Körburun ve Yolda

Son haftalarda okuduğum iki güzel kitaptan bahsetmezsem olmaz. Son günlerde adını çok sık duyduğum Körburun'u bitirdim iki gün önce ve uzun zamandır okuduğum en güzel romanlardan biri olarak tüm zamanların en iyileri listeme de ilk sıralardan yerleştirdim kendisini. Hikmet Hükümenoğlu'nun son romanı Körburun, aynı isimli bir adada geçen bir öykü. Bizim öykümüz. Toplumumuzdaki nefretin, bastırılmış öfkenin, faşizmin, görmedim-duymadım-bilmiyorum zihniyetinin öyküsü. Görünürdeki toplumsal öfke patlamalarının nedenlerinin ardında yatan vasıfsızın vasıflıya, ezbercinin sorgulayana, ikiyüzlünün dürüste karşı biriktirdiği kinin öyküsü. Üç nesil boyunca adadaki bu hayatın bir parçası olarak, on yıllar da geçse üstünden aynı kafaların devam ettiğini, temelde aynı patlamaların farklı versiyonlarının yaşandığını görmek umut kırıcı olduğu kadar gerçekçi de. 

Ve adadaki en dürüst, en "gören", en vicdanlı, en sevilesi insanın Neriman Abla olduğunu fark etmek de son zamanlarda  sıkça karşımıza çıkan "imkanı olan delirsin" sözünü doğrular nitelikte. Sözde akıllı geçinenlerin dünyasına katlanmanın bir yolu, bir savunma mekanizması olarak kullanılabilir bir yöntem "kafayı üşütmüş" olmak. İnsanların değil kedilerin seni anladığı bir yaşam sürmek bile başlı başına ne kadar  doğal, basit, düz ve iyi bir yaşam sürdüğünün kanıtı olabilir bence.  



İçime oturan o kadar çok şey oldu ki. Dimitri Paşa'nın, konağının ve köpeği Loki'nin başına gelenler, eczacı Semiha Hanım ve Hayri gibi nefretle beslenen eziklerin gerçekliği, hamaset ile yapılabileceklerin boyutları, Meral Hanım'ın Reyhan karşısında hissettiği ezikliğin Hayri'nin ezikliği ile ne kadar benzerlik gösterdiği, Rumlara yaşatılanlar ve sonrasında hiçbir şey olmamış gibi devam etmeler, Seher'in yıllar süren görmemeyi tercih etme durumu sonrasında yaşadığı travma, mutlu görünen mutsuzlar, bozuk da olsa kokuşmuş düzeni sürdürdüğü sürece mutlu olabileceğini bilen faşist niteliksizler. Her karakter apayrı bir hikaye ve hepsi de son derece bizden ve gerçek. Bu yüzden de gerçekten çok etkileyici bir roman Körburun. (İyi ki var olmayan bir adaymış bu arada, kitap biter bitmez "ulen acaba bizim de bilmediğimiz bir pislik daha mı çıkacak tarihin tozlu sayfalarından?" diye araştırdım ama neyse ki hayali bir ada çıktı. Pislik stokumuz yeterince yüklü olduğu için yenilerine hiç gerek yok zira!)  Mutlaka okumanızı öneriyorum. Ben yazarın önceki romanlarını da İdefix listeme ekledim bile çoktan.  

Alıntılar...
(Sayfalarca alıntıdan sadece birkaçı)
* Körburun kafası böyleydi işte. Senin hakkını yemişler kardeş, dedin mi akan sular dururdu. Sanırsın ki bütün hakkı yenmiş garibanları toplayıp buraya yerleştirmişler. Hepsi tam köşeyi dönecekken, tam kıçını oynatmadan zengin olabilecekken Allahsızın teki önlerini kesmiş, kısmetlerini ellerinden almış. 
* Annemin dergilerden prensler, kraliyet aileleri, Amerikan başkanları fotoğrafları kesip, sakladığını anlatmış mıydım? Özenle mektup kağıtlarına yapıştırır, dosyalara ayırır, klasörler hazırlardı. Monako klasörü, Kennedy klasörü, İngiltere klasörü falan diye. onun da hobisi bu diye düşünürdüm. Ben futbolcu fotoğrafı biriktiriyorsam o niye prens bilmemkimin fotoğrafını biriktirmesin? Ama şimdi düşününce insanın içi acıyor. 
Şimdi düşününce insanın bir dolu şeye içi acıyor. Çocuk olmanın en iyi tarafı bu sanırım, hiç böyle şeyler düşünüp içini acıtmıyorsun. 
* Karşındakini yargılamayı bırakırsan "bana zarar verdi" yargısından da kurtulursun. "Bana zarar verdi" yargısından kurtulursan, zarar dediğin şeyden de kurtulursun.
* Zalime boyun eğmeyecek kadar güçlü ol ama zalim olacak kadar güçlü olma.Güce aşık olma. Güce aşık olursan o güç elinden gitmesin diye korkak olursun,, korkaklığını gizlemek için de zalim olursun.
* Eğer bir şeyleri değiştirmek istiyorsak, işe bu çürümüş eğitim sistemini değiştirmekle başlamalıyız... Ancak bu o kadar kolay değil, çünkü çocukları da kendileri gibi olsun istiyorlar. Niye biliyor musun? İleride onları suçlamasınlar diye. hesap sormasınlar diye. Onlar da korkak olsun ama korkak olduğunu bilmeyen korkaklardan olsun. 
Yolda 

Diğer kitap ise çok sevdiğim bir yazar olan Buket Uzuner'in Yolda adlı kitabıydı...ki tahmin edebileceğiniz üzere yol hikayelerinden oluşuyor...ki yine tahmin edebileceğiniz üzere hem yol hikayeleri hem de harika bir yazar bir araya gelmişse o kitabı okumamam düşünülemez. 



