İki Muhteşem Film, Bir Olmaz Olsun Kitap!

Gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan The Sessions (Aşk Seansları olarak dilimize çevrilmiş) filmini mutlaka izlemeli ve John Hawkes ile Helen Hunt'ın performanslarına (ek olarak Helen Hunt'ın yaşına göre muhteşem fiziğine) hayran kalmalısınız. Altı yaşında geçirdiği çocuk felci nedeniyle boyundan aşağısı felçli ve  günün büyük bir kısmını kocaman bir solunum cihazına bağlı olarak sedyede bakıcılarına muhtaç bir halde geçiren Mark 38 yaşına gelmiştir. Mizah duygusu yüksek, şiirler yazan, ince bir adamdır. Bugüne kadar yine iyi idare edebildiğini ve artık az zamanı kaldığını düşünen Mark, en önemli eksiğini gidermek üzere harekete geçer. Yaşamı boyunca hiç seks tecrübesi olmamıştır. Dindar biri olduğu için bu konuda bir şeyler yapmadan önce kilisenin rahibinin de onayını almak ister. Bu arada rahip karakteri de William H. Macy tarafından başarıyla canlandırılarak gönüllerimize taht kurmuştur. Rahip onayı da gelince işi uzmanına bırakmak kalır. Yani bir "seks vekili (sex surrogate)" bulmak. Sonrasında adım adım ergen bir çocuğun cinselliği öğrenmesini, yaşamasını izliyoruz. Harika diyaloglar, duygular eşliğinde. Çok sevdim bu filmi. Mutlaka izlemelisiniz. 

Bu kadar yumuşak, duygu yüklü bir filmden sonra son derece sert bir geçiş yaparak 2003 yapımı Oldboy filmine gidiyorum. Twitter arkadaşı önerisi olarak izlemeye karar verdiğim ve yine başka bir Twitter arkadaşından da Hollywood versiyonunun yolda olduğunu öğrendiğim (ama bu Uzakdoğulu orijinalinin tadını vermeyeceğini düşündüğüm) bu filme bayıldım. 

İnanılmaz bir intikam hikayesi, yüksek dozda şiddet unsurlarıyla desteklenince ortaya tadından yenmez bir dram-gerilim çıkmış. Bir gün kaçırılıp, hiçbir açıklama yapılmadan 15 yıl boyunca bir odada hapis tutulduğunuzu düşünün. 15 gün, 15 hafta, 15 ay değil... 15 koca yıl. Nedenini bilmeden. Sonra bir anda dışarı çıkarılıyorsunuz. Gözleriniz kapalı, bilmediğiniz bir yerde uyanarak. Üzerinizde pahalı giysiler var, para ve cep telefonu da temin ediliyor bir şekilde. Yeni başlayan bu hayatınızın ilk hedefi ne olurdu? Elbette sizi yıllardır yaşatılan bu korkunç hapsin intikamını almak, değil mi? Oh Dae-Soo da bunun için harekete geçiyor ama çok önemli bir yerde tıkanıyor:  intikam mı, yoksa gerçek mi? İstediği intikamsa bunu kolaylıkla alabilir, ama karşısındaki insanların kendisine neden bunları yaşattığını öğrenmek istiyorsa bunun için beş günü var. Bakalım soluk soluğa izleyeceğiniz bu sürecin sonunda ortaya çıkan "asıl mesele"ye ne diyeceksiniz? Tüm zamanların en etkili filmleri listesine girebilecek cinsten. Kesinlikle öneriyorum. 

Sırada bir kitap var ama önerdiğimi falan sanmayın. Yıllardır kütüphanemin okunacaklar rafında duran ve bir türlü elimin gitmediği Zar Adam'ı sonunda okudum. Elimin gitmemesinin bir nedeni varmış! Bedeninize kulak verin, onu zorlamayın, dedikleri bu olsa gerek! Şu ana kadar kitabı okumayan şanslılardansanız, aynen öyle kalın ve bu durumunuzun tadını çıkarın. Hatta biz okuyanlara bakıp, harcadığımız ona saatler için istediğiniz yerinizle gülebilirsiniz.   

Ama kitabı okuduktan sonra da zarlara 1 gelirse Boğaz Köprüsü'nden atlayacağım, 2 gelirse eşimi aldatacağım, 3 gelirse istifa edeceğim, 4 gelirse bir aylığına dindar olacağım, 5 gelirse çocuğumu bir daha hiç görmeyeceğim, 6 gelirse iş arkadaşıma tekme tokat dalacağım gibi seçenekler verip de bunları uygulayacak kadar -en kibar ve hafif tabiriyle- rutinden sıkılmış olmadığınıza şükredebilirsiniz. Yani yine de okumak yararlıdır!

Sakın bana "ama kitapta bir felsefe var aslında, çoklu kişiliğimizin bastırılmış yönlerine bir fırsat vermek, programlanmış psikolojimizin ayarlarını bozarak sorgulamaya yöneltmek, değişiklik, bıdı bıdı bıdı..." gibi yorumlarla gelmeyin. Hamdolsun, biiiiz psikolojiyi de iyi biliriz! Ve bu Luke Rhinehart denen densizin ne  yapmaya çalıştığı da gayet açıktır. Psikolojik bütünlüğümüzü bozmak suretiyle bizi içten çökertmeye çalışmaktadır ki buna izin vermeyiz.   

Gördüğünüz üzere ben bir miktar zarar gördüm.:) Ama Zülfü Livaneli ile toparlanmaya çalışıyorum şu an. Hayatımın en zorla ve sıkılarak bitirdiğim kitabına karşı da okurlarımı uyarmayı elbette bir borç bildim. 




5 yorum:

KUZEYLİMİNE dedi ki...

kitap konusunda da film konusunda da önerilerinizi dikkate alıyor ve sizi takip ediyorum,teşekkürler :)
ben de bloğuma sizi beklerim

Imge dedi ki...

Kuzeylimine,

Bunu duyduğuma çok sevindim. :)
Sevgiler..

white glaze dedi ki...

Merhabalar;
Blogunuzu yeni keşfettim ve hemen takibe aldım.
597. takipçiniz benim.
Bu arada çok hoş bir çekilişim var, muhakkak beklerim :)
Sevgiler
http://whiteglaze.blogspot.com
twitter: @_gamzeahmet_

Gulsah Elpe dedi ki...

Old Boy unutulmaz klasiklerden. İnsanda şok etkisi yaratıyor resmen. Bi ara Hollywood çekeceğini duyurmuştu re-make projesini..Hatta Will Smith'in de ismi geçmişti. Ama sonra tekrar ses gelmedi yada ben duymadım. Son durum nedir bilmiyorum. Çektiler mi, çekecekler mi, iptal mi, bla bla..

Imge dedi ki...

Gülşah Elpe,

27 Kasım'da Amerika'da vizyona giriyormuş. Will Smith yok ama.. Detaylar burada: http://www.imdb.com/title/tt1321511/

Sevgiler..