İstanbul'un Göbeğinde Ortaçağı Yaşadık!!!

Bayram tatili dönüşü keyifli bir yazı yazmak isterdim, ama sinirlerim altüst olduğu için tatil notlarından önce bu konuyu yazayım dedim. Pazar gecesi saat gece 12'ye doğru elimiz kolumuz dolu bir şekilde geziden döndük. Apartmanın girişindeki ışığın kapıya yaklaşmamıza rağmen yanmadığını görünce, bozulmuştur diye düşündük. Ama o da ne içeriye girip, asansöre yaklaştığımızda da ışık falan yanmıyordu. Apartmanımız karanlığa gömülmüştü. "Geçici bir kesinti heralde, tüh, tam da tatil dönüşüne denk geldi, ama birazdan gelir" falan derken 5. kat komşularımız gezmeden döndüler. Ama bizim gibi kesintiye şaşırmış bir halleri olmadığı gibi bir de yanlarında fener taşıyorlardı. Meğer Cumartesi gecesi biz burada değilken çok şiddetli bir yağmur yağmış ve yıldırım düşmüş... Elektrikler kesilmiş ve gidiş o gidiş.. Neyse ki fener eşliğinde bizim kata çıkıp, eve girebildik. Sabaha gelir heralde diye düşünerek, hiç keyfimizi bozmadan, mum ışığında oturup, bir şeyler içtik ve gezinin ne kadar güzel geçtiğinden falan bahsettik.

Pazartesi sabahı kalktığımızda hala bir değişiklik yoktu. Eşim mum ışığında tıraş olarak işe gitti. Yolculuk sonrası bir duş bile alamamıştık, hava çok soğuktu ve kombiyi yakamıyorduk, banyoda yerde biriken çamaşır yığını neredeyse çamaşır makinesinin boyuna ulaşmıştı. Bu arada buzdolabındaki birçok şey çözülmeye başlamıştı. Çözülmeyen etleri ve diğer yiyecekleri evi bana çok yakın olan Gizoş'a götürdüm. Süt, yoğurt ve dondurmayı attım. Ama dondurucuyu hala kapalı tutuyordum. Çünkü daha buzlar falan erimemişti. Zaten birazdan elektrik gelirdi. Ben de oturup, çevirimi yapar, çamaşırları falan makineye atmaya başlardım. Ama hiç de öyle olmadı. Akşama kadar tatilde okuyamadığım eski Cumhuriyet gazetelerini, Bozcaada ve Çanakkale Şehitliği broşürlerini, Erol Mütercimler'in Komplo Teorileri'ni, neredeyse deterjan kutularının arkalarına kadar elime geçen her şeyi okuduktan sonra hava kararmaya başlayınca yapılabilecek tek seçeneğin de elimden uçup gittiğini fark ettim. O andan itibaren karanlıkta (pardon, mum ışığında) oturup, kocamın ve elektriğin gelmesini bekleyecektim. Bu arada cep telefonum da tüm gün kapalı kaldı, çünkü şarjı bitmişti. Hala olumlu düşünme ve mecvut anı en iyi şekilde değerlendirme çabalarım devam ediyordu. Ve o anı en iyi sarhoş olarak değerlendirebileceğimi düşündüm!! Evdeki Southern Comfort'la işe başladım. Henüz erimemiş buzlarım da vardı. Hem böylece ısınırdım da.. Kulağımda da iPod, oh, al sana parti ortamı.. 3 kadeh Southern Comfort'tan sonra baktım bununla devam edemeyeceğim, bakkala inip birkaç tane soğuk bira aldım ve balkona attım. İhsan eve geldiğinde zaten kaymaya başlamıştım. Onunla da birer tane içtik ve baygın bir şekilde sızdım. Yatmadan önce yarın aydınlık bir güne uyanmak istiyorum dediğimi hatırlıyorum!

Ama olmadı! Yine karanlıkta çayımı demledim. Mumlarımı yaktım. Battaniyenin altında kitap okumaya devam ettim. Buzdolaplarının kapılarını açtım. Arada bir de pencereden bakıp, apartmanın önündeki kazı çalışmasını kontrol ediyordum. Öğlene kadar bir gelişme olmadı ve yan apartmanın önü kazılmaya başlandı. Akşam üstü saat 5 civarı artık evde kalırsam kafayı yiyeceğimi düşündüm ve şampuan, saç kremi, vücut kremleri, vs ne varsa toplayıp Essporto'ya gittim. Her gün duş almaya alışık bünyem arıza çıkarmaya başlayacaktı artık! Kendimi saçları yapışmış vaziyette sokaklarda yatan o kadınlar gibi görmeye başlamıştım! Essporto'da duşumu aldım, buhara girdim, giyindim, süslendim, çıkıp Metrocity'de bir tur attım ve yeniden Essporto'ya giderek Tae Bo yaptım. Üstüne bir daha duş aldım.. İlaç gibi geldi!! Ayrıca cep telefonumu da soyunma odalarının yanındaki şarj etme kutucuklarında şarj edebildim. Spor sonrası saat 9.30'ta eve geldiğimde apartmanımız hala karanlık duruşunu koruyordu. El yordamıyla merdivenlerden çıkıp, eve girip, mumlarımı yaktım. Eve gelirken de bakkaldan soğuk bir diet kola alıp (en çok hasretini çektiğim şeylerden biri oldu) balkona attım. Bugün de böyle devam edecek herhalde derken, yaklaşık 1 saat sonra elektrik geldi!!!

Evet, İstanbul'un göbeğinden, Beşiktaş'tan bir manzara anlattım sizlere. Apartman olarak 3 koca günü (biz 2 günü) elektriksiz geçirdik. Aşağımızdaki kuaför üç gün iş yapamadı. Ben çeviri yapamadım. Bir sürü yiyecek atıldı ve bozuldu. Evin işleri olduğu gibi kaldı, ev alışverişi bile yapamadık. Isınamadık, sıcak suyumuz yoktu. Ve mumlarla ve gaz lambalarıyla yaşadık. Dünyanın hangi gelişmiş şehrinde böyle bir şey yaşanmıştır acaba? Attığımız yiyecekleri, çalışamamamızı ve her şeyden önemlisi yaşadığımız sinir harbini kim telafi edebilir?

Allah Edison'dan razı olsun ve kimseyi Bedaş'ın eline düşürmesin demekten başka yapacak bir şey yok galiba! Elektriksiz ve susuz kalmamanız dileğiyle!

4 yorum:

Adsız dedi ki...

Sırça köşkünüzde bu hallere alışık olmayabilirsiniz imge hanım. Siz elektrik kesintilerinde kokulu mumlarınızı yakarak romantizm yapmaya devam edin.

Adsız dedi ki...

ha ha

Adsız dedi ki...

gerçektende güzel öyküüü:):)

juullll dedi ki...

harikaaaaaaaaaaaaaaaaa!!!!!!!!!!!!!!!!!