Buket Uzuner bu kitabında yedi farklı şehre yaptığı yolculuklar sırasında tanıştığı kişilerle sohbet ederken öğrendiği ilginç hikayeleri paylaşıyor bizlerle. Bunların arasında Marakeş'te bir tren yolculuğu, Madrid'de ünlü bir yazarın okuma etkinliğine birlikte gittikleri bir limuzin yolculuğu, Honolulu'ya uçuş, Helsinki'de sonradan olma obez, güzel Angela ile yol arkadaşlığı, Berlin, Hiroşima ve Montreal'den her biri insana ait, keyifle okunan öyküler. Bir günde okuyabileceğiniz ve o sırada çok farklı dünyalara yolculuğa çıkabileceğiniz güzel bir kitap. Okumanızı öneririm.

Bu arada kitap şu cümleyle başlıyor: "Seyahat, seksten ve dans etmekten sonra insanların hayatta en fazla zevk aldıkları fiziksel aktivitedir." Vallahi benim için dans etmekten çok daha keyifli olduğu kesin. Californication'ın ikinci sezonunu bitirdiğim şu günlerde seks konusunda konuşmak bile istemiyorum! Zira o normlardan anladığım kadarıyla 17 yıldır tek eşli yaşayan birinin seks konusunda yorum yapma hakkı bile olamaz gibi görünüyor. ;)) Neyse, iyi ki Los Angeles'ta yaşamıyoruz diyerek bu konuyu açtığım hızla kapatıyorum. ;) 

Bu arada her zaman inanarak derim: "Kitap en güzel seyahattir."  
İyi okumalar.

7 yorum:

Eren O. dedi ki...

Yolda'yı çok önce okumuştum, keyifli bir kitaptı gerçekten. Körburun'u da büyük bir Hikmet Hükümenoğlu hayranı olarak çıkar çıkmaz almıştım, gerçekten nefis bir kitaptı, keşke daha uzun olsaymış dedim, siz de çok güzel anlatmışsınız gerçekten, keyifli okumalar, sevgiler:)

Mehmet Osman Çağlar dedi ki...

Ben de Körburun'u keyifle okumuştum. İçine çeken tuhaf bir imgesel anlatımı var. Tanıtım için teşekkürler.

sezer eser perker dedi ki...

Kitap yorumlarından gözlemlediğim kadarıyla bu konuda zevklerimiz birbirine yakın Sevgili İmge. Tavsiyelerde kılı kırk yararım, her tavsiye edilene atlamam çünkü sonu hüsranla biten deneyimler oldu:) Yalnız daha önce senden duyduğum ve benim de çok beğendim kitaplar oldu. Lafı dolandırdım, Körburun'u ben de severim sanki ve fuara kadar dayanabilirsem oradan muhakkak almalıyım:) Yolda listemdeydi zaten. Sevgiler... Öpücükler...

Tuna BAŞAR dedi ki...

Merhaba, Blog Atlası'nda blog sayfanızdan kısaca bahsettim. Bilgi vermek istedim. Bu adresten ulaşabilirsiniz: http://blog-atlasi.blogspot.com.tr/2016/09/imgeleme_23.html

Kolay gelsin.

Gül Akça dedi ki...

Yolda'yı çok yıllar önce okumuştum, Körburun'u ise yeni okudum ve çok sevdim, geçmişi anlatıp, bugüne iz bırakıyor.

CREAMIVE dedi ki...

Selamlar,

Çok güzel bir blogunuz var, tebrik etmek isteriz :)

Bloggerlara destek olmak için domain sponsorluğu yapmaktayız. Örneğin creamive.blogspot.com yerine www.creamive.com adresini kullanabiliyorsunuz. Sadece blogunuzda küçük bir tanıtım yazısı rica ediyoruz.

Dikkatinizi çekerse bizlere https://www.creamive.com'dan merhaba diyebilirsiniz.

Imge dedi ki...

Eren O.,

Ben Hikmet Hükümenoğlu'nu sondan okumaya başlayacağım sanırım. Çünkü okuduğum ilk kitabıydı. Diğerlerini hemen ekledim listeme. Geç tanıştım ama güç olmadı neyse ki. ;) Sevgiler.

Mehmet Osman Çağlar,

Ben teşekkür ederim. Sevgiler..

Sezer Eser Perker,

Kesinlikle ben de uyduğunu düşündüğüm için senin kitap yorumlarına mutlaka bakıyorum Sezercim. Hatta en son Alain de Botton'ın Seyahat Sanatı'nı da senden görüp aldım, ama henüz okumadım. Fuarda belki imzalı olarak alırsın her ikisini de, kim bilir. Çok da güzel olur. Hem kitap hem de Tallinn notlarını ilgiyle takipteyim. Öpüyorum çok! Sevgiler..

Tuna Başar,

Çok teşekkürler. Size de kolaylıklar diliyorum. Sevgiler.

Gül Akça,

Haklısınız. Körburun aslında her dönemimizi anlatıyor. Kördüğüm olmuş her problemimizi anlatıyor. İçimize işlemiş kötü özelliklerimizi, çaresizliğimizi anlatıyor. Ben de çok sevdim gerçekten. Sevgilerimle.

Creamive,

Birazdan bakmaya geliyorum. ;)
Sevgiler.