Tehlikeli İlişkiler

Tiyatro sezonunu Şehir Tiyatroları'nın Tehlikeli İlişkiler adlı oyunuyla kapattık. Birkaç hafta önceden üçüncü sıranın ortasından İso'cumla birlikte izlemek için aldığım biletlerimizi Gizoş'la kullandık. Bu aralar İso'cum leyleği havalarda gördüğü için plan programımız sürekli değişiyor. Zaten neredeyse ben de gidemiyordum, çünkü feci şekilde hasta olmuştum ama gıcık gelir de öksürüklere boğulursam diye pastillerimi depolayıp düştüm yollara 10 Nisan Pazar günü. (Bu arada ilk kez hiçbir ilacın işe yaramadığı tuhaf bir virüsle karşı karşıyayım. Kuru öksürük aynen devam, ses gidip geliyor, burun tıkalı, vs. Neredeyse on gün oldu ama değişen hiçbir şey yok!)

Neyse, oyunu izledim ve yazıyı yazdım ama yayınlamak için Afife Jale Ödülleri'nin de belli olmasını bekledim. Dün yapılan ödül töreniyle birlikte Tehlikeli İlişkiler'in en iyi prodüksiyon ve en iyi yönetmen ödülünü aldığını duyunca (törene katılan Nesobaby'den aldım haberleri, yoksa bizim televizyonlarımızda ya da gazetelerimizde ne işi var tiyatro ödüllerinin canım!!) yazıyı güncelledim ve yayınlıyorum. Bu arada en iyi erkek ve kadın oyuncu dallarından da ümitliydim ama olmamış. (Zaten laf aramızda en iyi kadın oyuncunun Sondan Sonra'daki performansıyla Ahu Türkpençe olduğunu öğrenince de pek sevindim. Oyunu ve Ahu'yu ne kadar beğendiğimi hem blogumda hem de Ajanda'nın Mart sayısında yazmıştım hatırlarsanız.)

Bizim izlediğimiz gün bu sezonun son oyunuydu. Ama Fransız yazar Choderlos de Laclos’un romanından Christopher Hampton’un uyarladığı Aleksandar Popovski’nin yönettiği Tehlikeli İlişkiler adlı oyunun önümüzdeki sezon da oynayacağını düşünerek sizlere bilgi vermek istedim. 18. yüzyıl sonlarında, dönemin Fransız aristokrasisine dair eleştiri niteliğindeki oyunda bu dönemdeki çarpık ilişkilere dair de çok şey bulacaksınız. Başrolde hızlı bir aşk yaşamı olan, evli bekar fark etmeksizin çevresindeki tüm kadınları elde etmekten keyif duyan, skorlarıyla ün yapmış bir Vicomte de Valmont (Levent Üzümcü) ve onun kadın versiyonu diyebileceğimiz, feleğin çemberinden geçmiş, erkekleri (ve çevresindeki kadınları) parmağında döndüren, hırslı, entrikacı, duygusuz bir Marquise de Merteuil (Şebnem Köstem) var. Bunlar oyunun iki "kara kuğu"su aslında. Ve oyunda da temel olarak bu iki kara kuğunun düellosunu izliyoruz. Kendi kirli planları uğruna diğer masumların hayatlarına, ruhlarına ve duygularına verdikleri zararı görüyoruz. İçinde hâlâ duygu kırıntısı kalmış birinin aslında bunları yaparken ne kadar acı çekebileceğini fark ediyoruz. Ve bu karanlık ruhların çevirdikleri dolaplardan sonra da ruhlarının aydınlığa ve huzura kavuşmadığına, hatta daha da karardığına tanık oluyoruz. Zaten "utanmanın yalnızca bir defaya mahsus olduğu" düşünülürse, bu durum hiç de anormal sayılmaz, değil mi?!

Tomris İncer, Esra Ronabar ve Selin İşcan gibi isimlerin de yer aldığı bu güzel oyunda oyuncuların hepsinin oyunculuklarını çok beğendim. Ama izninizle Levent Üzümcü ve Şebnem Köstem'i biraz daha fazla beğendiğimi, hatta bayıldığımı söylemeliyim. Tiyatrocuların seslerini ve bedenlerini müthiş bir kontrol içinde kullanmalarına hep hayran olmuşumdur. İşte bu ikili de hem o açıdan hem de canlandırdıkları karakterleri bizlere mükemmel bir şekilde yansıttıkları için çok başarılıydılar.

