Süper Final'in Hiç Süper Olmayan Bölümü!

Şu an Tarafsız Bölge'de tartışıladursun, ben kendi içimde tartışmamı bitirip şu sonuca vardım:

Önce yazsam mı yazmasam mı diye düşündüm. Bundan sonra spor yazısı yazmayacağımı biliyorum, o yüzden bu konuya bulaşsam mı bulaşmasam mı diye düşündüm ve yine de yazmaya karar verdim. Çünkü bence bu bir maç ve spor yazısı değil. Adil, objektif ve sağduyulu bakabilme yetisini kaybedenlere bir şeyler hatırlatabilecek bir yazı. 

Öncelikle ben GS'liyim. Sağ üst köşeden anlaşılıyor herhalde. :) Hayatımın bir dönemi (ortaokul ve lise başlarında) fanatik sayılabilecek kadar GS'liydim. O kadar ki her maçı evdeki üç Beşiktaşlıya rağmen evi bayraklarla donatarak, sonrasında marşlar çalarak falan izlerdim. GS haberlerini, poster ve resimlerini biriktirdiğim dosyalarım, kutularım falan oldu yıllarca. Üniversite yıllarında bu maç merakım biraz azaldı. Sonra İso'cumla birlikte İstanbul'a taşındığımız ilk yıllarda yine coştu. Sonra yine azaldı. İlgimin en az olduğu dönemde bile en azından ligde neler olup bitiyor diye bir fikrim olur, takımdaki en az üç-beş ismi, kim iyi kim kötüyü bilirim. GS'nin başarısı karşısında gözlerim dolar, gururlanırım. En ilgili olduğum dönemde bile stadyumda maç izlemeye bayılmam, her hafta futbol muhabbetine gelemem ve her maçı da izlemem. Olayım budur yani, bir fikir vermesi açısından. 

Bu sene de lig başından beri sadece derbilerle idare ettim ve Süper Final saçmalığının da hepsini izledim. Haklı çifte şampiyonluğumuzdan dolayı takımımı tebrik ediyorum. Fatih Terim'e de zaten bayılırım, onun takıma her zaman ayrı bir ruh kattığını düşünüyorum. Ve uzatmadan son derbiye geliyorum.

Hani FB seyircisinin Trabzon seyircisi gibi gösterilmeye çalışıldığı Saraçoğlu'ndaki son maça. (TS seyircisi istediği kadar bozulabilir, son TS-FB maçında yaptıklarını uzun süre unutamayacağım!) Buna zerre kadar inanmıyorum çünkü maçı izlerken son dakikaya kadar ne kadar medeni bir şekilde izlediklerini kendi gözlerimle gördüm. Ne hakeme ne GS'ye hiçbir küfürlü tezahürat ettiklerini duymadım. Sporcular birbirlerine karşı ortamı ateşleyecek hiçbir sert hareket yapmadılar. Sakatlığından sonra ayağa kalkan Muslera'yı alkışlayacak kadar efendi bir seyirci vardı o gün orada ve bence bu açıdan bir dönüm noktası olabilirdi bu maç. Ve maçın ortasında da İso'ya aynı şeyi dedim: sonuç ne olursa olsun maçı böyle izlememiz gerekiyor işte hepimizin. Biz kutlamamızı yapardık, FB taraftarı takımını kutlardı (ki bu seneki bunca zorlu sürece rağmen motivasyonlarını hiç kaybetmedikleri ve birbirlerine bu kadar kenetlendikleri için kutlanmayı çok hak ediyorlar bence), sahanın ışıkları açık kalırdı, biz de adam gibi kupamızı alır ve Florya'ya giderdik. Ama ne oldu da ortalık savaş alanına döndü hiçbir şey anlamadık ekran başında.  

Son düdük çaldığında şampiyonluk kutlamasına başlayan GS takımı (nedense gereksiz yere bir polis ordusu tarafından çevrelendi bir anda), takımını alkışlayan bir FB seyircisi vardı, sonra reklam arası verildi ve sonra bir baktık ki sahaya taraftarlar inmiş, koltuklar havada uçuşuyor, göz gözü görmüyor, dışarıda polis arabaları ters çevrilmiş, falan filan. "Yenilmeyi bilmiyoruz işte, hazmetmeyi öğrenmek lazım" gibi yorumlar uçuşmaya başladı etrafta. Görüntüler ilk başta öyle düşündürüyor gerçekten ama sonrasındaki günlerde bir sürü farklı yerden okuduğum köşe yazıları, blog ve Twitter yorumlarına göre olayın kesinlikle yenilmeyi hazmedememekle ilgisi olmadığına karar verdim. Güvenliği sağlaması gereken birimlerin orantısız güç kullanımıyla birlikte güvenlik falan kalmamış, ortalık savaş alanına dönmüş anladığım kadarıyla. Olayları yatıştırması gereken görevliler, kışkırtıcı rol oynamışlar, kadın, çoluk çocuk demeden gaza copa sarılıp ortalığın bu hale gelmesinde başrol oynamışlar. Dışarıda polis arabası devirenleri, dükkanlara araçlara zarar verenleri tasvip etmek mümkün değil elbette, ama ben o arbedede en az suçun FB taraftarında olduğunu düşünüyorum. Yetkililer hep bayılırlar ya her türlü olayla ilgili "münferit olaylar bunlar" demeye, mutlaka münferit kendini bilmezler vardır seyirciler arasında. Polis de onların çaresine  çok rahatlıkla tek tek bakabilirdi. Bu kin, nefret, savaş, gerginlik niye?

