vardır: bir gül, bir tüy, bir tabanca. İzleyenler bu objeleri kullanarak ona ne isterlerse yapabilirler. İlkin temkinli dururlar. Sonra tüyü alırlar ellerine ve içlerinden biri mahremiyet sınırını aşarak ona dokunur. Kendilerini kaptırırlar, birbirlerinden cesaret alırlar. (Sanatçıyı) soyarlar. Sonu oldukça kötü biter. İçlerinden biri tabancayı Abramović’in kafasına dayar. Sanatçının hareketsizliği izleyenleri feci biçimde kışkırtmıştır. Sonra, altı saatin bitiminde, sanatçı nihayet hareket ettiğinde geri çekilirler. Bu performanstan bahsederken Abramović, "Bana yaptıklarından dolayı bana tahammül edemediler," demiştir. Miras'taki ailenin ana kahramanla ilişkisi de buna benzer." - Vigdis Hjorth



Birkaç alıntı yapmadan önce romanın klinik psikolog Deniz Bolşoy ile değerlendirildiği söyleşinin Spotify linkini de bırakayım buraya ilgilenenler için. 


* Acı çekerek iyi biri olunmaz. Acı çekerek genellikle kötü biri olunur. Kimin en çok acı çektiğini tartışmak çocukçadır. Baskı gören çocuk genellikle sakatlanır, duygusal yaşamı zarar görür, baskı gören genellikle baskı yapanın düşünce yapısıyla yöntemlerini benimser, baskı görmenin en vahim sonucu budur; bu, baskı göreni mahveder ve onun kendini kurtarma olanaklarını azaltır. Acıyı işe yarar kılmak büyük uğraş gerektirir, özellikle de acı çeken kişi için. 

* Mağdurun ümitsizliği, üzüntüsü ve öfkesi kabul görmeden önce ihanet eden kişi suçu kabulü yüzünden övülmemeliydi. Bu kabulün yokluğunda pişmanlık yere bir taş gibi düşerdi. Doğanın kanunu bu, içimize işlemiş, bu sırayla yapılması gerekir. 


İyi okumalar!

Lüzumsuz Kadın

Bu yazın en sevdiğim kitaplarından oldu Lüzumsuz Kadın. Ürdünlü yazar Rabih Alameddine'nin yazdığı bu şahane roman National Book Award finalisti de olmuş. 

Beyrut'taki evinde, süregelen savaş kaosunun içinde, yalnız ve yalnızlığından mutlu bir şekilde kitaplarının arasında yaşayan Aaliya adında bir kadının hikayesi. Aaliya her yıl kendi özel kriterlerine göre seçtiği bir kitabın çevirisini yapıyor ve kimseye okutmadan, yayınlatmadan, sessiz sedasız kutusuna kaldırıp evinin kullanılmayan bir odasına kaldırıyor. Her yıl yılbaşında yeni bir kitaba başlama ritüeliyle hem kendisi hayata tutunurken hem de 50 yıl içinde müthiş bir arşiv oluşuyor o odada.   


Öyle çok yeri not ettim ki kitabın arka sayfasına, bazı alıntıları buraya da bırakmak istedim eski günlerdeki gibi:

"Uzun zaman önce tüm benliğimi, kelimelere duyduğum kör bir tutkuya adadım. Edebiyat benim kum havuzum. İçinde oyunlar oynuyor, kaleler, duvarlar inşa ediyor, şahane zaman geçiriyorum. Beni asıl zorlayan oyun bahçesinin dışındaki dünya. Bu görünen dünyaya uysal ama geleneksel sayılmayacak şekilde uyum sağladım ki fazla sıkıntı çekmeden kitaplardan oluşan dünyama geri çekilebileyim. Aynı metafordan devam edersek, eğer edebiyat benim kum havuzumsa, gerçek dünya da kum saatim - içimi gıdım gıdım tüketen bir kum saati. Edebiyat bana hayat veriyor, hayat beni öldürüyor."

Aynı mekanı paylaşıyorduk ama artık aynı ilgiyi, karşılıklı anlayışı, arkadaşlığı paylaşmıyorduk. Evli çiftler gibiydik.”  

Sadece biz gitmiş olanlar bu şehrin eskiden nasıl olduğunu ve ne kadar değiştiğini biliriz; hatırlayamayanlar kalmış olanlardır, her gün her gün gördükleri için o anıyı yitirir, şeklinin bozulmasına izin verirler; ki onlardır sadık kaldıklarını düşünen ve biz, bir anlamda firariyizdir onlara göre.

İnsan hiçbir şeyin kaybını ‘olabilirdi’lerin kaybı kadar derinden duyumsamaz. Hiçbir nostalji, asla gerçekleşmemiş olan şeylere duyulan nostalji kadar acı vermez.

