Masal Gezinin İlk Durağı: Ho Chi Minh City

O kadar uzun zamandır aklımızda olan bir rotaydı ki ta 2014 yılında giden bir arkadaşıma öneriler sorduğum e-mail bile var. Çıktısını alıp yanımda götürdüm ve yararlandım kendisinden. Sonra geçen yıl Kasım'daki seçim dönemine geldiği için gitmeyip iade aldığımız bir tur kaparosu vakamız oldu. Çekirge bu kez üçüncü sıçrayışta gitmeyi becerdi o masal diyarlara. İyi ki de öyle olmuş, doğru zamanmış, daha fazla araştırma ile aklıma bile gelmeyecek yerlerini de ekledim gezi programına böylece. Harika bir yerel acenta ile tanışmış oldum. Onlarca e-mail sonrasında tam da bizim istediğimiz gidiş ve dönüş noktalarında başlayıp biten, istediğimiz gün sayısında ve rotada, istediğimiz dozda kültür, doğa ve özgürlük içeren, kısacası tamamen bize özel bir tur ayarladılar bize. Üstelik beş yıldızlı otelleri tercih etmemize rağmen buradaki o en iyi tur şirketlerinin yarı fiyatına! Eğer İngilizce problemim yok diyorsanız, mutlaka Vietnam Unique Tours ile yapın bu seyahati. Beş şehir değiştirdik, bir sürü iç uçuş, otel, şehir turu, vize vs ayarlaması için anlaştık ve hiçbir noktada en ufak bir pürüz çıkmadığı gibi havaalanına iner inmez şoförler kapıda, otellerde ertesi günün programı not olarak odamızda, özel ya da grup şehir turlarında adımız liste başlarında, rehberleriyle, öğle yemekleriyle, her türlü hizmetleriyle harika ağırlandık. Gözü kapalı tavsiye ediyorum. Hele bir de Jenny'ye denk gelirseniz, önce benden selam söyleyin, sonra da az çok neler istediğinizi anlatın ve kendinizi ona teslim edin. 

Eğer ben kendim gezeceğim, her şeyi ayarlarım ama vizeyi ne yapacağım diyorsanız, sadece onun için bile destek alabilirsiniz Vietnam Unique Tours'dan. Vietnam vizesi en sık sorulan sorulardan biri. Ankara'ya gitmesi gereken pasaportlar ve fahiş ücretler korkutucu olabiliyor. Ancak kapı vizesi de veriyor Vietnam, unutmayın. Sadece bir "approval letter" almanız gerekiyor acenteden. Kişi başı 90 USD ve yaklaşık bir hafta, on gün gibi bir süre ayırın kendinize. Aprroval letter'ın çıktısını, iki vesikalık fotoğrafı (4X6), 25 dolar damga ücreti ve elbette pasaportunuzu alarak kapıda vize alabiliyorsunuz. Yaklaşık 45 dakika bekleyerek bu işi öyle halletmeyi tercih ettik biz. 

İlk durağımız başkent Ho Chi Minh City oldu. 28 Ocak akşamı saat 19.00 gibi Hotel Nikko Saigon'daydık. Alın size gözü kapalı bir tavsiye daha. Odaları, temizliği, her konuda yardımcı çalışanları, SPA'sı, konumu ve kahvaltısıyla nefis bir oteldi burası. O kadar uzun bir yolculuk ve vize işlemlerinin ardından ilaç gibi geldi diyebilirim. 


Her ne kadar iki metrelik yatak cazip görünse de önce bir yemek yiyelim ve normal bir saatte uyuyalım diyerek her yandan vızır vızır motosikletlerin geçtiği capcanlı sokaklara attık kendimizi. Uzakdoğu mutfağının hastasıyızdır. Açılışı da Chi Hoa'da yaptık adeta kendimizden geçerek. 


Spring rolls çeşitleri her yerde nefis ve çıtır çıtır. Pho çorbası çeşitleri -ki ben hiç içmedim, ama çorba sever İsocum bayıla bayıla içti, ben de tadına baktım- gani. Kızarmış deniz ürünleri tam benlik. Nefis noodle'lar herkeslik. Tamarind sosu ve tatlı ekşi sos en favorilerim. Ekmek yerine tabi ki haşlanmış pirinç. Ve bol acı! Size kısa bir Vietnam mutfağı özeti geçtim kısaca. Pho çorbası ile ilgili şöyle bir afiş de gözüme çarptı sokaklarda yürürken. Pho'yu soğutan bizden değildir diyorlar, ona göre. ;)


