Positano

Gezinin en merak edilen şehrine gitme zamanı. Ravello-Positano arası 22 kilometrecik olsa da GPS süreyi bir saat gösteriyor. "Ay şaşırdı bu herhalde" demiyoruz, zira Sorrento'dan Ravello'ya gelirken de Amalfi Coast trafiğini ziyadesiyle yaşamıştık. O yüzden tıngır mıngır, aşağıdaki kolajın solundaki fotoğraftaki kıvamda ilerliyoruz hedefe doğru. Trafik bir an olsun azalmadığı gibi tünel girişinde iki büyük araç karşılaştığında falan ortam bildiğin sıkışmışlık korkusu tadında incelenmeye uygun bir ruhsal travmaya dönüşüyor! Adamlar akın akın turist gelen yere duble yol falan yapmamışlar, kayaları delip geniş tüneller açmamışlar, hatta bizim Kaş-Kalkan yolu bildiğin otoban bunun yanında. Neden acaba? Bizim gibi güçlü devlet değiller demek ki!


Ay neyse, look at the tabela, ayol! ;) Ne büyük mutluluk okların üstünde şunların yazdığı bir yolda yolculuk etmek. Positano'ya yaklaştığımızı bu daracık yolun bir kenarına park etmeye başlamış arabalardan anlıyoruz. Neredeyse bir önceki kasabaya kadar uzanan park etmiş araçlarından inip sıcak, yokuş demeden aşağı yürüyenlere şapka çıkartıyoruz doğrusu. Biz oldukça merkezdeki Di Gennaro park yerine bırakmayı tercih ediyoruz aracımızı. Ve iki dakika içinde kendimizi şehrin göbeğindeki kilisede buluyoruz. Bu meydanın bir yerinde romantik şehrin kuralları da mevcut. 


Daha sonra inişe devam ederek o meşhur Positano fotoğraflarının çekildiği plaj olarak tanıdığımız Spiaggia Grande'ye iniyoruz. Dimdik yamaçlara sıralanmış rengarenk evleri en iyi buradan görebilirsiniz. Gerçekten manzaralar nefis. Ama kalabalık sezon olmasa çok daha nefis olabilirdi. Arabada n'olur n'olmaz diye bir plaj çantamız da duruyordu ama şu curcunayı ve yüzme alanlarının minicikliğini görünce "yok, biz almayalım, önümüzde Kaş var nasılsa" dedik. Ve Kaşımın halk plajına bile kurban olsunlar ayol, bu ne?! Şu denizde nasıl keyifle yüzülebilir ki? 


Çok dik olmayan bir yokuştan yürüyerek bu plajın daha küçük versiyonu olan Spiaggia Fornillo gözümüze çok daha güzel göründü. Yani denize girmeyi düşünseydik, orayı tercih ederdik. Daha az tekne olması, rengi ve nispeten sakinliği daha bize göre gibiydi. 


Öğle yemeği molası için de La Cambusa'yı tercih ettik. Kendimize yarı manzaralı bir masa bulup leziz deniz ürünleri ve bir şişe beyaz şarap ile biraz kalabalıktan ve sıcaktan kaçma molası vermiş olduk. Çok güzel bir restorandı, tavsiye ederim. 


Ama Positano'yu gezmek için de sanki düşük sezon daha iyi olabilirmiş, çünkü daracık sokaklarda omuz omuza yürümek, insan kalabalığından fotoğraf çekememek, butiklerin vitrinlerine bile bakamamak insanın aldığı keyfi bir tık azaltıyor doğrusu. Sıcak ve trafik de bunaltıcı olunca ve deniz tatili için de düşünmüyorsanız burayı, bence Kasım ayında falan gezmelisiniz. Eminim çok daha güzel olur.  


Yine de yakalayabildiğim birkaç insansız manzara sahası fotoğrafını paylaşayım dedim. Gitmişken mutlaka şehrin en iyi otellerinden biri olan Palazzo Murat'ın avlusuna bir göz atın ve hatta belki bir günbatımı kokteyli için barına uğrayın. Yine otelin bulunduğu sokaktaki butiklere, stantlara ve sanat galerine göz atın. Çok sevkli şeyler var. Onun dışında zaten birkaç minik ara sokaktan ibaret şirin bir sahil kasabası burası. Her mağazasını gezseniz bile en fazla iki saatinizi alır. 


Elbette gece hayatının ve lüks restoranların da çok bol olduğu bir yer Positano. Ama o konuda size çok öneride bulunamayacağım, çünkü biz gün batımı biramızı da içtikten sonra "ay başım şişti, sersem oldum ayol kalabalıktan! Gel biz huzur dolu Ravellomuza atalım kendimizi"  diyerek gecesini görmeden ayrıldık buradan. Positano ya da Amalfi'de konaklamama kararımdan dolayı da kendimi bir kez daha kutladım bu arada. Kendimizi iyi tanıyarak verdiğim doğru bir karar olmuş bizim açımızdan. Ayrıca parayla huzuru satın alamazsın dedikleri doğru işte. ;P Ravello hem daha huzurlu, hem daha uygun fiyatlı, hem de nefis restoranlara sahip bir yer. Bizim kafadaysanız aklınızda olsun derim.

E artık doların ve Euro'nun haline bakınca bir müddet yurtdışı tatil yazamayız gibi görünüyor. "Seneye Mart sonunda Japonya'da sakuraları mı görsek"ten "Haziran'da Karadeniz yaylalarını gezeriz olmazsa" kıvamına geldim ben son birkaç günde. Tabi bu işin şakası diyeceğim ama şakalık halimiz de kalmadı. Ülkeyi kötü günlerin beklediği açık. Akıl ve bilimden uzaklaştığımız da çok açık. Hepimiz hasarla çıkacağız bu işten, o da çıkabilirsek tabi. Umarım en az hasarla atlatmayı, akıl ve ruh sağlığımızı korumayı becerebiliriz bu uzun vadeli süreçte. 

İyi hafta sonları!

2 yorum:

sezer eser perker dedi ki...

Ben de kesinlikle popüler yerleri gezmeyi ama sakin yerde konaklamayı tercih ederdim.
Bu sonbaharda o taraflara doğru birkaç günlük isteğimiz vardı ama Orhun'un ani ameliyatı ve hastane dönüşü dayımın arabasıyla yaptığımız kazanın (evet kaskosu yokmuş) masrafı, Euro'nun fırlaması derken erteledik mecbur:) Şahsi anlamda "buna da şükür diyoruz" artık ama ülkenin hali için bir şey söylemek zor. Hep beraber beklemedeyiz. Yine de içimdeki umutlu insan seyahat hayalini canlı tutuyor, belli olmaz:) Gezi yazıları hoşuma gidiyor, seninkileri ayrıca seviyorum. Şimdilik seninle gezmekteyim İtalya'yı:)

Beyaz Yakalı dedi ki...

Ben bir yeri doyasıya gezebilmek için kalabalıktan hoşlanmıyorum. Popüler yerlere daha sakin oldukları zamanda seyahat edilmeli düşüncesindeyim. Gittiğim yerleri doya doya yaşayabilmeliyim. Emeğinize sağlık, güzel bir paylaşım olmuş.