Keşke o zamanlar Çehov’a kulak vermiş ya da onu okumuş olsaydım: ‘Eğer yalnızlıktan korkuyorsanız evlenmeyin.’

Ben zararsızlığın vücut bulmuş haliyim. İnsanları beni sevmesini, benden hoşlanmalarını ya da bana karşı en ufak bir şey hissetmelerini beklemiyorum. Hiçbir zaman düşman edinecek kadar önemli biri olmak istemedim. Doğuştan utangaç biri olduğumu filan söylemeye çalışmıyorum ya da skandallar yaratacak kadar muhteşem kokulara sahip bir kaplan zambağına dönüşmek tutkusuyla yanıp tutuşan bir şebboy olduğumu da iddia etmiyorum. Sadece başkalarının hayatına müdahale etmeden yaşamaya çalışıyorum ki başkaları da benim hayatıma müdahale etmesin.” 

İyi okumalar dilerim.

Sonsuz Aşk ve Ayrılığın İlk Günü

Kaş günlerim başladığına göre buradaki sınırlı mevcudiyetim giderek daha da azalacak demektir. ;) Yine de İstanbul'da "ah o sergide ben de olsaydım" dediğim sergileri duyurmaya ve okuduklarım arasından yazabildiklerimi yazmaya devam etme niyetindeyim bakalım. Bu ikiliyi de yazmazsam olmazdı. İlki Ian McEwan ile ilk tanışmam olan Sonsuz Aşk romanı. Kefaret ile birlikte aldım ve başlangıç olarak bu romanı seçtim. Yazarın diline bayıldım, o yüzden Kefaret'i de okumayı merakla bekliyorum. Bu romanın psikolojik gerilimli kurgusuna da bayıldım.  

Film Enduring Love adıyla sinema filmine de uyarlanmış. IMDB notu düşük olsa da bir şans versem mi diye düşünmekteyim. Kitabın güzelliğinden sonra hayal kırıklığı yaratma olasılığı yüksek ama okurken müthiş bir filmi çekilebilir diye de düşündüm çünkü. O saplantılı aşk hikayesi, psikolojik unsurlar, şahit olunan kazayla ilgili yaşanan suçluluk duyguları, tüm bunların mevcut uzun ilişkiye olan etkileri... ah ya, yönetmen olup filmini çekesim geldi, tam benlik! ;) Kısacası çok tavsiye ederim. 



Aslı Perker ise Sufle kitabıyla tanıştığım ve sanki ne yazsa seveceğim gibi hissettiğim Türk kadın yazarlardan. ;) Okunacak birçok romanı daha olmasına rağmen onları almayı unutmuşum ama son romanı Ayrılığın İlk Günü'nün çıktığını duyar duymaz kendisini okumaya ne kadar ara verdiğimi hatırlayıp hemen aldım ve başladım okumaya. Adı üstünde genç bir kadının sevgilisinden ayrılmasının ilk 24 saatini anlatan romanı da bir gün içinde bitiriyorsunuz zaten. Aslı Perker, kadının o ilk gün en yoğun haliyle hissettiği duyguları, öfkesini, isyanını, hayal kırıklığını müthiş anlatmış. O kadını da film gibi izledim resmen kitabı okurken. Klişe gibi görünen konuları böyle doğallıkla ve edebiyat keyfiyle anlatabilenlerin hayranıyım. Öneriyorum.

Şimdi içeriden bir polar alayım da balkonda günün her zamanki gibi keyifsiz olduğunu tahmin ettiğim haberlerini okuyayım. Yazlıktayız ama henüz yaz gelmedi, kesin bilgi! Memleket zaten hep kış. "Sağlık olsun" da tek temennimiz artık. 

İyi okumalar.

Cesur Yeni Dünya, Mor Amber, 80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri

Son dönem okuduklarımı da kısaca buraya bırakayım hafta kapanışında. Artık neredeyse bir klasik sayılabilecek, ütopyaymış gibi yapan bir distopya olan Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sını sonunda okudum. 1932'de müthiş bir  öngörü ile yazılmış ve sonrasında eminim pek çok yazara da ilham vermiş olan bu yeni dünyada teknoloji tek gerçeklik, duygular ise cıs! Herkes herkes içindir, o yüzden de sürekli aynı kişilerle birlikte olmak yerine birçok farklı kişiyle birlikte olmak gerekir. Yani aile kavramı da cıs! Soma adı verilen haplar sayesinde herkes her zaman mutlu, sipariş üzerine yaratılan insanlar kusursuz, uçan araçlar, ideal ortamlar, falan filan. Yani daha ne istiyorsunuz vicdansızlar? ;) İlla çiçeklere bakıp mutlu olmak, bir sanat eserinden haz almak, aşık olup acı çekmek falan mı istiyorsunuz? Mümkün değil, zira onlar da cıs! Şartlandırma merkezi ona göre ayarlarınızı yapacak, siz hiç beyninizi ve kalbinizi yormayın. Çünkü ne demişler: birey hissederse, toplum sendeler! Edebi anlamda çok keyif aldığım romanlardan olmasa da hikayesi nedeniyle illa ki okunması gerekenlerden olduğunu düşünüyorum. Öneririm.  


