Coşkuyla Ölmek

Türkiye'nin ilk kadın saat tamircisi Şule Gürbüz. Londra'da felsefe okumuş, Milli Saraylar'da araştırma görevlisi aynı zamanda. Yani yaptıklarıyla başlı başına ilgi çekici bir kadın. O halde yazdıkları da öyledir diye düşünerek aldım Coşkuyla Ölmek kitabını. Kimseden duyduğumu hatırlamıyorum ama bazen tarzına güvendiğim birinin ya da takip ettiğim bir blogger'ın bir sosyal medya hesabında görerek de alınacaklar listeme kitaplar eklediğim oluyor. Örneğin, Körburun'u birçok yerde duydum ama Melis Alphan ve Ümit Alan'ın kesinlikle tavsiye ettiğini görür görmez eklemiştim listeye. Bu da o tür bir tavsiye sonucu mu eklendi bilmiyorum ama sonuçta elime geçti işte.

Kitapla ilgili duygularım biraz karışıktı ilk başlarda. Biraz İhsan Oktay Anar'ın "ağır masalsılığı" havasının tadını aldım okurken. Bazen kasvetli geldi ve sıkılır gibi de oldum. Ama sonuçta elimden bırakmadığım gibi altını çizerek daha sonra dönüp okumak istediğim çok yeri de oldu. Bitirdikten sonra sevdim diyebilirim sanırım. Evet, "diyebilirim" ve "sanırım" çok güven verici ifadeler değil. Sevdim ama gönül rahatlığıyla öneremem diyeyim o zaman. ;)

Bir adamın dört farklı bölümde anlatılan dört farklı hayat evresi var kitapta: baba olarak, oğul olarak, yaşlı bir adam olarak ve bir koca olarak. Her aşamada da hayatla anlam bağı kurma dertleri var bu karakterlerin. Şule Gürbüz de bu durumu bir masalcı, bir bilge ve bir filozof karışımı tadında anlatıyor bizlere. 

Alıntılar

* Boyacılar meslekleri icabı elbet işi söyledikleri vakit bitiremediler. Böyle yapa yapa usta olmuşlar. Bir şeyi yapış değil yapamayış süresi ve bu zamanı dolduran sürenin uzunluğu ülkemizde hemen her meslek grubunda ustalık addedilir.

* İnsanın içinde olduğu hal ona en yabancı haldir. Deli deliliğini, genç gençliğini, ihtiyar fıkradığını bilmez. Birisi yeri gelir de söylerse bunları duyar, duyar da yine anlamaz. Ah işte hayat bu halle yaşanıyor, hayat habersizken yaşanıyor, yaşanıyor dediğim şöyle üstten geçiyor da aklın başına gelip kendi hayatına dair haberleri aldığında oturup bir bakılıyor, bu da neymiş diye, yine bir şey denemiyor. 

* Akşamlar aynıydı. Ama demir gibi olmakla pamuk gibi olmak farklıydı. O zaman ağırlıkları değil de gibileri tartarak gibi olmak için verilen ödünleri ve fedakarlıkları kefeye koyuyor ve tuhaf sonuçlar elde ediyordum. 


* ...ısrar, bazılarının dediği gibi tuttuğunu koparmak değildi. Israr eden genellikle ya tutamadığının ya zaten kopmuş olanın arkasından bağıran mahalle delisine benziyordu. Israrla elde edilecek şeyin hiç ısrara gerek bırakmadığını gördüm. 

* Sezmek anlamaktan çok kötü. Anlamak bir, sezmek bindir, anlamak bir müddet içinizde yürür, anladığınızla bir amorf da olsa şekil alırsınız. Sezmek şekilsiz ve hep sancılıdır, her gün yeni bir sancı doğurur. Babam belki anladığı ile ıstıraplı idi, ben ise sezdiklerimle şekilsiz ve kalitesiz, tanımsız ve arkadaşsız bir ıstıraptayım.

Değişik bir yazarla tanıştığım için pek mesudum dostlar. Sizlere de mutlu, mesut bir hafta dilerim.  

2 yorum:

İzler ve Yansımalar dedi ki...


Kitap listeme ilaveler yapmak üzere, girdiğim bloğuna bakarken, şu görsel alıntıdaki cümlelere takılıp kaldım bir anda..yazar doğru söylemiş ama :))
Bu sıkıcı ve kasvetli havalarda film seyretmek ve kitap okumak gibisi yok ;)
Objektif kitap tavsiyelerin önemlidir benim için, teşekkürler ve iyi haftalar dilerim İmge'cim..Sevgiler..

Imge dedi ki...

Esincim ne kadar objektif olabiliyorum bilemem tabi, sonuçta tüm önerilerim benim zevkimi yansıtıyor. Sadece çok keskin olmamaya çalışıyorum diyeyim. Ama ne olursa olsun kitabın kötüsü olmaz, kitap okumakla geçen zaman kayıp zaman olamaz bana göre. Geç de olsa iyi bir hafta diliyorum sana. (Vietnam'da olduğumdan kaçırmışım bu mesajını)
Öptüm çok.