Yaz ve Kayıp Kız

Kürşat Başar'ı çok severek okuduğum Başucumda Müzik romanından sonra hiç okumamıştım. Bir ara şık sofralarda, güzel yemekler eşliğinde güzel sohbetler edilen bir programı da vardı diye hatırlıyorum, ama artık var mı bilmiyorum. Bir de saksafon çaldığını ve hatta bazen geceleri bir yerlerde çaldığını duymuşluğum vardır, ama dinlemişliğim yoktur. Aslında sadece ilk kitabını okumuş olmama rağmen Kürşat Başar'ın çok efendi, dolu dolu, kibar, donanımlı, çok yönlü biri olduğunu düşünür ve severim. O yüzden uzun zamandan sonra her yerde Yaz kitabını görür görmez -adının da etkisiyle olsa gerek ;)- hemen almaya karar verdim. Ama Yaz için ne kendisi ne de ilk kitabı ile ilgili yaptığım olumlu yorumları yapamayacağım sanırım. Akıcı bir dille yazılmış olmasına rağmen bana beklediğimden çok daha basit, derinliksiz, ruhsuz bir hikaye gibi geldi. Okurken ne merkezdeki aşk hikayesi ne de 60'lı-70'li yılların Kıbrıs'ında yaşanan toplumsal olaylar beni etkilemedi, duygu dünyamda bir iz bırakmadı. Çok daha içi dolu bir şeyler yazabilirmiş gibi geldi bana açıkçası. Ama eğer bazıları için bir kriterse kolayca okudum, bitirdim. Hatta altlarını çizdiğim bazı yerler bile oldu. ;) Kitabın en sevdiğim bölümleri de baş kahramanın bir kitap dolusu odada sürdürdüğü çocukluk ve ilk gençlik yıllarında kitaplar ve yazmak hakkında düşündüklerini paylaştığı yerlerdi. Kürşat Başar'ı seviyorsanız bu kitaba bir şans verin derim her şeye rağmen, bakalım siz nasıl bulacaksınız. Ve alıntılar...  

- "Dünya üzerinde birbirini en az anlayabilecek iki kişi, birbirine delice aşık olan iki kişidir."

- "Hepimiz kendimizi, bir biçimde içine soktuğumuz, hayat boyu uğraşıp didinerek yarattığımız bir yanılsamaya, kendi parçalarımızın da içinde olduğu bir başkasının kimliğine hapsedip onu kendimiz sanarak yaşamıyor muyuz?"

- "Hayaller, oturabileceğiniz en büyük evdir. Dünyada hiçbir yeteneğe, eğitime, birikime sahip olmadan en kolay yapabileceğiniz şey, parayla, yaşadığınız hayatla, içinde bulunduğunuz koşullarla belirlenmeyecek tek şey hayal kurmaktır."

- "Anladım ki "yazmak"la "gitmek" arasında apaçık bir bağ var."  

Gelelim film önerime. Kayıp Kız olarak Türkçeleştirilen Gone Girl'e gittik geçen hafta. Film gerilim-polisiye bir tür gibi görünse de aslında çok daha fazlasını vaat eden bir David Fincher filmi. Ben Affleck (Nick) eh işte, ama Rosamund Pike (Amy) hem oyunculuğuyla hem güzelliğiyle gerçekten çok etkileyiciydi. Karakter anlamında en sevdiğim tip ise Nick'in kız kardeşi Margo oldu; her eve lazım bir kardeşti doğrusu. 

Tadı kaçmasın diye hikayeyi çok detaylı anlatamam ama biraz da anlatacağım tabi ki, filmi izlemediyseniz bakmayın sonrasına. Taşra çocuğu diyebileceğimiz Nick'in güzel ve zengin bir aileden gelen karısı Amy bir gün ortadan kaybolur. Kaçırılma mı, cinayet mi derken medyanın pompalaması, polisin yüzeysel incelemeleri, zengin ailenin örtülü suçlamaları ve Nick'in umursamazlığı sayesinde bir anda en birincil şüpheli olarak tüm gözler Amy'nin kocası Nick'e çevriliyor. Bundan sonra karısını ve yapabileceklerini az çok tahmin eden Nick'in akıllı bir hamle yapması gerekiyor. O akıllı hamle sonrasında kayıp olan eş ortaya çıkar mı, çıkıp da daha akıllıca başka bir hamle yapar mı, bu arada pisi pisine giden kurbanların sayısında bir artış olur mu bilemeyiz artık! Filmde evlilikteki göstermelik, yüzeysel, hapsedici, yargılayıcı niteliğe değinilirken bir yandan toplumun, medyanın, toplumun hatta polisler ve avukat aracılığıyla güvenlik ve hukukun da bu yönüne atıfta bulunularak ince ince eleştirilmiş. Sonra da belki de hem en özel hem de en genel anlamda bir "alan razı satan razı" durumuyla "çerçeveletilmiş mutluluk fotoğraflarının" bozulmamasının günümüz dünyasının en nihai yüzeysel hedeflerinden biri olduğu tokat gibi yüzümüze vurulmuş. Alkış mı bence alkış! İzleyin, beğeneceksiniz. 

