Bergama Müzesi

Berlin'de Müzeler Adası'nda bulunan müzelerden biri olan Bergama Müzesi (Pergamon Museum) biz Türk ziyaretçilerin mutlak uğrak noktalarından biri olsa gerek. Çünkü burada gördüğünüz eserlerin neredeyse hepsi Anadolu topraklarından  geliyor. Özellikle Bergama ve Milet'ten. Burası bizim için nasıl önemli değerlere sahip çıkamadığımızı göstermesi açısından da önemli bir ziyaret durağı. Peki koskoca tapınakların, Zeus altarlarının, pazar yeri kapılarının, sunakların taşınıp da buraya getirilmiş olmasına üzüldüm mü? Hayır, artık üzülmüyorum böyle şeylere. Bizim gibi değerini bilmeyecek ellerde hor görüleceklerine onlara dünya kültür mirası olarak değer verecek, koruyup, bakacak ehil ellerde olmalarını tercih ediyorum. O yüzden orada hepsine çok iyi bakılıyordur eminim.


Alfred Messel tarafından tasarlanan müze binasının yapımı 1910-30 yılları arasında Ludwig Hoffmann tarafından gerçekleştirilmiş. Müzeye giriş ücreti 10 Euro. Buna pek çok müzede olduğu gibi audioguide da dahil. İçeri girer girmez sizi karşılayan yukarıdaki kolajın sol üst köşesindeki salon müzenin belki de en etkileyici yerlerinden biri. Bu dev sütunlu yapı M.Ö 2. yüzyıldan kalma Zeus Altarı. Alt sıranın ortasında da aynı dönemden kalma Zeus heykelini görüyorsunuz. Sütunların altındaki kabartmaların hikayelerini (yani genellikle durmadan birbirlerini yiyen şu Olimpos Tanrılarının savaşlarını!) dinleyerek başka bir salona geçtiğinizde yine ağzınız açık kalıyor. Burada da dev Milet Kapısı sizi karşılıyor. 


Bu iki dev alanı geçtikten sonra aşağıdaki kolajda en sağda gördüğünüz mavi, sarı renklerde, aslanlı süslemeleri olan duvarların çevrelediği pazar yeri alanı başlıyor. Ve alt katı neredeyse bitirmiş oluyorsunuz. Sonra bir kat yukarı çıktığınızda ise halılardan, çinilere, gümüş ibriklerden, sedef kakmalı mücevher kutularına kadar pek çok objenin sergilendiği İslam Sanatı Müzesi'ni geziyorsunuz.


Çıkışta Müzeler Adası'ndaki diğer müzelerden görmek istediğiniz bir tanesini gözünüze kestiriyor ve "bir dahaki sefere görüşmek üzere" diyerek kendisine öpücüklerinizi gönderiyorsunuz. Bkz. Alte Nationalgalerie (Eski Ulusal Galeri).


Sonra yorulduğunuzu ve üşüdüğünüzü fark ederek kendinizi bir çikolata cennetine atmaya karar veriyorsunuz. Yeme-içme yazısında ayrıca bahsedeceğim ama yeri gelmişken de önerimi yapayım: müze gezisi sonrası sıcak çikolata molası için Fassbender & Rausch'u tercih edebilirsiniz. Kısa bir yürüyüş ile şirin mi şirin bir meydan olan Gendarmenmrkt'a geliyorsunuz. Meydanın bir köşesinde dünyanın en büyük çikolata dükkanı olan Fassbender & Rausch'u görüyorsunuz. İçerideki kokuyu alır almaz serotonin salgılamaya başlayan yorgun bedeninizi üst kattaki cafe bölümüne atıyor ve istediğiniz çeşit sıcak çikolatayı söylüyorsunuz. Biz acılı tercih ettik ve harikaydı!


Şimdi bir günlüğüne İstanbul'a gelelim mi? Geçen hafta sonumu güzelleştiren birkaç şeyden bahsetmem gerek size. Sonra yeniden rengarenk Berlin'e getireceğim sizi, söz! :)


4 yorum:

OĞUZ ÇAKIR dedi ki...

Gerçekten de adamlar sırf bu eserleri sergilemek için müze binası yapmış korumaya almış. biz de ise kendi halinde bi kaç dandik güvenlik görevlisiyle korunmaya çalışılıyor. Ne kadar zengin miraslarımız var ne nasıl heba ediyoruz. Kafalar böyle çalışmıyor malesef ülkemizde.

Mehmet Bilgehan Merki dedi ki...

Bergama ile ilgili yorumunuza -üzülerek- katılamıyorum. Zamanında yapılan ahmaklıklar üzerimize yapışıp kalamaz. Umarım bir gün asıl topraklarına dönerler. Sevgiyle kalın.(Yorum şifrelerini kaldırırmısınız?)

Mahmutun güncesi dedi ki...

Tabii ki ülkemiz de olmasını isterim ama biz de kalmış olsaydı o şekilde bütününü görme şansımız olmayabilirdi.İstanbul'da tarihin nasıl talan edildiğini görüyoruz.Lafta geçmişe sahiplenen insanlarımız çok ama uygulamada fasa fiso.

Imge dedi ki...

Oğuz Çakır,

Antakya Mozaik Müzesi'nde sergilenenler dışında ne kadarının bir depoda çürümeye bırakıldığını, Dolmabahçe Sarayı'nın halini, GSÜ'nün yanan tarihi binasını ve kaç yüzyıllık el yazmalarının olduğu kütüphanesini, "birkaç çanak çömlek yüzünden Marmaray'dan mı vazgeçeceğiz" demeçlerini düşündükçe gerçekten hiç üzülmüyorum bize ait değerlerin orada sergilenmelerine.

Mehmet Bilgehan Merki,

Bir önceki yorumuma ek olarak zamanında yapılan ahmaklıklarla ilgili günümüzde de değişen bir şey olmadığını düşündüğümü ekleyeyim. Aynı zihniyete sahibiz maalesef, farklı bir sonuç bekleyemiyorum ben o yüzden. Belki de benim karamsar bakışımdır bu, bilemem.

Yorum onaylarını da kaldırdığım zaman çok fazla spam yorum geliyor ve hiç hoşlanmıyorum bu durumdan. O yüzden yine kelime doğrulama sistemine dönmek zorunda kaldım, üzgünüm.

Mahmutun güncesi,

Kesinlikle katılıyorum. Ayrıca aynı şeyleri yazmamak için uzatmıyorum ama bu konuda ne düşündüğüm önceki iki yorumumdan da gayet net anlaşılıyordur herhalde.

Sevgiler