Ver Elini Miniatürk... Rahmi Koç Müzesi...Pierre Loti... Ve Ortaköy...

Bu Pazar kahvaltısından (daha doğrusu brunch'ından) sonra annem ve babam için farklı bir rota çizdik. Daha doğrusu onlar rotayı belirlediler, biz de kendi çapımızda ulaşım ve danışmanlık hizmeti verdik. İlk olarak eşimin aylardır içinde çalışılan yeni ofisini görmek istediler. Oradan arabaya atladık; bizimkiler mini elbise, şort&tişört, şapkalar ve sandaletleriyle birlikte çocuklar gibi şen bir şekilde el ele tutuşarak Miniatürk'ü görmek istediklerini söylediler. ("Tüh ya, o hallerinin de fotoğrafını çekecektim!")

İhsan ve ben Miniatürk'ü görmüştük. O yüzden onları oraya bıraktıktan sonra biz de kendimizi Rahmi Koç Müzesi'nin cafesine attık. Cafe du Levant'da oturarak, Haliç kıyısında sohbet eşliğinde kahvelerimizi yudumladık. Çok şirin bir cafe görünümündeydi, ama masaların üzerindeki dümdüz ve açık renkli salaş kebapçı örtülerini ve getirdikleri korkunç kahveyi kendilerine yakıştıramadım. Ama "sıfır" da vermiyorum. Müze çıkışı oturulup bir şeyler içilebilir.

Neyse, Miniatürk gezileri bittiğinde annemle babamı almaya gittik. Tıpkı bizim gibi onlar da burayı beğenmişlerdi. İstanbul'da yaşayanların ve turistik amaçlı gelen herkesin burayı görmesini öneriyorum. Niye tuhaf tuhaf bakıyorsunuz bana? Amsterdam'a gittiğinizde koştura koştura Maturadam'ı gezmiyor musunuz sanki? :) Benim Miniatürk'teki favorilerim Galata Kulesi ve Mardin'in Taş Evleri olmuştu. Aslında oradaki eserlerin %90'ını beğenmiştim diye hatırlıyorum, ama hâlâ ilk aklıma gelenler bunlar oluyor. Aşağıdaki resimler Miniatürk'ün web sitesinden alınmıştır. Sakın "kendiniz neden resim çekmediniz" diye sormaya kalkmayın, feci bozuşuruz!! Çünkü hem annemin hem de benim makinelerimizin şarjı ilk fotoğraflarımızla birlikte bitti!!



















Oradan çıktıktan sonra buraya kadar gelmişken bir "uykuluk" yemeden dönmeyelim dedik. Erkekler birer porsiyon aldılar, biz kadınlar ise onlardan bol bol tırtıkladık! :) Sonra Pierre Loti'deki şu meşhur çay bahçesinde çaylarımızı içtik. (Aşağıdaki resim için de Google sağ olsun! "Tüh, ne güzel pozlar yakalamıştım! Tüh, şu Aziyade Konağını da çekerdik!" diyerek gezindiğim için İhsan'dan önce "uyarı" sonra ise "kınama" cezası aldım. Neredeyse "uzaklaştırma" cezası alabileceğim bir noktaya gelene kadar şikayet ettikten sonra susmaya karar verdim!) Oradan da Dido&Ongun ikilisiyle buluşmak üzere Ortaköy'e gittik.















Ortaköy'de de biraz gezinip, bir şeyler atıştırdıktan sonra evlere dağıldık. Evde Cem Yılmaz'ın son DVD'sini izledik. Çok keyifliydi. (Aslında itiraf ediyorum: ilki kadar gülemedim ve çok uzundu (3 saat)! Bu yorumumla bir sonraki oyununun malzemelerinden biri olabilirim, ama belki de o kadar gezdikten sonra saat 22:00 civarı izlemeye başladığımız için bana öyle gelmiştir! :) )

İki küçük not:

1) Bu kadar yer gezdik, ama trafikle ilgili bir kez bile şikayet etmedik. Yollar bomboştu ve biz İstanbul'un yaz sezonundaki bu haline bayıldığımıza karar verdik.

2) "Tüh ya, sinir oldum işte, şu fotoğrafların daha güzellerini çekerdim ben!!"

3 yorum:

mutfakfaresi dedi ki...

İmge, Koç Müzesi'ne eski çalıştığım şirketteki bölümümle gitmiştim ama Miniatürk'ü bir türlü göremedim. Kerem diş çıkardığı ve anneannemiz de tatilde olduğu için her gün sokaklardayız. Sence Kerem'le Miniatürk'e gitmek akıllıca olur mu? O bölgeyi de hiç bilmiyorum. Kesin kaybolur, Mehmet'i arar navigasyon cihazı muamelesi yaparım. Artık Palladium açılana kadar gideceğimiz AVM kalmadı da:o)))

İmge Tan dedi ki...

Valla, aslında Rahmi Koç Müzesi'ne çok yakın Miniatürk. Yani semt ve yollar olarak az çok tahmin edebilirsin yerini. Çok zor bir yer değil. Ama ben senin yerinde olsaydım oraya giderken eşimin telefonun diğer ucunda değil, hemen yanımda olmasını tercih edebilirdim hani..:)) Aslında yalnız gidilemeyecek yerler değil, ama ne bileyim işte, belki de ben oralara hiç tek başıma gitmediğim için o semtler bana biraz yabancı geliyor olabilir. Karar senin! (Çok yardımcı oldum, değil mi? :) )

mutfakfaresi dedi ki...

Süpersin :o))Ben tek başıma iş için ne ucube yerlere gittim bir bilsen! Ama Kerem olunca işte ne zaman ne şekilde arıza çıkaracağı belli olmuyor.