Barselona'yı Keşfetme Zamanı!

Maceralı bir yolculuk sonrasında Barselona'ya gelerek tur otobüsüyle şehir turumuzu tamamlayarak kendimizi otele attığımızda akşam olmuştu. Dolayısıyla üzerimizi değiştirip, askılı giysiler ve açık sandaletlere geçiş yaparak akşam yemeği için kendimizi dışarı attık. (Yemekler ayrıca anlatılacaktır, panik olmayınız!) Otelimizin yeri yine harikaydı. Bu kez şehrin en merkezi noktası olan La Rambla Caddesi'ne yürüme mesafesinde Jaume meydanında kalıyorduk. Yine dört yıldızlı (ama Madrid'dekine göre daha eski) bir oteldeyiz ve en önemli kriterlerimiz olan merkezi konum ve temizlik konusunda bir problem olmadığına göre çok mutluyuz! :)

Ertesi gün elimdeki plana göre gezmeye başlamadan önce haritalarımızı almak için Jaume meydanındaki Tourism Information'a giriyoruz. Ve giriş o giriş. Önümüzdeki günlerde gezmeyi düşündüğümüz birçok yerin biletini daha uygun fiyatlar ve kuyruk beklememe avantajıyla buradan temin ediyoruz. Ulaşım biletlerini de hallettikten sonra ilk günün yürüyüş turuna başlıyoruz.

Hedefimiz La Rambla, ileri!

Catalunya Meydanı'ndan Kristof Kolomb heykeline, yani deniz kıyısına kadar uzanan her daim canlı, eğlenceli, turisti ve yankesicisi bol, çok keyifli sokak sanatçılarıyla dolu, üstünde değişik turistik eşya dükkanları, kuşçular, çiçekçiler, cafeler ve kocaman bir meyve pazarı bulunan, yaya trafiği yoğunluğu yaşanan upuzun bir cadde burası. Barselona'nın belki de en turistik yeri. Bizim İstiklal Caddesi'ne benzetiliyor, ama bence ikisinin de trafiğe kapalı olmaları dışında pek fazla ortak özellikleri yok! Bazı yönlerden İstiklal Caddesi'ni bazı yönlerden ise La Rambla'yı üstün bulduğumu söylemeliyim. La Rambla'ya yol boyu sıralanmış ağaçlarından, temizliğinden, üzerindeki meydanlardan, sokak sanatçılarından & pandomimcilerinden ve meyve pazarından dolayı yüksek puanlar gönderiyorum. Ama gece hayatı ve yeme-içme bakımından İstiklal Caddesi'nin burayı geride bırakabileceğini düşünüyorum.

Yalnız sokak sanatçısı diyip geçmemek gerek. Doğrusu her birinin gerçekten çaba sarf ettikleri, uğraştıkları ve yaratıcılıklarını sergiledikleri önemli bir iş yaptıklarını düşünüyorum. Ressamlar ve karikatüristlerin yanı sıra kumdan yaptıkları tablolarla gönlümde taht kuran Afrikalıların stantlarına bayıldım. Davul çalan ve başlarında meyve sepetleri taşıyan o figürler hâlâ aklımdan çıkmıyor!














Sırada La Boqueria adlı meyve pazarı var. İnanılmaz çekici bir yer. İçinde bir sürü meyve tezgahının yanı sıra kuruyemişçiler, deniz ürünleri stantları, balıkçılar ve büfeler de bulmak mümkün. Meyve stantlarından 1 ilâ 4 EURO arasında değişen fiyatlarda meyve karışımları alıp deneyebiliyorsunuz. İso'cum her zamanki gibi en değişik görünen meyveyi aldı ve tadı bence fiyaskoydu! :)














Buradan çıktıktan sonra sahile doğru yürüyüşümüze devam ediyoruz. Başımızı çevirdiğimiz her yer o kadar keyifli ki nasıl olduğunu anlamadan karşımızda Kristof Kolomb heykelini görüveriyoruz. Bu heykeli gördüğünüzde Barselona'nın o muhteşem limanına geldiğinizi anlıyorsunuz. Ama limanı ayrı bir yazıda anlatacağım. Şimdilik sadece bu kadarını görmenize izin var. :)














Sırada şehrin Barri Gotic adlı bölgesi var. Burası adından da anlaşılacağı üzere şehrin gotik mimari eserleriyle dolu "eski" bölümü. Henüz farkında değiliz tabi, ama otelden çıkar çıkmaz girdiğimiz ara sokaktan bu bölgenin tam ortasına düşüyormuşuz. Meğer otelimiz de bu bölgedeymiş. Nasıl mı fark ettik? Haritayı takip ede ede yürürken karşımızda Hotel Gotico'yu görüp "Aaa, bu bizim otel değil mi?" diye şaşkın ifadelerle birbirimize baktığımızda! Yani aslında yürüyüş turumuza buradan da başlayabilirmişiz.Neyse artık, ilk gün acemiliği olarak kulağımızı biraz tersten göstermiş olduk, ama mesafeler o kadar kısa ve keyifli ki yolları defalarca karıştırsanız bile olur. :)

3 yorum:

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

İşte benim şimdiye kadar gördüğüm en güzel şehir ve tanıdık fotolar :) Gerisini de merakla bekliyorum İmge :)

Imge dedi ki...

Ata,

"En güzel şehir" konusuna kesinlikle katılıyorum.. Devamı gelecek elbette de burası için ne yazsam az gelecek gibi sanki..:)

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Geldiğimde aynen ben de öyle düşünüyordum, çok şey yazdım ama bir o kadarını daha yazabilirdim üşenmesem :)