FB'nin yöneticileri olay çıkmadan önce bir şey yapabilirler miydi bilmiyorum. Onların etkili bir tavır koyduklarını göremedim -zaten pek ortada değillerdi sanki- bu olaylarda. Sonrasında çimlerin sulanmaya başlaması, ışıkların kapatılması, GS'nin soyunma odasına tıkılıp kalmasının da sorumlusu onlarmış gibi geliyor bana. O yüzden onları bu süreci yönetemedikleri için eleştiriyorum. Bu olaylardan bağımsız olarak Twitter gözlemlerime dayanarak FB taraftar grubu 12numara.org'un da çok taraflı ve kışkırtıcı olduğunu düşünüyorum. İşin aslı bilinmeden GS'liler 12 yaşındaki çocuğu metrobüste bıçaklayıp öldürdüler diye abuk subuk bir haberi yayarak maç öncesinde #çocukkatilisingalatasaray hashtag'i çıkaranlar da onlardı! Eminim kupayı hakkıyla sahada almakta ısrar eden GS'yi eleştirenler de en başta bunlar olmuştur (soyunma odasında alacakmışız kupayı! yok ya!)  Tüm bunlara rağmen gaza gelmemeyi başarmış, gayet medeni ve sağduyulu bir FB seyircisi vardı o gün statta. Ama ne oldu? Yakıp yıkıp döken holigan ilan edildiler. Bir GS'li olarak buna  inanmıyorum. Bence bu kadar bölündüğümüz, bu kadar kutuplaştığımız, her anlamda bu kadar kopma noktasına geldiğimiz, getirildiğimiz bu günlerde herkesin sadece gördüğüne değil, gördüğünün ardında ne olduğuna da biraz kafa yorması gerekiyor. Görünen köyün kılavuz istediği bir dönemde yaşıyoruz. 

Rakip takımlar olabiliriz ama  birbiriyle savaşan düşman safları değiliz. FB'nin şampiyonluk yarışını kaybettiğine sevinebilirsin ama taraftarının orada gördüğü haksız muameleye sevinmek hastalıklı bir durum. GS'nin senin sahanda şampiyon olmasına sinir olabilirsin ama "kupayı vermiyoruz işte, alırsanız da soyunma odasında alın" demek saçma ötesi! Ya da bir grup Beşiktaş taraftarının "Beşiktaş'ta sadece Beşiktaş'ın şampiyonluğu kutlanır" diyerek şampiyonluk kutlaması yapan arabaların önünü kesmesi angutça bir davranıştır! İşte bu süreçleri idare etmeyi öğrenemediğimiz için iki takımın taraftarı aynı sahada maç bile izleyemiyor. Aslında ne saçma bir durum, düşünsenize. Dışarıdan bir göze ne tuhaf geliyordur. Saha sahibinin taraftarı dışında taraftarı olmayan maçlar! 

Biraz sağduyu, biraz empati, biraz öfke kontrolü, anlayış, hoşgörü... Taraftarlar, takımlar, yöneticiler, rakipler, herkes birbirini eğitecek, bu işin başka çözümü yok bana göre. Tabi kışkırtma güvenilen dağlardan gelirse yapacak bir şey yok. O zaman daha çok görürüz olayların çığırından çıktığını... 

1 yorum:

acıdan_geçtim_güzelleştim dedi ki...

ben de bir gs liyim. facebook hesabımda kayıtlı fb li arkadaşlarımın son 10-15 gündür süren kışkırtıcı mesajlarından bıkmıştım. gs li arkadaşım da çoktur ama onlardan böyle bir şey görmedim. en son küfre varan mesajlarından dolayı 3 - 4 arkadaşı sildim faceden. sonra gs şampiyon oldu bu sefer kışkırtma işi karşı tarafa (gs li ) arkadaşlara geçti. neyse işte saçma sapan bir sistem oldu bu lig zaten, finalinin böyle kavgalı olması da normal...