Kürklü Merkür - Fütürist Bir Masal

Meğer biz daha önce sert içerikli oyun falan izlememişiz... Bundan önceki DOT oyunlarını cesur, sert içerikli, insanı olduğu yere mıhlayıp, ağzı açık bırakan oyunlar olarak tanımlamıştım. Buna göre Kürklü Merkür'ü nasıl anlatabileceğimi bilemiyorum doğrusu!!

Böyle bir oyun olamaz! 2 saat 20 dakika boyunca tek perde oynanan ve her sahnesi şiddet, gerilim, küfürlü metinler ve sertlik dolu, sizi adeta bunalıma sürükleyen, ama iliklerinize kadar etkileyen bir oyun... Ve muhteşem oyunculuklar... Hem de ana rollerden yan rollere kadar tüm oyuncuların sergiledikleri oyunculuk gerçekten çok takdir edilesi. Oyunun yönetmeni aynı zamanda DOT'un kurucusu da olan cesur tiyatrocu Murat Daltaban. Yazarı In-Yer-Face akımının önemli yazarlarından biri olan Philip Ridley. Vikipedi'den aldığım tanıma göre, In-Yer-Face , 1990'larda İngiltere'deki tiyatro yazarlığında ortaya çıkan şiddet, cinsellik, uyuşturucu, cinayet gibi öğeler içeren oyunlar yazma eğilimine, akımın gözlemcisi olan yazarlar tarafından takılmış bir isimdir. Ve bu akıma ait oyunlar da Türkiye'de ilk kez ve galiba sadece DOT'ta sergilenmiş ve sergilenmektedir.













Daha önce pek çok DOT oyunu izlediğimi ve hepsine de bayıldığımı söylemiştim. "Fütürist masal" tanımlaması beni korkutsa da bu oyuna da gitmeye bu sezon kararlıydım ve iyi ki de gitmişim diyorum. Kürklü Merkür'ün, bir ağabey (Serkan Altunorak) ile belleksiz kardeşi (Rıza Kocaoğlu) etrafında gelişen bir hikayesi var. Bu arada Rıza Kocaoğlu, 2008 Afife Jale En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü de almış.

Kim bilir kaç on/yüz yıl sonrasında bir zamandayız... Hafızası olmayan, uyuşturulmuş kayıp gençler sistemin bir parçası olarak hayatta kalmaya çalışıyorlar... Bu sisteme kelebek (!) ticareti ve güçlülerin sapkın fantezilerinin gerçekleştirildiği partiler de dahil... Bu son derece kokuşmuş ve berbat gelecek simülasyonunda (hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde) erkeklerin egemenliği göze çarpıyor!!
















Oyun İngiltere'de ilk sergilenişiyle birlikte büyük yankı uyandırmış ve eleştirilere maruz kalmış. On yıl boyunca Philip Ridley'in yayıncılığını yapan Faber and Faber oyun metnini basmayı reddetmiş. Her oynanışında, sahnede sergilenen şiddet ve tehdit ortamından etkilenen seyircilerin bir kısmının, oyunu terk ettiği görülmüş. Ama hep kapalı gişe oynamaya da devam etmiş.

Biz DOT'un her oyununa kendi rızamızla gidip, gerilerek çıkmaya alışkın bir çiftiz. Hepsinden de çok keyif aldık şimdiye kadar. İzledikten sonra bu oyuna emek veren tüm ekibin çok büyük bir cesaret gösterdiği ve kesinlikle çok başarılı bir iş çıkarmış olduğunu düşünüyorum. Hepsinin ellerine sağlık ve iyi ki böyle farklı ve cesur işler yapan insanlar var!

Not: Biz bu haftayı kapatırken tamamen altüst olmuş durumdayız. Haftaya İso'cumun deyimiyle "2 saatte 18 kelime edilen" 3 Maymun filmiyle başladık; Issız Adam'la jöle kıvamına geldik ve şaraplar eşliğinde Ayla Dikmen dinlediğimiz koca bir Cumartesi öğleden sonrasının ardından yine İso'cumun ifadesiyle "2 saatte 3,500 küfür duyduğumuz" bu şiddetli fütürist masalı izledik; Pazar gününü ise 18+ "Testosteron" adlı oyuna giderek kapattık!! Bu aşırı doz yüklemesi sonucunda kahkahalar atarken bir anda donup uzaklara dalma veya gülerken kavga etmeye başlama veya komik bir şeyler izlerken ağlama veya güzel bir manzaraya bakarken küfrederek hislerimizi anlatma gibi duygusal dengesizlikler yaşadığımız oluyor... Ama önümüzdeki hafta hiçbir şey izlemeyerek bu semptomları hafifleteceğimizi umuyoruz! Siz de sanatsız kalmayın, ama bizden daha dengeli bir yol izlemeye çalışın sevgili okurlarım..:)

6 yorum:

chido dedi ki...

:))) çok güldüm İmgecim durumunuza :) hakikaten bir duygu karmaşası yaşamışsınız, neyse hafta uzun, toparlanmanız dileğiyle :)

Imge dedi ki...

teşekkürler..:)) ama alışmış kudurmuştan beterdir... bu akşam da Güneşin oğlu'na gidiyoruz galiba!! İflah olmayız biz!! :)

sen blogunda gizli saklı şeyler yazıyorsun galiba, hı? içeri giremedim, kapı açılmadı malesef..:))

chido dedi ki...

bir dönem çok aktif bir blogger'dım, yaklaşık 1 senedir yazmıyorum ama blogumdan da vazgeçmek istemedim, şimdilik şifreli şekilde duruyor :) blogger'ın bana kattığı en güzel şey dostluklar oldu :))) umarım bir gün tekrar yazmaya başlarım, o zaman mutlaka haberdar ederim ama yok geçmiştekileri okuyayım diyorsan hemen bir davet göndereyim :)

Imge dedi ki...

valla bence sen yolla bana bir davet..:) yavaş yavaş bakmaya başlararım eskilere, belki ben bitirene kadar da sen yenileri yazmaya başlarsın..:)
Sevgiler..

ihsan dedi ki...

Zaman geçtikçe bu oyunu bağımsız olarak değerlendirmeye daha bir firsat buldum aslinda. Bence fazla sert, fazla gerçek, fazla hiddetli bir oyundu. Ama kesinlikle cok fazla emek gerektiren bir oyun.Ben sahsen begenmisim aslinda oyunu sonradan anliyorum ki. Daha yeni yeni..
Tek elestirim; bizde "fuck" kelimesinin karsiligi illede sxxxx degil. ornek, "this fucking machine", "su lanet makine" "su kodxxxxx makinesi" vs benzerleri dururken su xxx makine demezsin. Bunu duzeltseler en azindan vurgusu artacak kelimenin. Tek elestrim bu idi.

Imge dedi ki...

Kocacım,

Aslında çevirmen gözüyle benim yapmam gereken eleştiriyi sen yapmışsın. Oldu mu şimdi!? :)