3 Film - 2 Kitap.. Bu Kez Kısa Kısa...

Son birkaç haftada kendileri için ayrı birer yazı yazmaya zaman bulamadığım kitaplardan ve filmlerden kısa kısa bahsetmek istedim.

1) Reader: Kate Winslet'ın oyunculuğu muhteşemdi. Tahmin ettiğim gibi Oscar almasına hiç şaşırmadım. Ama filmden çok da etkilendiğimi söyleyemeyeceğim galiba. Belki de çok havamda olmadığım bir günde izlediğim için yeterince etkilenememiş olabilirim. Tamam, düşündüren ve alışılageldik bir konuya alışılmışın dışında bir bakış açısıyla bakan bir film, ama anlayamadığım bir şeyleri eksikmiş gibi bir duygu bıraktı bende. Kesinlikle bir kere daha ve kafamı daha fazla vererek izlemeyi düşünüyorum.

2) Meleğin Sırları: Nehir ErdoğanYabancı Damat dizisinde izlemiştim. Kendisini çok beğenirim ve oyunculuğunu da çok doğal bulurum. Allah ağlatmasın, ama ağlak rollerde de inanılmaz başarılı olduğunu düşünüyorum. Herhalde bunu fark eden birileri "bir film çekip, şu kızı bol bol ağlattık mı, bu iş tamam!" demiş ve yola koyulmuşlar. Nehir Erdoğan'ın başarılı oyunculuğuna rağmen filmin çok abartılı olduğunu düşünüyorum. ABD'ye dil öğrenmeye ve bir süre yaşamaya giden pek çok kişinin uyum problemi yaşadığı doğru olabilir, ama alacakaranlık kuşağı gibi birçok uç olayı yaşayarak, sokaklarda yaşayan evsiz bir alkolik zombiye dönüşenlerin sayısı eminim çok fazla değildir! Ama yine de İso'cumun dışarıda olduğu bir gece portakal yemek için bilgisayar başından kalkıp, televizyonda kanalları değiştirirken Türkmax'te başladığını gördüğüm ve ekran başında takılıp kalıp, sonuna kadar da izlediğim bir film oldu. Bu benim için anormal bir durumdur, çünkü Avrupa Yakası dışında TV başında bu kadar uzun süre oturduğum nadiren görülür. O yüzden "bu ne yaman çelişki!" diyor ve sıradaki filme geçiyorum.

3) Yedi Yaşam: Çok beğenmedim. Benim gibi her şeye fazlasıyla gerçekçi bakan biri için bu tür filmler bana tam da Radikal yazarı Uğur Vardan'ın tabiriyle "ahir zaman peygamberi" hikayeleri gibi geliyor. Peygamberin kim olduğu belli: Will Smith. İlk bölümü de öyle bir karmaşıklaştırmışlar ki civciv mi çıkacak, yoksa kuş mu diye bekliyorsunuz. Fazla bir beklentiniz olmadan, öylesine izleyebileceğiniz bir film.

















Gelelim kitaplara...

4) Çiçeklerin Kanı: ODTÜ Geliştirme Vakfı yayınlarından çıkan Anita Amirrezvani'nin Çiçeklerin Kanı adlı kitabını çok severek okudum. 17. yy İran’ında evlenme çağına yaklaşan 14 yaşında bir köylü kızın hikâyesini anlatan bu romanı bir solukta okuyacaksınız. Erkek egemen Doğu kültüründe kadının toplum yaşamındaki içler acısı yerini ve değersizliğini göreceğiniz ve "muta nikahı" gibi çeşitli toplumsal ve dinsel ikiyüzlülüklere tanık olacağınız bu dokunaklı hikayeyi okumanızı tavsiye ediyorum. Muta nikahı ne ola ki diyenlere de hemen bilgi vereyim: erkeklerin parayı bastırıp, birkaç ay boyunca istediği zamanlarda yatağına gelmesi için daha düşük bir sosyal statüye sahip kadınlarla kıydıkları nikah! Düşünebiliyor musunuz? Diyelim ki Erkek üç aylık para veriyor, ama kadını evine falan almıyor! Sadece bu üç ay içinde canı istediğinde haber yollatıyor, "bu akşam gelsin muta nikahlı karım" diye. Ertesi sabah da evine gönderiyor. Sonra kim bilir bir daha ne zaman çağırırsa diye kadın bekliyor. Üç ayın sonunda da nikahı uzatıp uzatmayacağı erkeğe kalmış. Böylelikle erkek kim bilir kaçıncı kadınıyla birlikte olmanın caiz yolunu bulmuş oluyor! Kadının ise namusu nispeten korunmuş oluyor! Nispeten diyorum, çünkü muta nikahlı kadına da pek iyi gözle bakılmıyor, ama en azından taşlanmıyor yani! Bu kadar ikiyüzlü ve "erkek elinden çıkmış" bir düzen olabilir mi?

5) Ofelya: Yine 17. yy, ama bu kez Danimarka'dayız. Prens Hamlet ile fakir kız Ofelya'nın aşkını temel almasına rağmen aslında bu aşkın anlatıldığı sayfalardan çok saray entrikalarının olduğu bir roman diyebiliriz. Yine erkekler arasındaki güç ve iktidar savaşları, kadınların birbirlerinin kuyusunu kazarak gözde olma mücadeleleri.. Bir Boleyn Kızı kadar olmasa da sürükleyici bir dönem romanı. Boş zamanınız varsa okuyun, ama okumazsanız da büyük bir kayıp olmayacağını söyleyebilirim.

İşte böyle... Kısa kısa izlenimlerimi yazdığım upuzun bir yazının daha sonuna geldik. Şimdi kaçıyorum. Ve size de klasik temennimle veda ediyorum:

Sanatsız kalmayın!

2 yorum:

Kitap Kurdu dedi ki...

Ofelyayı çok zaman önce aldım, kütüphanemde duruyor. Nedense hiç elim gitmiyor, okumak için.

Imge dedi ki...

Yazın sahilde okunabilecek kitaplardan biri.. Tam zamanı yani..:)