Zanzibar Notlarıyla Kapanış

Zanzibar'da baharat plantasyonunu gezmek dışında yapmanız gerekenleri de madde madde sıralayarak artık çoook uzamış Afrika notlarımın sonuna geliyorum. 

* Öncelikle Instagram'a nefis "gel-git keyfi" fotoğrafları koyabilirsiniz. :P Çünkü okyanus sürekli geliyor, gidiyor, durduramıyoruz efendim! Sabah odanızın perdesini açıp palmiyelerin arasından nefis okyanus manzarası izliyorsunuz; sonra giyinip kahvaltıya giderken kıyıdan yürüyelim diyorsunuz ama bir bakıyorsunuz ki okyanus falan kalmamış, kayıklar karaya oturmuş, insanlar dün yüzdükleri yerde yürüyorlar! Sonra tekne gezisi ayarlarken adamlara imalı şekilde "teknenin tekerleri vardır umarım" falan diyorsunuz ama onlar gayet rahat ve kendilerinden emin bir yanıtla "sular öğlen 13.00 gibi geri gelir" diyorlar. Ve hoop! Gerçekten de tam o saatlerde okyanus yine eski halini alıyor ve iskeleden atlayarak yüzebiliyor ya da teknenize binip açıklara yelken açabiliyorsunuz. Gece mehtaba karşı içerken de yakamozları falan göremezseniz panik olmayın, zira günde iki kez yaşanan gelgit olayının biri de gece vakti gerçekleşiyor. ;)


* Okyanusun "gel"diği anlarda hemen bir tekne turu ayarlayıp Prison Island'a gitmelisiniz. Giderken ya da dönerken açıklarda yüzme ve mercanlara bakmak için şnorkelle dalış molası vermeyi de unutmayın. Belki adaya gittiğinizde de yumuşacık ve bembeyaz kumlarda yürüyerek, göz kamaştıran turkuaz sulara kendinizi atacak bir fırsat bulabilirsiniz. Sıcaklık tam bayıldığım gibi: ne sıcak ne soğuk; ama çok azıcık sıcağa yakın. Ayrıca köpekbalığı yok dediler, inandık, fazla da araştırıp soruşturmadık. Tekne dediğim şeyin de baya ıssız adadan kaçma filmlerinde ormandan bulunan malzemelerle yapılan sallardan hallice olduğunu fark etmişsinizdir diye düşünüyorum. Motoru tutukluk yaptığı için Prison Island konseptine uygun bir şekilde adada mahsur kalıyorduk az kalsın. ;)

  

* Bir zamanlar karantina amaçlı kullanılan Prison Island'ın en görülesi yeri ne diye sorarsanız en yaşlısı 191 yaşında olan dev kaplumbağaları diyebilirim. Her birinin üstünde mavi boyayla yaşları yazıyor. Çoğu yüz yaşın üzerinde ve gerçekten kocamanlar! 1600lü yıllara kadar Hint Okyanusu'nun batısında dev kaplumbağalar çok yaygınlarmış. Ancak Seychelles Adaları'na ziyaretler arttıkça ve buradaki kaplumbağalar yerlerinden edildikçe ve öldürüldükçe nesilleri tükenme noktasına gelmiş. Hatta 1840lı yıllarda bu durum Charles Darwin gibi bazı bilim adamlarının da dikkatini çekmiş. Günümüzde de pamuklara sarılıp sarmalanarak korunmaya devam ediliyorlarmış. O dev gibi hallerine rağmen çok tatlı ve uysallar. Bir de gıdıklanıyorlar. Size kabukları üzerinden onları gıdıklayabileceğiniz doğru noktayı gösterebilirim.;)


* Sırada yarı özerk Zanzibar'ın tarihi şehir merkezi olan ve Unesco Dünya Mirasları listesinde yer alan Stone Town var. Burada da ilk durak şu an dış cephesinde tadilat çalışması olan Anglikan kilisesi. 1873 yılında imzalattıkları bir anlaşmayla köleliğe son veren İngilizler tarafından eskiden köle pazarının bulunduğu yere yapılmış burası. Önünde ise birbirlerine boyunlarından zincirlenmiş beş Afrikalı kölenin heykeli var. Köle ticaretini simgeleyen bu heykel İsveçli Clara Sornas tarafından yapılmış. Şu an müze gibi gezilebilen köle odaları ve zindanları ise bir kişi için bile klostrofobik iken o dönemlerde bu minicik, tabut benzeri odalara onlarca kölenin kapatıldığını hayal bile edemiyor insan!


* Şehirde en merakla görmeyi beklediğimiz yerlerden biri de elbette asıl adı Faruk Bulsara olan Freddie Mercury'nin 1964 yılında ailesiyle birlikte daha güzel bir yaşam için İngiltere'ye göçtükleri zamana kadar yaşadığı evi.  Şu an hiç gösterişli olmayan minik bir otel olarak işletiliyor. Sadece adı Mercury House ve giriş kapısının iki yanında Freddie Mercury'nin fotoğrafları var (sol üst). Onun yanındaki fotoğrafta gördüğünüz ev ise Mucizeler Evi (House of Wonders) olarak geçse de aslında adı tam olarak Acayip Ev anlamına geliyor. 1883 yılında Umman sultanının kendisi için yaptırdığı bu ev adanın en büyüğü ve tek elektriği ve asansörü olanı olduğu için halk tarafından hep bi acayip bulunmuş. ;) Şu an müze olarak içi gezilebiliyor (ama biz gezmedik).


