Theo'ya Mektuplar ve Berci Kristin Çöp Masalları

Son dönemlerde okuduğum iki kitaptan kısaca bahsedeyim. Kitap okuma hızım yaza göre baya düştü, ama n'apalım artık, hep aynı tempoyu tutturamıyor insan. Theo'ya Mektuplar, Vincent Van Gogh'un hayatının farklı dönemlerinde  kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplardan oluşuyor. Pınar Kür çevirisi ve YKY baskısı olanını okudum ve dilinden de çok memnun kaldım. Kitapta yer verilen mektuplarda Van Gogh'un sıklıkla tekrara düştüğünü düşünsem de, etkileyici hayat hikayesi ve yaratıcılığıyla bayıldığım isimlerden biri olduğundan keyifle okudum ve karakterine ve iç dünyasına dair daha fazlasını öğrenme fırsatını buldum. O yüzden Van Gogh sevenlere önerimdir. Loving Vincent'ı izleyip ikisini bir yazıda yazmayı planlıyordum ama sinema işleri planlandığı gibi gitmeyebiliyor bizim tarafta. ;) O yüzden umarım sinemalarda oynuyorken görebilirim ve o filmi de ayrıca yazabilirim diyorum. 


Münzevi yaşamı tercihi, doğaya tutku derecesinde bağlılığı, Tanrı ve din hakkında düşünceleri -"din adamlarının Tanrısı benim için bir kapı tokmağı kadar cansız!" diyor mesela ki kendisine katılmamak mümkün değil-, hiç bitmeyen ekonomik sıkıntıları, son dönemlerinde iyice ağırlaşan hastalığı, çalışma azmi ile çok ilgi çekici bir karakter Van Gogh.  Her zaman kendisi olmayı başarmış, süslü püslü tanıtımlara ihtiyaç duymadan kendini işine adamış bir adam. Yoksulluğu bile bunu yapmasına engel olmamış. Çoğu kez yiyecek yemeği olmasa da boyalar almak için harcamış parasını. Bir mektubunda şöyle diyor: "Bana soracak olursan krallar kadar zenginim. Parasal olarak değil elbet, ama çalışmalarımda kendimi tüm ruhum ve yüreğimle adayacağım bir şeyler bulduğum için, bu yaşamıma anlam kazandırdığı, esin kaynağı olduğu için zenginim."

İki alıntı paragraf daha ekliyorum aşağıya. Düşünce bakımından ruh ikizimi bulmuş olabilirim Van Gogh'da. Yaratıcılık anlamında da ruh ikizim olsaymış iyiymiş. ;)



Sırada çok sevdiğim bir yazar olan Latife Tekin var. Berci Kristin Çöp Masalları, bu yılki Haydarpaşa Sahaf Festivali'nden aldığım ganimetlerim arasındaydı.  Eski romanlarından birini daha büyük bir keyifle okudum. Sevgili Arsız Ölüm hâlâ favorim olmaya devam etse de burada da yine o harika anlatımıyla tasvir ettiği gecekondu mahallesi yaşamı aklımda kalacak. Nasıl canlı karakterler, nasıl hem gerçekçi hem masalsı bir anlatım. Ve bu romanı yazdığı sırada 27 yaşındaymış henüz. O kadar genç bir zihin nasıl bu kadar detaylı ve gerçek bir kavrayışa sahip olabilir? Çok seviyorum hem anlattıklarını hem anlatış şeklini Latife Tekin'in. Şimdiye kadar okumadıysanız da mutlaka burada bahsettiğim iki romanıyla başlangıç yapmanızı öneririm. 


Kitaplar bittiğine göre sırada ne olsun? Sinema mı, yemek mi, ikisi birden mi? Ya da annem gelsin de biraz gezelim, blog yazmaya ara verip malzeme toplamaya mı ağırlık verelim?  ;) Hangisi olursa olsun şahane bir hafta olsun hepimiz için. 

2 yorum:

sezer eser perker dedi ki...

Vincent forever :)

Imge dedi ki...

Kesinlikle! ;)