...Aklıma Takılanlar...

* Hani toplumsal hafızamızın çok zayıf olduğu söylenir ya... Onun nedenini buldum galiba. İnsanda hafıza kaybının savunma mekanizması olarak da ortaya çıktığını biliyorsunuzdur. Şiddetli fiziksel veya ruhsal acılara karşı vücudun savunma mekanizması olarak beynin öğrenme ve hafıza ile ilgili bölgeleri etkilenerek o an gelişen korkunç olayları öğrenmesi ve sonradan hatırlanması engelleniyor. Sanırım biz de toplum olarak şok üstüne şok, travma üstüne travma yaşadığımız için sürekli görev başında olan bir savunma mekanizması geliştirdik! Zira yalnızca son bir ayın bile manşetlerine baktığınızda herhangi bir ülkede bir senede yaşanmayacak denli çok 'olay haber' yaşadığımızı ve kısa bir süre sonra hiçbirini hatırlamadığımızı çünkü her daim daha fazlasını yaşamaya devam ettiğimizi görebiliriz! Bu durumda bizim değil de kimin toplumsal hafızası zayıf olsun, değil mi?

* Erkeklerin genellikle dolgun ve büyük göğüslü kadınları beğenmelerinin nedeni bir tür doğum sonrası travması olabilir mi? Doğar doğmaz sütle dolmuş göğüslerin ve hamilelik sonrası bir süre daha vücutta kalan fazla kiloların yumuşaklığının arasına düşen erkek çocuk daha sonra da bu özellikleri mi aramaktadır? Bu durumda kadınların incecik olma arzusu ve sıska kadınlardan hoşlanan erkeklerin durumu da doğum anlarıyla ve Freudyen yaklaşımlarla açıklanabilir mi? (Bu konuya böyle elimi kolumu sallayarak lakayt bir tavırla girersem çıkamayabilir miyim? Kesinlikle çıkamam, o yüzden sıradaki maddeye geçelim.)

* "Uuuu uuu... Eti çikolata keyfi, iz bırakır lezzeti...Mmmm..." reklamını Ülker'le işbirliği içinde olan bir ajans çekmiş olabilir mi? Reklam müziğiyle ve seçilen kadınla verilmek istenen mesaj "çikolata yerseniz yüzünüzde sivilceler çıkar ve onların çok feci kalıcı izleri olur, ona göre..." olabilir mi? Zira kadın bir Magnum kadını misali kendinden geçerek çikolatasını ısırırken ağzının etrafındaki sivilce izleri her seferinde gözüme takılmakta ve beni çikolatadan soğutmaktadır. Bir de genellikle dev sinema ekranında gördüğüm bu izler, son zamanlarda her öğlen kahvenin yanında yediğim bir iki parça çikolataya bile böcekmiş gibi bakmama neden olmaktadır. Ama belki de sorumluluk dolu bir reklamcılık anlayışıyla böyle bir kareyi de eklemiş olabilirler, bilemeyeceğim...

* Doğanın mükemmel bir işleyişi olduğunu düşünmeme rağmen bedenlerimizin doğum kontrolü konusunda yanlış programlandığını düşünüyorum. Bir kadının menopoza girene kadar doğum kontrolünü düşünmesi ve çiftlerin bununla ilgili bir yönteme karar vermesi gerekiyor. Oysa günümüzde ortalama bir çift bir ya da iki çocuk sahibi olmayı tercih ediyor. Yani en fazla bir ya da iki seneyi çocuk yapma çalışmalarıyla geçirirken koca bir ömrü korunmaya harcıyoruz. Bu noktada doğanın işleyişinin biraz ters olduğunu düşünmüyor değilim. Normal zamanda üreme sistemi kapalı olsa da çocuk yapmak isteyenler jinekologa gidip tuş kilidini açtırsa pek güzel olmaz mıydı sizce de? Böylece hem korunma derdi olmadan rahatça cinsellik yaşanabilir hem de aklın bir karış havada olduğu dönemlerde yapılan yanlışlar sonrasında gereksiz dramların ve zorunlu evliliklerin sayısı da azalabilirdi!

Doğanın işine de burnumu sokarak eleştiride son noktaya varmış olduğumu görüyorsunuz. Kim bilir aklıma daha neler takılır benim? Bence benden ayrılmayın! :)

5 yorum:

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

2. madden kesinlikle doğanın yapısıyla ilgili, bunun erkeklerde hard-coded olduğunu düşünüyorum ben de :)

ruhdagı dedi ki...

2. madde beni ürküttü ama bizim evde durum ters yönde gibi :P

Üreme kısmına kesinlikle katışıyorum tuş kilidi harika bir çözüm bence :)

Dışavurum dedi ki...

Ama İmge ben aklına taklınaları çok sevdim :) sık sık aklına takılsın ve sen burda yaz ...

NzN dedi ki...

Bu bas konuş, bas kapat üreme kontrol mekanizması fikrine ben de bayıldım.
Ama eskiler ne derler bilirsiniz " kadının karnından sıpayı , sırtından sopayı eksik etmiiiceen". Üreme de bu mantık baz alınarak organize edilmiş olabilir mi acaba? Zira 8-10 çocuklu aileler pek sıradan bir şeymiş zamanında :)

Reklama da ayrıca dikkat etmeyi planlıyorum, merak ettim :)

Imge dedi ki...

Ata,

Yazıya bir erkek bakış açısı kattığın için teşekkürler..:)

Ruhdağı,

Bakalım seni motosikletine atıp Katmandu'ya götürecek delikanlı neler düşünecek ileride? O da babası gibi istisnai ve 'daha ince' zevklere sahip bir adam olabilir mi dersin? :)

Dışavurum,

İki kitap çevirisi arasında zihin iki haftaya yakın boş kalınca bunlar çıktı ortaya demek ki.. :)) Bence en yakın bir dahaki molada görüşürüz..:)

NzN,

Eskilerin bu sıpa zihniyeti olmasaydı küresel ısınmayı, ekonomik krizleri, savaşları, açlığı, eğitimi ve pek çok sorunu belki de şu an konuşmuyor olurduk bence.. Asıl o zihniyete sağlam bir sopa çekmek gerek ya neyse..:)