Huzursuzluk & Hikayem Paramparça

Sırada iki kitap var bugün. İlki çok sevdiğim Zülfü Livaneli'nin son romanı Huzursuzluk. 154 sayfalık, yani bir günlük, bir solukluk bir roman. Murathan Mungan'ın iki romanını bitirdikten sonra elime aldığım bu romanın da Mardin'le bağlantılı olması bir işaret olabilir mi? 

Huzursuzluk'ta Amerika'da öldürülen Mardinli genç Hüseyin'in cinayetini araştırırken altında yatan bambaşka bir Doğu hikayesiyle karşılaşacaksınız. Hüseyin'in Ezidi mülteci Meleknaz ve doğuştan görme engelli bebeğine karşı hissettiği tutkulu aşk ve onlara yardımcı olmak adına yaptıklarının sonucunda hayatının akışının ne şekilde değiştiğini göreceksiniz. Ezidiler ve söze dayalı, tükenmeye yüz tutmuş kültürleriyle ilgili bilgi sahibi olacaksınız. Ve ne yazık ki bir kez daha bu coğrafyadan mutlu hikayeler çıkmasının ne zor olduğunu görüp "harese" hikayesinin tam da Ortadoğu'yu tanımladığına hak vereceksiniz. Zülfü Livaneli yazarsa, okunur. Benim için bu kitapta da bu kural değişmedi. En favori Livaneli kitaplarım Serenad ve Mutluluk olmaya devam ediyor ama. ;)


Alıntılar...
- "...biz, bu ülkenin okuryazarları, boşluğa düşen bir trapezci gibiydik. Doğu askısını bırakmış, Batı askısını da yakalayamadan aşağı düşmüştük..."
- "Sokaktan geçerken bir telkari ustasından duyduğum o türkü takılıyor dilime: Bu dünya bir penceredir/Her gelen baktı geçti. Felsefe bundan başka nedir ki diyorum; raf çökerten onca kitap, onca üniversite, anlı şanlı felsefe profesörleri, sözüm ona varlığı sorgulayanlar bundan başka bir şey söyleyebilirler mi? Ya o din alimi geçinenler? Din alanlar, din satanlar, laf kalabalığından başka ne söylüyorlar? Onların bütün laflarını da bir Karadeniz türküsünün iki dizesi açıklıyor. Bu dünya yalan dünya/Öteki de şüpheli."
- "Bu dikenli, sevgisiz ortamlara alışkındık hepimiz, plazaların insanın ruhunu öldürdüğü, herkesi robota çevirdiği gerçeğini çoktan öğrenmiştik. Eğer ortaçağ şövalyelerinin demir zırhları gibi, görünmez bir aldırmazlık zırhı giymezsen, buralarda barınmana olanak yoktu." 
***

Emrah Serbes'in beş yıl önce yayınlanmış Hikayem Paramparça kitabındaki hikayeleri de bir günde okunacak kıvamda. Ama açıkçası ben çok bayılmadım bu kitaba. Fazla ergen atarı, fazla boyundan büyük, bilmiş tespitlerle dolu gibi geldi bana. Okurken sıkıldım, çok sarmadı açıkçası. Yine de Emrah Serbes'i bir kalemde harcayacak değiliz, sevmeye ve yeni çıkanlarını takip etmeye devam! Aşağıda da bu hikayelerden birkaç alıntıyı bulacaksınız. 


* "Konuşulmaması gereken yerler vardır. Çocuklara ve ihtiyarlara anlatamazsın bunu. Hepsi doğal anarşist."
* "Edebiyat hocası kazma olduktan sonra ders kitabına Sait Faik koymanın anlamı yok. İyi yazar veli yarısıdır zaten. Bir hadise olmadıktan sonra okula gelmesine gerek yoktur."
* Bu gezegende, iki insanın birbirlerine duydukları sevgi, bir terazide dengelenmiş midir hiç? Eşitlik fikrine en çok aşıkken inanırız. Çünkü en çok o zaman ihtiyaç duyarız."

Keyifli bir hafta sonu olsun hepimiz için.

4 yorum:

sezer eser perker dedi ki...

Huzursuzluk'u hala okuyamadım. Ben de Livaneli ne yazarsa okunur kısmındayım:)
Sevgiler İmge...

Işın dedi ki...

Zülfü Livaneli'yi kişi olarak çok sevsem de bu tip kitapları okumayı pek sevmiyorum. Yani illa bir toplumsal meseleye parmak basan ve hemen her cümlesinde ders vermeye çalışan kitaplar. Edebiyat bu değil bence. Ya da belki benim tarzım değil. Bu yüzden illa bir Türk yazar okuyacaksam yeni nesili tercih ediyorum

İzler ve Yansımalar dedi ki...

Huzursuzluk'ta paylaştığın; Telkari Ustasının "Bu dünya penceredir.Her gelen baktı geçti". sözüne takıldım, duyduğumuz bir söz olmakla birlikte şapka çıkardım bir kez daha ustaya :) işte budur! Altı çizilesi sözler olmasa kitaplardan geriye aklımızda ne kalır ki zaten :) okumak istediğim çok kitap var..elimdekiler bitsin..gelsin sıradakiler ;) teşekkürler İmge'cim. İyi haftasonları dilerim. Sevgiler..

Imge dedi ki...

Sezer,

Sırası gelecektir elbet. ;) Sevgiler.

Işın,

Zülfü Livaneli kitapları illa ki toplumsal bir meseleye parmak basıyor evet, ama her cümlesinde ders vermeye çalıştıklarını düşünmüyorum açıkçası. Öylesi benim için de sıkıcı olurdu, sana katılıyorum. Edebiyat da bence her ikisi de olabilir - ki ben meselesi olan kitapları, filmleri, sergileri daha çok severim. Ama elbette kişisel zevkler çok değişir ve kimin neden keyif aldığı tercih meselesidir, saygı duyarım. Yine de Livaneli'nin üstünü çizip atmasan derim? ;) Sevgiler.

Esincim,

Okumak istediklerimiz listeleri hiç bitmiyor değil mi? İşimiz zor! ;) Her zaman altını çize çize okuyacağımız kitaplarımız olsun dilerim. İyi haftalar diliyorum sana da. Sevgiler.