Sırada Chimamanda Ngozi Adichie var. Yazarın adını söyledikten sonra durup bir dinlenmeniz gerekiyor, biliyorum. ;) Ama son zamanlarda keşfettiğim bu genç Nijeryalı yazarı uzun süre takip edeceğim gibi görünüyor. Mor Amber yazarın ilk benim okuduğum ikinci romanı. İlki ise yine bayıldığım Amerikana idi, onunla ilgili yazdıklarımı okumak isterseniz buraya tık. Kambili ve Jaja, çok varlıklı  ve sofu bir ailede büyüyen iki kardeş. Baba evindeki bu katı ve kısıtlayıcı hayatın son derece  normal olduğunu düşünerek büyürlerken üniversitede okutman olan, muhalif Ifeoma halası ve kuzenleriyle bir arada zaman geçirdiklerinde hayatlarında bambaşka bir pencere açılıyor. Özgürlüğün ne  olabileceğine dair bile bir fikirleri olmayan iki kardeşin isyanı ve uyanışı ve bu uğurda ödedikleri bedeller var bu romanda. Çok dokunaklı ve çok etkileyici. Öneririm.


Son olarak Oya Baydar'ın 80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri'nden kısaca bahsedeyim. İlla ki okuyun demem, ama ben yine de keyifle okudum çünkü Oya Baydar'ı severim ve bu zor Covid dönemine 80 yaşında girmiş, son derece aktif ve meraklı bir yazar olarak neler hissettiğini merak ettim. Ama herkesin aynı ölçüde ilgisini çekmeyebilir tabi.


Genel olarak karamsar bir havada yazılmış günlükler 2020 yılının Mart ortalarında Covid salgınının bizde de başlamasıyla birlikte başlayıp Ekim ayına kadar sürüyor. Nasıl karamsar olmasın değil mi? Hem hastalıkla ilgili bu kadar belirsizlik, hem eve kapanmalar (özellikle 65 yaş üstünün bunalımı), hem bu arada hükümetin fırsat bu fırsat diye Türk-İslam devleti kurma hevesini her fırsatta gösteren hamleleri, ötekileştirmenin artışı, bundan sonra yeni bir dünya düzeni kurulur mu yoksa kapitalizmin en vahşi formu mu yolda sorgulamaları, falan filan... Oya Baydar, 90 yaş günlüklerinde daha iyimser olmaya söz verse de şahsen ben de geleceğe gerçekçi bakınca hem ülke hem de dünya adına iyimser ve umut dolu olunabilecek hiçbir şey görmüyorum bu yaşadığımız dönemde. 

Kitaplarla dolu bir hafta sonu olsun!

Sergi Önerisi: Emin Turan - Delta

Emin Turan’ın “Delta” başlıklı kişisel sergisini 20 Nisan - 20 Mayıs tarihler arasında Evin Sanat Galerisi’nde ziyaret edebilirsiniz.



Emin Turan
resimlerini ifadeci resmin çok aşamalı yapısını görünür kılmak üzerine kuruyor ve bunu yaparken hem yerçekimi etkisiyle belirlenen boyanın akışından yararlanıyor hem de resmin çok aşamalı yapısı içinde, ışığın piramidal yapısını ters yüz ederek yapıtlarını kurguluyor. Genellikle resimlerinde kullandığı figürler, su ve karanın belirsizce ayrıldığı bir hat üzerinde izleyicinin karşısına çıkarken kuşlar, balıklar ve meyveler insan figürlerine eşlik ediyor.

Turan “Önce kuzeye döndü başını, tam 20 saniye sonra birden batıya çevirdi kendini. Ve bir anda ters yüz oluverdi bir başka seferinde doğuya doğru…” şeklindeki betimlemesiyle izleyicinin resmin üzerindeki başlangıç dokusunun tuvalin hareketinin bir kaydı olarak düşünmesini sağlıyor. Bu hareketten doğan tekrar edilemez ama hesaplanabilir patern üzerine sanatçının kompozisyonları şekilleniyor. Bütün bu zamanlar, deltanın olanak sağladığı pasajlar aracılığıyla geçişken bir yapıya kavuşur ve böylece sanatçı resimlerinde izleyicinin de kendi ruhunu keşfe çıkabileceği bir açık dizge ve her seferinde değişen, içe ve dışa doğru bakış rotaları oluşturuyor.





Evin Sanat Galerisi'nin web sayfasından detaylı olarak eserleri inceleyebilirsiniz.

İyi gezmeler!