Bu oyunda oyuncular dışında çok başarılı iki şey daha vardı: dekor ve kostümler. Dönem kostümleri çok şıktı. İkinci perde renklerin değişmesi (siyah-beyaz kullanımı) de güzel düşünülmüştü. Aslında yok gibi görünen dekor ise bence inanılmaz etkileyiciydi: dönebilen dev ayna paneller! Evet, tüm dekor buydu ve müzikle de birleşerek karakterlerin fırtınalı yaşamlarını ve ruh hallerini anlatırken inanılmaz bir etki yaratıyordu. Ayrıca seyirciler olarak kendi yansımamızı da o aynalarda görebilmemiz, ister istemez bizi de oyunun içindeki karakterlerden biri yapıyor ve kendimizi sorgulamamıza neden oluyor. O yüzden dekor ve kostümler için de ekibe kocaman bir alkış gönderiyorum. Bu arada kadın oyuncuların hepsini o kostümlerle o dönen aynalara takılmadan oynayabildikleri için ayrıca takdir etmek gerekiyor galiba. Bir an aynı durumda kendimi düşündüm de! :)

Not: Bu arada Levent Üzümcü ve Presidente de Tourvel rolündeki Selin İşcan'ın oynadığı oyunun çok önemli ikili sahnelerinden birinde bizim gibi üçüncü sırada ama daha kenarlarda oturan bir seyircinin telefonu çaldı. Ve kadın yüzsüzce açıp konuştu! Levent Üzümcü'nün durup bir süre imalı bakışına rağmen de tınmadı! Biz fısıldama halinde duyup bir şey anlamamıştık ki arada kadının yakınlarında oturan seyirciler hep birlikte kadına bağırınca durumu öğrendik. Bunlardan biri de kadının tam arkasında oturan tiyatrocu Erhan Yazıcıoğlu'ydu. Haklı olarak çok sinirlenmişti ve kadını saygısızlıkla suçladı. Ama kadın pişkin pişkin karşılık falan verip, "hastamız vardı, n'apalım..." falan gibi açıklamalar yapmaya kalktı. Bunun üzerine daha sıkı bir ayar geldi ve kadın ikinci yarıda gelemez diye düşündük, ama geldi, yerine kuruldu ve izlemeye devam etti. Saygı... Biraz saygı... Bu kadarı bile zor geliyorsa -hem de bir tiyatro izleyicisine- medeniyetten bahsetmemize daha çok vardır diye düşünmeli miyiz dersiniz?

Neyse, bu güzel oyunu önümüzdeki sezon mutlaka izleyin. Çok beğeneceksiniz.

Şimdiden iyi seyirler.

3 yorum:

nesobaby dedi ki...

Sana geçen gün yazdım yazdım yazdım sonra kaç kere tıkladıysam hata verdi bakalım bu sefer hata verecek mi?

nesobaby dedi ki...

Aaaa hata verdi süper ! :)
Evet o akşam resmen sana canlı yayın yaptım İmgecim
sayende izlediğim oyun sondan sonra ve cam oyununun oyuncuları ödül aldı bu beni mutlu etti :) tehlikeli ilişkileri izlemedim ama törende gösterilen kısa görüntülerden ( çünkü müzik, tasarım, kostüm adaylıkları da vardı) değişik bir oyun ve sahne tasarımı olduğunu gördüm ve meraklandım. Belki seneye gideriz kim bilir? :)
Bu arada ödül töreni çok keyifliydi seneye beraber gideriz belki :)

Imge dedi ki...

Nesobaby,

O geceki canlı yayının için tekrar teşekkürler.. Seneye ödül törenine birlikte gitme şansımız olursa bayılırım doğrusu..:) Tehlikeli İlişkilere de seneye birlikte gidebiliriz, nasılsa ben bir kez de İso'cumu götürmek için gideceğim galiba..:)