Gelecek Sefere

Bir süredir elimde sürünen (ama geçerli nedenlerim vardı, geziyordum! :)) Marc Levy'nin Gelecek Sefere kitabını nihayet bitirdim. Marc Levy'nin adını çok duymuş olmama rağmen hiçbir kitabını okumamıştım. O yüzden Sahaf Festivali'nden aldığım bu romanı yazarla tanışmak üzere attığım bir adım olarak görüyorum. İlişkimizi derinleştirmek üzere kinci adımı atar mıyım bilmem! Bence sıra onda artık. Daha ilgimi çekecek bir kitap yazdığına ikna etmeli beni. Ya da belki de yanlış romanla işe başladım ve ilk romanları gerçekten çok daha iyiydi. Yine de bu romanının da 2004 yılında Fransa'da dört milyon satış rakamıyla çoksatanlar listesine girdiğini belirtmem gerek. Yani benim gibi düşünmeyen birçok insan da vardır eminim.   

Gelecek Sefere, ünlü sanat tarihçisi Jonathan'ın hayranlık duyduğu Rus ressam Vladimir Radskin'in yüz yılı aşkın bir zamandır kayıp olduğu düşünülen bir tablosunun bulunduğu haberini alıp, onun peşine düşme hikayesini anlatıyor. Bu fantastik hikayenin baş rolünde yüzyıllara meydan okuyan ölümsüz bir aşk da var. Ama son sayfalara doğru o kadar saçma sapan bir şekilde ortaya çıkıyor ki "vay be, ne aşk!" falan demek yerine "sadece tabloyu arama hikayesi  olsa daha iyiydi" diye düşünüyorsunuz. Yine de yazarın sevenlerinin bir bildiği vardır elbet. Ve merak edenler için kolay okunan, kısa bir roman olduğunu da söyleyeyim. 

"...Araştırmaya düşkün ama keşfetmekten korkan bir türüz. Korkularımıza inançlarımızla karşılık veriyoruz, kesin olarak bildikleri şeylerden uzaklaşınca dünyanın dipsiz bir uçurumla son bulacağına inanmış, yolculuk fikrine karşı çıkan şu eski denizciler gibiyiz biraz da..."

"...Kadının gümüş rengi saçları annesini düşündürdü Jonathan'a. Aramızdaki sevgi onları yaşlanmış görmenin anısını yasaklarmışçasına, ebeveynlerimizle ilgili fiziksel belleğimizin olduğu gibi donup kaldığı bir yaş vardır..."

"...Sevmek, nefret etmek, bunlar yaşamı seyre dalmaktansa yaratmak demektir. Duygu ölmez..."

İyi haftalar hepimize...

2 yorum:

Hilal Akıncı dedi ki...

Araştırmaya düşkün ama keşfetmekten korkan bir türüz. Korkularımıza inançlarımızla karşılık veriyoruz, kesin olarak bildikleri şeylerden uzaklaşınca dünyanın dipsiz bir uçurumla son bulacağına inanmış, yolculuk fikrine karşı çıkan şu eski denizciler gibiyiz biraz da.

Ne güzel bir sözmüş, paylaşımınız için teşekkürler, listeme ekledim..

Imge dedi ki...

Hilal Akıncı,

Ben teşekkür ederim.
Sevgiler..