* Zanzibar'ın kapıları da çok meşhur. Tiplerinden zengin ya da daha orta halli bir aileye mi ait, eski mi yeni mi, Hint kültürüne mi yoksa Arap kültürüne mi ait anlayabiliyorsunuz bir süre sonra. Ahşap işçiliğinin suyu çıkmış ve gösterişe kaçmışsa Arap işi oluyor; üzerinde metal çıkıntılar olan kapılar ise filleri evlerinden uzak tutmak isteyen Hintlilere ait. Zaten şehrin her yerinde Hint ve Arap kültürünün izlerini görmeniz mümkün.  


* Stone Town'da gezilmesi gereken en renkli yerlerden biri de pazarları. Belki de her yer için bu geçerlidir, ne dersiniz? Önce balık pazarına uğrayıp belki de akşam tabağımızda yerini alması muhtemel kalamarlara, ahtapotlara, vatoz dahil çeşit çeşit balığa bakıyoruz. Şu an hepsinin üstünde sinekler geziniyor ama pişince mikrobu kırılır, değil mi? :P  


* Sonra meyve-sebze-baharat pazarında bir tur atıyoruz. Rengarenk görüntüler burada da bizleri bekliyor. Yeşil olan muzlar akşamları garnitür olarak sık sık tükettiğimiz muz cipsi yapımında kullanılıyorlar. Küba'dan sonra ikinci kez karşılaşıyoruz kendileriyle. 


* Zanzibar'da tadını çıkarmanız gereken en önemli şeylerden biri de günbatımı. Burası dakika dakika gökyüzündeki ve okyanustaki renk ve ışık değişimlerini izleyebileceğiniz harika bir yer. Mavinin, morun, sarının, kırmızının ve turuncunun bu kadar çok tonu olduğunu bilmiyorduk. Kendimizi çok şanslı hissettiğimiz anlardı günbatımları. Nefisti! Elbette sahildeki yerinize kurulmadan önce kendinize buz gibi bir Safari ya da Serengeti birası kapmayı unutmamalısınız (Kenya'da bira olarak favorimiz Tusker idi bu arada). 


Bir gezinin daha sonuna gelmişken bu seferkine gerçekten sadece bir "gezi" denmemesi gerektiğinin altını çizmek isterim. Bambaşka kültürlere ve safi doğaya ilgi duyan herkesin bu büyüleyici deneyimi yaşamasını can-ı gönülden diliyorum. Umarım bizim için de ilk ve son olmamıştır ve yine buluşuruz bu bambaşka dünyayla. Ruhumuza o kadar iyi geldi ki sadece fotoğraflarına bakmak bile rahatlıkla aylarca idare edebilir bizi. Elbette bir yandan da  Nat Geo Wild'da "from the greatest director of the world NATURE" "starring ANİMAL KINGDOM" belgesellerini izlemeye aynen devam! ;)

4 yorum:

Zeugma dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Zeugma dedi ki...

Bizler için de tek kelimeyle ''büyüleyici'' idi İmgecim.
Kim bilir oralara ayak basıp da sayende öğrendiğimiz her şeyi tüm detaylarıyla, birebir yaşamak ne kadar harika ve heyecan verici olurdu. Az biraz da cesaret istiyor tabii :))

Harikulade bir seriydi gerçekten. Ellerine emeğine sağlık. Çok ama çok teşekkür ediyorum kendi adıma.
Sevgiyle...

Imge dedi ki...

Rica ederim Zeugmacım. ;) Cesaret toplamaya ihtiyaç duyduğun anda bir kahve buluşması ayarlayabiliriz. En geç bir saat içinde uçak biletlerini aldırırım sana, emin olabilirsin. ;)

Sevgiler..

Rob Willams dedi ki...

Eğer iş kurmak acil kredi gerekir, ya sen borcunu ödemek için bir kredi mi istiyorsunuz, Refinance bir kredi gerekiyor mu? Eğer bir araba ya da bir ev satın almak için kredi gerekiyor mu? Evet artık endişe ederse, biz kredi onay olmadan uygun bir faiz oranıyla kredi sunuyoruz her türlü !!! E-posta yoluyla bugün bize ulaşın. (co.operateloanservice@gmail.com)
Hepimiz purpose.Apply bugün krediler sunuyoruz ve 3 iş günü içinde finanse olsun.
- Kredinin minimum tutarı: € 2,000.00
- Kredinin azami miktarı: € 50.000.000,00
- Faiz oranı: Yılda% 3
Daha fazla bilgi için e-posta yoluyla bize ulaşın (co.operateloanservice@gmail.com)