Otele dönüp deliksiz bir uyku çektikten sonra sabah 6'da ayaktaydık. İlk gün için şehir turu yapmayı ve Cu Chi Tünelleri'ni gezmeyi planlamıştık. Zaten War Remnants Museum (Savaştan Arta Kalanlar Müzesi diyelim) ve Cu Chi Tünelleri'nden ayrı bir yazıda bahsedeceğim, çünkü Amerika ile yaşanan savaşın taze etkileri ve çok etkileyici fotoğraflar ve verileri ne kadar yazsam az olur sanırım. Çok etkilendiğim bir gündü. Birçok yerde gözlerimin dolmasına engel olamadım. İnsanoğlunun kötülüğünü -ve Amerika'nın tüm dünyayı bir savaş oyunu psikopatlığında parmağında çevirmesini-, halkların psikopatların elinde çaresiz kalarak ne büyük acılar çektiğini, anneleri, çocukları, savaşlarda işkence gören, ölen babaları düşündükçe gerçekten içim parçalandı. Ancak bu kadar yakın bir dönemde savaşı yaşamış, fakir bir ülke olmalarına rağmen sanki çok büyük bir olgunluk, iyimserlik ve umutla yollarına ilerliyorlar, geçmişe sünger çekip eğitim ve dayanışma ile ayakta kalmaya çalışıyorlar, güçlü oldukları kaynakları akıllıca değerlendirmek için el birliğiyle çalışıyorlar gibi görünüyorlar. Fakir ama gururlu, yokluk içinde ama akıllı ve çalışkan. Küba gibi. Kamboçya'da olmayan ruh, Vietnam'da fazlasıyla var gibi. İleride bambaşka yerlere gelebilir gibi. Birkaç gün içinde hissettiğim ve algılayabildiğim kadarıyla bana böyle geldi tabi. 

Şehir içinde birkaç önemli yapıyı da görmeden geçmemek gerek bu arada. Bunlardan biri Notre Dame Katedrali. 1863-1880 yılları arasında yapılan Katedral, ülkenin Fransız sömürgesi olduğu dönemlerden kalma. Malzemelerin tamamı Fransa'dan getirtilerek yapılmış. Önünde de elbette Bakire Meryem heykeli duruyor. İçini gezemedik, çünkü yeni yıl seremonisi vardı. Bizim gittiğimiz dönem Çin Yeni Yılı (Chinese New Year) olduğu için son derece canlı, uğur getireceğine inanılan sarı çiçeklerle süslü ve kutlamalar, ışıklı gösterilerle dolu harika bir dönemdi. Çin Yeni Yılı'na göre baharı karşılayan ülkeyi görmek için belki de en güzel dönem olabilir Ocak sonu, Şubat başı. Her yerin girişinde yazan "Chuc Mung Nam Moi" de "Mutlu Yıllar" demek oluyor. Bir kez daha kesinlikle emin oldum ki kutlama, eğlenme nedir bilmeyen bir tek biz kalmışız galiba dünyada. Hani illa Doğu'ya dönecektiysek yüzümüzü Ortadoğu değil de Uzakdoğu'ya dönseymişiz keşke. Budizmin insancıl yapısı, tapınakların renkliliği, ritüellerin iç rahatlatıcı, mutlu edici etkileri... 

  
Katedral'in hemen karşısında Postane Binası var. Yer karoları, kemerli iç yapısı ve yine Fransız etkisini yansıtan mimarisiyle 19.yy'dan kalma bu yapı da görülmeye değerdi.


Son olarak Reunification Palace'tan da bahsedeyim biraz. Yeniden birleşme anlamına gelen "reunification" kelimesi Kuzey ve Güney Vietnam'ın birleşmesine ithafen kullanılıyor. Bu sarayın diğer bir adı da Independence Palace, yani Bağımsızlık Sarayı


Vietnam Savaşı sırasında Güney Vietnam'ın Başkanı'nın evi ve çalışma ofisi olarak kullanılan binanın değişik odaları kadar bahçesinde yer alan tanklar, helikopterler de ilgi çekici. Ancak en merak edilen bölüm yapımı 3 ay süren sığınaklar. Daracık geçitlerle birbirine bağlanan odalardan oluşan bu bölümde Başkan'ın odasından direkt bağlantı olan bölüm 2 tonluk patlamalara bile dayanıklıymış. Bir de yukarıda sağda gördüğünüz ve dış cephede yer alan o uzun bambu şeklindeki mimari Vietnam'ın sıcak ve nemli havaları için ideal klima etkisi yaratırken aydınlığın da içeri girmesine olanak tanıyormuş.   


Yukarıda da sarayın oldukça mütevazı bazı odaları var: elçi kabul odaları, kabine toplantıları odası, davet odası, yemek salonu, vs gibi. Bunların dışında sinema salonu, tiyatro salonu, first lady'nin davet salonu, balo ve dans salonları da vardı. Bir de şu av hayvanlarının kafasının olduğu bölüm ilgimi çekti. Onların hepsi diğer devlet adamlarından Başkan'a hediye olarak gelmiş. Ama sadece baş değil kuyruklarıyla birlikte gelenler daha değerli, çünkü o "ellerimle avlayıp, size getirdim" anlamına geliyormuş. 

Şimdilik bu kadar. Yazmalara doyamayacağım ben bu geziyi. İsocum ve benim telefonlarımız ve fotoğraf makinesinde toplam 1000 fotoğrafla döndüğümüz için fotoğraf editlemeye de doyamayacağım gibi görünüyor. ;) Neyse artık, bir süre burası Uzakdoğu'dan bildirecek. Haberiniz olsun. İstanbul'un eksilerde hissedilen soğuk ve gri havasına dönmüş olabilirim ama ruhum o masal ülkelerin sıcak havasında kalmaya devam ediyor. İçim ısınsın derseniz sizi de beklerim. ;)

İyi haftalar.

2 yorum:

sezer eser perker dedi ki...

Ne iyi yapmışsınız. İlgiyle okudum, devamını da aynı şekilde takip edeceğim kesin.

Imge dedi ki...

Sezercim teşekkürler.
Çok keyifli ve ilginç bir deneyim oldu gerçekten. Umarım okumak da aynı şekilde keyifli olur.

Sevgiler.