Kaş Günlükleri #1

Uzunca bir süre burada kalma planım var. İlk kez tek yön bilet alarak geldim Kaş'a ve o kadar keyifli bir duygu ki bu benim için anlatamam. Kaş benim en büyük terapim, yeryüzündeki cennetim. Yaz da öyle. Yazı Kaş'ta geçirmek ise paha biçilemez. Kısacık notlar halinde yazmayı, blog da dahil sosyal medyaya çok uğramamayı planlıyorum burada geçireceğim aylar boyunca. Sadece yaza dair notlar düşmek adına buraya geleceğim arada bir. Dün de eve Internet bağlandığı için bir uğrayayım dedim. O zaman başlayalım...

* Evden sahile, sahilden eve mesaimizi her gün büyük bir ciddiyetle yapıyoruz. Sabah balkonda kahvaltı sonrası kendimizi her zamanki gibi Çınarlar Beach'e atıyoruz. Burası el değiştirmiş, o yüzden ilk başlarda biraz aksaklıklar yaşanan günlerine denk geldiysek de yavaş yavaş kendilerine geliyor gibiler. En sevdiğim özelliği olan koyu gölge alanlarını ve sakinliğini umarım hiç kaybetmez burası. Hâlâ favorim! Ve evet biz Küçükçakıl'ın o buuzzz gibi suyunu seviyoruz.


* Evle ilgili her şey yolunda. Yaşamaya başladık ve alıştık. Hayatımıza bir de motosiklet girdi Kaş'la birlikte. İsocum kullanıyor, ben artçıyım şimdilik. Bakalım tırsıklığım geçerse belki bir gün ben de motorcu şirin olabilirim. ;) Şimdilik Boomerang zevzeklikleriyle takılıyorum. ;)

* Evle ilgili her şey yolunda dediysem alt kattaki en az 80 yaşındaki teyzenin birkaç gece önce saat 22.15'te "Kızıım, sen yalnız kalacakmışsın buralarda, beyin olmayacakmış çoğu zaman, sana arkadaşlık edeyim diye geldim" demesi gibi ciddi bir travma yaşadığımdan bahsetmem gerek. "Teyzecim eşim balkonda, maç izliyoruz, buyrun gelin isterseniz" desem de suratımdaki ifade ve beden dilim aslında "çıldırdın mı be kadın?! Tek başıma da olsam -ki tek başıma kafa dinlemeye de bayılırım- arkadaşlık etmek isteyeceğim son kişi takma dişlerini çıkarıp pijamasıyla kapıma dayanmış yaşlı bir teyze olurdu herhalde" diyordu. Zaten kadıncağız da anladı muhtemelen ve içeri girmeden gitti. Yaşlı kadın kontenjanından bir daha kapıma dayanır mı bilmem ama annem bile merdiveni, yokuşu yüzünden Kaş'a gelmeye üşenirken kadının azmi gözlerimi yaşarttı doğrusu! Üstelik ben balkonda akşamüstü drinkleri içecek komşularım olmasını hayal ederken gerçeğin bu kadar acı olması... Ooğğ yooğğğ! ;)

* Neyse, akşamüstü drinkimi de yaptım yaptım tabi. Komşum olmazsa arkadaşım gelir balkona. ;) Banu ile açılışı şöyle yaptık, devamını bekliyorum artık. Banu'nun "huzur, anlam ve neşe" dilekleri hepimiz için geçerli olsun, n'olur. 

* İkinci travmam da Kaş'ın büyük, gösterişli ve fazla gürültülü olduğu için son dönem zihniyetin ürünü olduğunu düşündüğüm camisinin imamı! Adam '5 alana 2 rekat bedava' tadında hiç durmuyor. Hiç olmadı ölenlerin listesini okuyor,  cenaze namazı saatleri bildiriliyor falan.  Sabah ezanı gecikse, ben uyanıp beklemeye başlıyorum balkonda artık ya da adamın öğlene kadar sesi çıkmazsa 'bir gidip baksak mı' diyorum, o derece! İso Stockholm sendromuna yakalandığımı düşünüyor. ;) 

(Akşamları hem teyzeye hem de imama otlu kek mi yapıp götürsem acep? Kıh kıh, kimse duymasın.. ;))

* Ah Üzüm Kızı Meyhanesi. Kaş'taki en favori meyhanemiz. Ortaklarının, çalışanlarının canayakınlığı, ilgisi, manzarası, müzikleri, mezeleri, sunumu... Bu sene yeni yerlerine gitme fırsatını yeni bulduk. Eski yerleri ambiyans olarak daha güzeldi bence ama sonuçta bu adamlar her gittikleri yere o ruhu taşımayı beceriyorlar. Şu an en önemli dezavantaj yakınlarındaki başka mekanların müzikleri gelebiliyor terasa ara sıra. Bir de balkabağı aydınlatmalar bomboş iplere dizilmiş durumda. O iplere begonvil, asma falan sardırılması nefis olmaz mı ki, dediğimde bunun için ilk adımları atmış olduklarını ama tabi ki biraz sabır gerekeceğini söylediler. Olsun, tabi ki bekleriz. 

Rakı içtiğimiz gün ölmüyorduk değil mi?

* Evet, Kaş demek kediler demek. Köpekler de demek diyebiliriz. Birer doz da minik kertenkeleler ve çekirgeler - ki bu anlamda ciddi bir hayvansevmezim! Neyse, onları yaz sonuna kadar en azından çığlık atmadan karşılamayı öğrenebilmeyi umuyorum. En kötü aşağıdaki komşu teyzemin kapısını çalıp onlarda kalmaya giderim. ;)) Neyse, Kaş en çok kediler demek. Kahve kupamın altında, paspasımın üstünde, kucağımda guruldayan kediler her zaman hoş gelsin, sefalar getirsinler. Seviyorum uleeen! 


* Kahve demişken Just Coffee'ye uğramayı unutmuyorsunuz Kaş'a gelince. Sıcak kahveleri neredeyse unuttum geldiğimden beri, ama soğuklar da pek nefis yahu!



Daha daha ne anlatsam ki? Ay şimdilik bu kadar yeter bence. Yaz temposu aheste. Buraya gelme amacım belli. Betondan, griden kaçmak, iliğimin kemiğimin ısınması, iyota bulanmak, kedilerle köpeklerle oynamak, günbatımlarına şiddetle hayran olmak, her gün uyandığımda gördüğüm manzaraya ve günbatımlarına yüz binlerce kez şükretmek... Kısacası ruhumu şifalandırmak. Elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum bunu. Tabi henüz onuncu günümüz burada ve İsocum yanımda. Onun için işim çok daha kolay. Bakalım bundan sonraki günler ne getirecek bana. Ara sıra durum raporu veririm size buradan.

Not: Instagram'da #İmgeKaşta etiketi altında topluyorum bütün Kaş fotoğraflarımı. Ruhunuz açılsın isterseniz göz atabilirsiniz. 

2 yorum:

sezer eser perker dedi ki...

Aynı huzurla devam etmesi dileğiyle iyi tatiller İmge...

Imge dedi ki...

Sezercim çok teşekkürler. Buralara gelirsen ses ver, bir sabah kahvesi ya da bir günbatımı birası yapalım birlikte. Güzel bir yaz olsun hepimiz için.
Sevgiler.