Eğitim Şart: An Education

1960lı yılların Londra'sında geçen film Jenny (Carey Mulligan) adında liseli bir genç kızın yaşamından hayatının dönüm noktası sayılabilecek bir kesiti bizlere sunuyor. Ailesinin baskısı, eğitmenlerinin, çevresinin ve hatta belki de kendisinin şartlamasıyla Oxford'da okumaya hazırlanan Jenny, David (Peter Sarsgaard) ile tanıştıktan sonra kendini bir anda bambaşka bir ortamda buluyor. Caz kulüpleri, ışıltılı bir yaşam, müzayede salonları, hayran olduğu Paris'e ilk gidiş, kadınlığa atılan ilk adım, güzel giysiler arasında okulunu ve üniversite hedefini bir anda silip atmasına neden olacak kadar gözünü boyayan bir şaşaanın içinde buluyor kendini.














Hadi diyelim ki o gencecik, aklı bir karış havada, güzel sözlere ve gördüğü ihtişama kanabilecek bir kız çocuğu; peki o katı disiplinli ailesine neler oluyor dersiniz? Oxford'a gitmesine engel olacak diye çello çalmasından bile ödü kopan, doğum gününde kızına Latince sözlük hediye edecek kadar "yaratıcı" olabilen baba ve sıkıntıdan çatlamak üzere olan anne de kızının o kaynağı belirsiz bir gösterişle dolu dünyaya girmesine göz yumuyor ve hatta onu alkışlıyorlar. Jenny, David'in anlam veremediği karanlık işlerine göz yumuyor ve ona sunduğu yaşamın kaynağını sorgulamak aklına bile gelmiyor. Baba, kendisinin tam da istediği özelliklere sahip bir okul arkadaşını kızına uygun bulmazken ne idüğü belirsiz ama ağzı iyi laf yapan ve kızından çok daha büyük olan David'e kucak açıyor. Bu genç kızın bir tek eğitim aldığı okuldaki öğretmeni ve sert de olsa okul müdiresi (Emma Thompson) tarafından doğru yönlendirildiğini görüyoruz. Elbette onlar da kızın zihninde tasarladığı yaşama hiç uymayan yaşamlar süren örnekler oldukları için sözleri kulak arkası ediliyor. Yani aslına bakarsanız herkes biraz suçlu...

Sonuçta ne mi oluyor? Aynen filmin bizdeki adı gibi ortaya kocaman bir aşk dersi, hatta bence yaşam dersi çıkıyor. Eğitim sistemi, aile ve çevre gibi iç faktörlerdeki eksikliklerin insanın gözünü dışarıya çevirmesine neden olacağını görüyoruz. Dolayısıyla bu iç faktörlerin yeterince dolu, doyurucu ve olumlu niteliklere sahip olmasının önemi ortaya çıkıyor. İnsanı yetenekleri ve keyif aldığı işler doğrultusunda yönlendiren, sanata, spora ve insanı zenginleştiren her türlü disiplini de kendi içine dahil eden, sorgulamayı ve açıklığı benimseyen bir eğitim sistemi ve ailenin kişinin yaşamında ne kadar önemli bir etkiye sahip olduğunu görüyoruz. Donanımlı ve eğitilmiş zihinlerle yaşanan hayatların insanı çok daha mutlu edeceği ortaya çıkıyor. Yani Paris 16 yaşındayken sahtekar bir adamın metresi olarak değil de 18 yaşında üniversitedeyken, okul arkadaşlarınızdan biriyle bisiklet kiralayarak gezildiğinde kesinlikle daha anlamlı oluyor. 16 yaşında bir genç için ağır makyajla, kadınsı giysilerle, topuklu ayakkabılarla, şık gece kulüplerinde, müzayedelerde olmak yerine kot pantolon, lastik ayakkabılar ve gençliğe has bir sadelikle sevilen bir sanatçının eserlerini görmek için müzede, konserde, sinemada olmanın ruhu ve zihni daha da geliştireceği ortaya çıkıyor. Neyse ki bu yaşlarda farklı yollara sapılsa bile yaş avantajından dolayı pek çok şeyin telafisi mümkün olabiliyor. Elbette ışıltıdan kör olan ve kafasına toka dışında bir şey takmayan aptal sarışın Helen'a (Rosamund Pike) dönüştükten sonra biraz geç kalınmış olacağından dolayı uyanık olmakta yarar var! :)

İzleyin, seveceksiniz...

5 yorum:

Burcu dedi ki...

hemen not alındı efendim :)) bu arada dün sevgilinin erken gelmesine dayanamayarak eve geçip yemek yaptım spor yattı, vicdanlı eş işbaşında :))

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Pazar günü izledin sanıyorum :) Özellikle Paris sahnelerini çok beğendim ben Oscar için şansı yok ama izlenesi bir film..

Imge dedi ki...

Burcu,

Ellerine sağlık, spor kaçmıyor nasılsa değil mi..:) Ama sana süper yer tutmuştum en önden, bulvar manzaralı, onu kaçırdın bak..:)

Ata,

Bence de filmin Oscar'da işi zor. Senin Paris sahnelerini beğenmen de pek anlaşılır bir şey.. Ne kaldı ki şunun şurasında Paris'in tadını çıkarmanıza? :)

Ayşe Şakarcan dedi ki...

Vizyona girecek diye İf'de izlemedim. Bay H iş için yurt dışında. Onun dönmesini bekliyorum beraber izlemek için:)

Imge dedi ki...

Ayşe,

Bakalım sen nasıl bulacaksın? Bay H'nin bir an önce gelmesi dileğiyle..:)