İyi hafta sonları. 

7 yorum:

Deniz Akkan dedi ki...

Ben de cok sıkıldım bu kitabı okurken. Sırf elime aldigim kitabi bitirmiş olmak adına zorla okudum ama vakit kaybıydı bence. Aynı seyi maalesef Enver Aysever'in "Bu roman o kız okusun diye yazıldı"sı için de soyleyebilirim. Sıkıntıdan patlayarak okudum, son sayfasına kadar bir sans verme ısrarımdan. Ama etkileyici, çarpıcı ve su gibi okunan kitap arayanlara 2 tavsiyem var: Deliduman (Emrah Serbes) ve DAHA (Hakan Günday). Bu aralar yine okuyacak roman arıyorum. Var mıdır elimden bırakamayacagim bisiler? Su Handan nasıl mesela? Vitrinlerden göz kırpıp duruyor bana. Tav olmalı mı ki kendine aceba? ;)

beyza aydin baser dedi ki...

Kürşat Başar'ın okuduğum tek kitabı "Çok Güldük Ağlamayalım"dı. Çok zaman oldu, belki 6-7 sene. Güzel ve akıcıydı. Roman değildi ama, gündelik yaşama dair tespitlerden oluşuyordu.

Imge dedi ki...

Denizcim Enver Aysever'i almayı zaten düşünmüyordum, artık hiç düşünmem. Hani raftan bir anlık göz kırpışına falan da tav olmam senin bu yorumundan sonra. Deliduman ve Daha konusunda sana katılıyorum, son aylarda çok severek okuduklarımdandı. Bir de Hamdi Koç'un Çıplak ve Yalnız'ı favorim oldu. Tavsiye ederim. Ayfer Tunç'un Dünya Ağrısı güzeldi (ama diğer kitapları hâlâ daha favorim olmaya devam ediyor). Gamlı baykuş öneriler istemiyorum şirin şerbet bir şeyler söyle dersen de Karışık Kaset pek datlı, haberin olsun. Okumadıysan güzel gider.

Öptüm seni!;)

Beyza,

Kürşat Başar'ı bir şekilde sevdiysen Başucumda Müzik'i okumalısın derim. Gerçekten güzel bir romandı.

Sevgiler.

Dilara dedi ki...

"Anladım ki gitmekle yazmak Arasında apaçık bir bağ var" işte bunu sevdim :) ben de öyle düşünürdüm :)

Imge dedi ki...

Dilaracım katılıyorum! ;) Ve yazıda da dediğim gibi çocuğun odasında kitaplarla baş başa kaldığı zamanlarda yazmak ile ilgili yazdıkları bence kitabın en güzel bölümüydü. Akşam görüşürüüz. ;)

Duygu Yaman dedi ki...

Selam..
Lise yillarimda tanistim ben de Kursat Basar'la..Aski Bulmanin ve Korumanin Yollari'na bayilmistim.. Sonra tum kitaplarini sirayla okumustum.O siir gibi dilini sevmistim..Basucumda Muzik cikar cikmaz almistim.Yaz'i da gorur gormez aldim ama benim icin de hayal kirikligi oldu gercekten..Diger kitaplariyla ayni tadi bulamadim ne yazik ki..Bos geldi..Bi de bazi cumleler eski kitaplarinin tekrari gibi hissettim ben..

Imge dedi ki...

Duygu Yaman,

Bana hiçbir kitabıyla karşılaştırmadan, sadece bu kitabını okumuş olsam da aynı yorumu yapardım gibi geliyor: kitap genel olarak bana çok yavan geldi. Hikayenin bir yerinde ana kahramanın "ruhsuz yazar"dan bahsettiği bir bölüm vardı ve ben açıkçası bu kitabı da pek ruhsuz buldum. Eskilerin hepsini okumuş ve sevmiş biri olarak daha büyük hayal kırıklığı yaşadığını tahmin ediyorum ama.