Niyazi Bey için Resne'ye, Atamız için Manastır'a Yolculuk

Gezinin son gününe geldik artık. Ve üç şehir var görmemiz gereken. İlk durağımız Resne. Burada Resneli Niyazi Bey'in evini daha doğrusu sarayını göreceğiz. Niyazi Bey'i deyimlerimizden hatırlarsınız: "Ne şehittir ne gazi, b*k yoluna gitti Niyazi" sözündeki özne ta kendisi oluyor. İttihat ve Terakki'nin önde gelen isimlerinden biri. Türk-Yunan savaşında ön plana çıkmış, başarıyla savaşmış. Dev gibi, yapılı bir adam. Balkan Savaşı'nda da cesurca savaştıktan sonra 1913 yılında İstanbul'a dönmek üzere Arnavutluk'ta limanda beklerken kendi koruması tarafından vurularak öldürülmüş. Ölümünün şüpheli olduğu söyleniyor; Arnavut milliyetçilerinin mi yoksa Enver Paşa ve İttihat ve Terakkicilerin mi parmağı olduğu açıklığa kavuşturulamamış. 


Resne doğumlu Niyazi Bey buraya 1905-1909 yılları arasında çok özenerek neo-klasik bir Osmanlı Sarayı yaptırtmış. Bu saray şu an bir kültür evi olarak kullanılıyor. Biz gittiğimizde de içinde çağdaş seramik sanatçılarının devam etmekte olan bir sergisi vardı. Gözüme çarpan güzellikler aşağıda:


Evi görüp, sergiyi gezdikten sonra Resne'den ayrılıyoruz. Sırada Bitola, yani bizim bildiğimiz adıyla Manastır var. Elbette burada en merak ettiğimiz yer Atatürk'ün üç yıl boyunca okuduğu Manastır Askeri İdadisi. Ama şehrin ana caddesinden yürüyerek oraya gidelim, çünkü görmemiz gereken başka ilginç noktalar da var. Örneğin Atamızın çok sevdiği "Maanastır'ın.. ooortasında.. vaaar bir havuz, caanım havuz," Rumeli türküsündeki havuzu görmek ister misiniz? O zaman hemen aşağıdaki kolajın sol üst köşesine bakın. Caminin önündeki havuz, işte o meşhur havuzmuş.:) Karşısında (kolajda ise altında) da şehrin Saat Kulesi duruyor. Sağ üstte Makedonya'nın kurucusu II.Phillip'in at üstünde heykeli bulunuyor. 

Ve biraz aşk zamanı: Alt sırada ortadaki fotoğrafta gördüğünüz ferforje balkonlu ev Atatürk'ün İdadi yıllarındaki sevgilisi Eleni Karinte'ye aitmiş. Sevgilisi dediğime bakmayın, pek de bir şey yaşayamamışlar aslında. Balkon-sokak bakışmaları, belki birkaç kaçamak buluşma, sonra Eleni'nin babasının durumu fark edip, kızı eve kapatması, hatta başka biriyle evlendirmeye çalışması. 80 yaşında ölen Eleni'nin ömrünün sonuna dek Atatürk'ü aklından çıkarmadığı ve ona aşık kaldığı söyleniyor (akıllı kadınmış, tanımadan sevdiklerim listesine ekledim gitti :) ). İdadi'ye geldiğimizde Eleni tarafından Atatürk'e yazılmış mektuplardan birini de göreceksiniz. İçinde tam olarak şunlar yazıyor. 


Ve işte geldik. Karşınızda Atatürk'ün 1896-99 yılları arasında okuduğu askeri lise statüsündeki okul olan Manastır Askeri İdadisi. O'nu 15-18 yaşları arasında genç ve tutkulu bir delikanlı olarak bu binada hayal edebiliyor musunuz? İçerisi şu an şehir müzesi olarak da kullanılıyor ama elbette biz ve ziyaretçilerin büyük çoğunluğu doğrudan Mustafa Kemal Atatürk Anı Odası'na akın ediyorlar. 


Anı Odası'nın girişi aşağıdaki gibi. Büyük Önderimiz bizi "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" sözü ile karşılıyor. İçeride duvarlarda yine O'na ait birçok söz, Atatürk ile ilgili kitaplar, bazı kişisel eşyaları, harika fotoğraflar, büstü, balmumu heykeli ve anı defteri bulunuyor. Ayrıca Rutkay Aziz tarafından seslendirilen yaklaşık 15 dakikalık Güneşin Adı: Mustafa Kemal adlı videoyu da gözleriniz dolu dolu yine bu odada izleyeceksiniz. Ve eminim burada O'nun fikirlerinin aydınlığından bir an olsun ayrılmadan, daima izinden gideceğinize dair bir kez daha kendinize söz vereceksiniz. 


Aşağıda duvarlardaki fotoğraflardan bazılarını görebilirsiniz. O'na her ortamda baktıkça ne kadar şanslı olduğumuzu düşünüyorum. Özellikle bir Türk kadını olarak bu coğrafyadaki en büyük şansımızın O olduğuna inanıyorum. O yüzden içimdeki minnet ve hayranlık duygularını yeterince aktarabilmem mümkün değil. Sadece şunu biliyorum ki bizler şanslı olmak için fazla bir şey yapmadık, belki de birçok durumda yapılmaz zaten. Şans, çoğu zaman size isabet etmiş güzel bir olasılıktır. Ama size isabet etmeyi seçen o şansı iyi değerlendirmek, sahiplenmek, korumak tamamen sizin aklınızla, mantığınızla, düşünsel ve duygusal zekanızla, becerinizle, sağduyunuzla, kısacası sizinle ilgili bir durumdur. Demem o ki cehaleti yönetmek kolay olduğu için karanlık yanlısı bir güruh varken etrafta, bizlerin sadece hayranlık ve minnet duyması yeterli değil, O'nun sayesinde kavuştuğumuz özgürlüklerimize ve aydınlığa da ölene dek sahip çıkmamız gerekiyor. Ve ne mutlu ki her geçen gün bunun farkına varan insanların sayısı giderek artıyor. 


Atatürk'ün okuluna veda ederek Üsküp'e doğru yola çıkıyoruz. O'nun en sevdiği Rumeli türküleri çalıyor arka fonda... 

2 yorum:

sezer eser perker dedi ki...

Of! Çok duygulandım:( Umarım bir gün ben de ziyaret ederim Manastır'ı. Eleni'nin mektubu müthiş.

Imge dedi ki...

Sezer Eser Perker,

Umarım en kısa zamanda görürsün gerçekten. Ve aklında olsun, artık çok kolay ziyaret edebilirsin, çünkü Üsküp'e birçok havayolunun çok ucuz uçuşları var diye biliyorum. Üsküp'ten Manastır'a gidiş de yaklaşık 2 saat falan sürüyor. Bir hafta sonu bile ikisini bir arada yapabilirsin. Üstelik vize de yok, ona göre..;)