30 yaş...

Şımarık bir yazıyla karşınızda olacaktım 30. doğum günüm olan 27 Şubat’ta, ama elim gitmedi. Diyecektim ki, “Ayy, görüyor musunuz başıma geleni? 30 oldum işte!! :( Offf, ne yaparım bundan sonra? Yaşlanıyoruz yaa, ühüüü…” falan filan.

Elim gitmedi, çünkü içimden bunları yazmak gelmedi. 30 yaşımda işime, eşime, evime, aileme, yaşam tarzıma ve aynadaki görüntüme bakıyorum da şikâyet edersem ayıp etmiş olacağımı düşünüyorum.

Yine de şu 30 yaş konusunda bir şeyler yazmak istedim, çünkü hâlâ 30 yaşın kadınlar için psikolojik bir sınır olduğunu düşünüyorum. Yirmili yaşları geride bırakıyorsunuz, artık önünüzde yolun yarısı olduğunu söyleyerek sizi korkuttukları 35 ve 40’lar var. Bir de güzellik yarışmalarına katılanlar sizden en az 10 yaş küçükler!!! (Kırışıklıklar, yavaşlayan metabolizma, saçlarda beyazlar falan gibi konulara girip sizi alkol batağına sürüklemek istemiyorum bu yazıda!) Ama zaten bu sınırlar hep var olmaya devam edecekler. 40 yaş, 50ler, 60lar, vs… 90a kadar yolu var… Sonrasını bilemem, bilmek de istemem ayrıca. :)

Bu sınırları herhangi bir şeyin sonu olarak görmeden yaşamak gerekiyor galiba. Yaşam, mücadele yönüyle biraz yarışa, eğlence yönüyle de biraz oyuna benziyorsa, yaşlanmak da seviye atlamak gibi bir şey olmalı diye düşünüyorum. Hangi oyunda ya da yarışta geriye dönmek istersiniz ki? Ayrıca yaşlanıyorsanız, size iyi haberlerim var: Yaşıyorsunuz demektir! Ama bahçedeki ağaç da, sokak köpeği de, kuşlar, böcekler de yaşıyorlar… Siz onlardan farklı olun ve yaşamınızın tadını çıkarın!! Ben kararımı verdim bile: “Tüh, 30 oldum, artık gençlik güzellik yavaş yavaş gidecek” ya da “40’ı devirdim, nerede eski enerjimiz, gözlerimdeki o ışıltı? Peaaah, eskidendi!” demek yerine tadıyla ve dolu dolu yaş almak istiyorum! “Dolu dolu” kavramının içini neyle dolduracağına herkes kendi karar verecek elbette… Benimkiler hazır ve gerçekten dopdolu… :) Hepsini gerçekleştirebilmem için yalnızca sağlıklı olmam yeterli

Bu arada annemle babamın yanında 10 gün geçirmiş olmak da bana iyi gelmiş olabilir. Birincisi, onların yanında doğal konumunuz itibariyle çocuksunuz! İkincisi, Ç.Ü. Balcalı Hastanesi moralimi düzeltti, çünkü annem için orada olduğumuz sürece asistanlar, hemşireler ve doktorlar “Kızınız mı Aysel Hanım / İsmet Bey? Maşallah! Hangi okula gidiyorsun, canım?” falan diye sordular. Hani başımı okşayıp, şeker de verebileceklerini düşündüm bir an… :))) Süperdi.. "Hasta yakını" psikolojisinden çok iyi anlayan bir hastane olduğunu bizzat yaşayarak gördüm..:)

Hadi bir de bu yaz olan bir olayı anlatayım: Geçen gidişimde gece 23.30 gibi uçaktan inmiştim. Annemlerin çok yakın aile dostlarının arkadaşlarım olan üç oğlundan ortancası evleniyordu ve annemler bir otelde düğündeydiler. Babam beni havaalanından aldı. (Bilenler bilir, Adana havaalanından şehrin herhangi bir yerine gitmek, Beşiktaş’tan Metrocity’ye gitmekten çok daha kısa sürer. :) ) “İmge, seni de görmeyi çok istediler, eve gitmeden önce bir uğrayalım mı?” dedi babam. Normalde karşı çıkacağım bir teklife evet dedim ve on dakika sonra üzerimde kargo pantolon, askılı bluz, saçlarım iki yandan örülü ve spor ayakkabılarımla pistte göbek atıyordum..:) Bu arada benden bir yaş küçük olan damadı öptüm ve tebrik ettim. Gelin hanımla da ilk kez o curcunada tanışmış oldum. (ona tanışma denirse!) Daha sonra aynı zamanda yazlık komşumuz da olan damatla karşılaştık. Evliliğin nasıl gittiğiyle ve benim komedi skeci misali uçaktan inip düğününe gelmemle ilgili falan konuşurken bana gülerek, “Düğünden sonra eşim bana ‘bizi tebrik eden saçları örgülü o küçük kız kimdi?’ diye sordu” demişti. :)) Bu da geçen yaz oluyor efendim. Diyorum size, aile yanına gitmek yarıyor bana!! Ayrıca boşa yazmadım koca paragrafı, arada bir kendiyle övünmek iyi geliyor insana! :)

Ohh be! Rahatladım valla kendimi şımartınca, hindiler gibi kabarınca…(Ee, bu aralar şımartılmıyorum malum, bünye de alışkın olunca kendi işini kendi yapıyor haliyle..:) ) Yani uzun lafın kısası: 30’unda korkacak bir şey yok.. Göğsünüzü gere gere girin ve görün! Yolun yarısı 35’te de aynı düşünceler içinde görüşmek dileğiyle...

6 yorum:

Nesij dedi ki...

Süper yaklaşım; tebrik ederim. Beşbenzemez konularda konsantre moral ve motivasyonlu (ve dahi Ankara kokulu, İstanbul kokulu, memleket kokulu...) yeni postlarınızı ısrarla bekliyoruz efenim.

Selamlar.

İmge Tan dedi ki...

önce garanti MT'de, sonra deneme çevirisi başvurusu sırasında ODTÜ yayınlarında, sonra facebook'ta, şimdi de blogger'da karşılaştık demek..:) sizler tarafından takip edilmek ne güzel efenim...

Hem layık olmaya çalışacağım hem de takipçiniz olacağım bundan böyle..:)

sevgiler..

ZAMANDAN SIZAN...KIYMET dedi ki...

sevdiklerinizle beraber mutlu daima umutlu yaşlar olsun.. bu dileklerde benden olsun..

İmge Tan dedi ki...

iyi dilekleriniz için çok çok teşekkürler. bil mukabele..:)

Biyo is here! dedi ki...

Çok güzel yazı olmuş İmge:)
Haklısın valla.Ben yaşlandıkça:)sevdim 30lu yaşlarımı.Ruhum ne kadar 25lerde gezsede bu olgun durumu sevdim kendimce:)

Seni bulama vesile olan Kıymet'e buradan bi kere daha teşekkür ediyorum.O olmasa seni nerden bulacaktım ben tatlım:)))

Nice yıllara

(Mailinin cevabı:Hayır.Diilim:)2 yeter öyle değil mi :))))

cheap cosmetics dedi ki...

Your presentation is awesome.Not bad..
It's sound interesting.I am waiting for your next chapter.