Hastanelik Oluş (11-12-13 Haziran 2010)

Tamponum genzime çok yakın bir bölgede olduğu için su bile içerken oradaki varlığının farkına varıyorum, ama yine de artık tamponumsular yerine gerçek bir tampon konuldu, o bölge deşildi, dağıtıldı yakıldı ve tedavi edildi diye düşünerek son üç günlük çilemi doldurmaya çalışıyorum. Bir gün önceki müdahale sırasında vücudumu nasıl kastıysam sonraki günlerde her bir kasım ağrıyor. Ağır hareketlerle, antibiyotikli ve diğer damlalarımı ve ilaçlarımı aksatmadan ve damlaların burnumdan süzülen kısımlarını almak için elimde sürekli bir peçeteyle üçüncü günümü tamamlamak üzereyim.

Ama o da ne? Aşk-ı Memnu'yu izlerken peçeteye süzülen ıslaklığın renginin koyulaştığını görüyorum. Önceleri renksiz ya da pembemsi bir sıvı akan burnumdan peçeteye bu kez kırmızı noktalar da geliyor. Çok küçük ve babama göre önemsiz noktalar, zaten yarın da tampon çıkacak ve her şey bitecek, ama ben o gece uyuyamayacağımı anlıyorum. Artık kanama fobisi olan bir insanım ne de olsa. Kırmızının her tonundan ödüm patlıyor!

Elimde peçeteyle öyle oturup kalıyorum yerimde. Annem de gözünden uyku akmasına rağmen beni bırakıp yatamıyor. Ve beklenen an gece saat 1.30'da geliyor: Haftanın üçüncü kanaması başlıyor!

Bu kez ilk ikisi kadar şiddetli olmasa da ben mahvoluyorum. Yine burnumda pamuk, elimde yoğurt kabı! Annem panik halinde babamı uyandırıyor, babam panik halinde doktorları... 15 dakika içinde ameliyathanenin kapısındayız. Bir kez daha Salı günkü gibi bir müdahaleyi kaldıramayacağımı bilen babam çok hafif dozda anestezik bir şeyler yapılmasını istiyor. Gerçekten de Cuma sabahı saat 8.00'de annemin hastane odasında "Ne ilaçlar verildiyse artık? Uyanamıyor çocuk!" diye burnuma bir şeyler sıkan hemşireye söylenmesini duyarak gözlerimi açıyorum. (Annem fazla uyuyan insandan korkar çünkü! :) )

Meğer saat sabaha karşı 3.00'te ameliyathaneden çıkmışım. Hatırlamadığım o saatlerde tamponumu tertemiz çıkarmışlar. Başlayan kanama da kendiliğinden durmuş. Bu yüzden aslında hiçbir müdahale yapılmamış bu kez. Şansa bakın! Salı günü canlı canlı deşip dağıttılar, Cuma günü uyutup hiçbir şey yapmadan gönderdiler beni. Aslında üniversite hastanesi doktorlarının elinde olduğum için şanslıyım. Tüccar doktorların elinde olsaydım belki de gereksiz yere bir sürü müdahale yapılacaktı burnuma. Ama benimle ilgilenen ekip kanama bölgesinde iyileşme olduğunu ve bu seferki kanamanın da kendiliğinden durduğunu görünce hiçbir şey yapmamaya karar vermiş.

Ama bir şartla: ben de 3 gün boyunca hiçbir şey yapmadan hastanede yatacağım ve takip edileceğim! Dinlenik nabız ve tansiyon seviyesiyle, burnuma hiçbir şey konmadan, yalnızca saat başı damlaları sıkılarak, antibiyotik, hapşırmamam için antihistaminik ve diyazem türünden ilaçlarla dikleştirilmiş yatakta üç gün yatış!

Sabah bunu duyar duymaz "Ama İso'cum gelecekti bu sabah yaa..:(" diyorum. Neye niyet neye kısmet dedikleri bu olsa gerek. Güya hafta sonu İso'cumla Mersin'de sefa yapıp, sonra kebabımızı yiyip, Pazar günü İstanbul'a dönecektik. Oysa ben en iyi şartlarda Pazartesi'ye kadar yavaşlatılmış tempoda hastanede kalmak zorundayım! İso'cum bir kez daha THY'nin çağrı merkeziyle haşır neşir olmak zorunda kalıyor bu durumda.

Cuma günü İso'cumun yanıma gelmesiyle birlikte bu yavaşlatılmış ve heyecandan uzak tempoya bir an için ara veriyorum. Onu o kadar özlemişim ki kapıdan içeri girmesiyle birlikte ona sarılıp, hüngür hüngür ağlamaya başlıyorum. Annem bu duygusal sahneyi gözünde yaşlarla bir müddet izledikten sonra hemşireye dönüp, "Diyazem versek mi? Çok heyecanlandı, burnuna tazyik olmasın," diyor. Ne hallere düştüğümü anıyor musunuz sevgili okurlarım? Benim gibi aktif, dinamik bir kadına kocasını görünce duygu seli yaşamak bile yasak!

Yine de haftasonu İso'cumu görmek bana çok iyi geliyor. Cuma ve Cumartesi günü yanımdaki refakatçi koltuğunda uyuyan kocacığıma sarılarak uyuyabilseydim kesinlikle daha da iyileşirdim, ama ben asla dediğim şeylerden birini yapmak zorundayım. "Ay, asla sırt üstü uyuyamam! Mutlaka yüzüstü yatmalıyım" (Öyle mi canım?! Şu yazıyı yazdığın an itibariyle iki haftadır sırt üstü ve arkanda dik durmanı sağlayan yastıklarla uyuyorsun ama!)

KBB uzmanları, doktorum ve hemşireler çok güleryüzlü ve ilgililer. Adana'nın sıcağına rağmen odam püfür püfür esiyor. Dışarıdaki jeneratör benzeri bir ünitenin çıkardığı sesi dalga seslerine benzetiyorum. Yazlığın salonundaki koltukta, denizden gelen esinti ve seslerle uyuduğumu hayal ederek derin uykulara dalıyorum hastanedeki odamda. Burası çok rahat, huzurlu ve güvenilir gelmeye başlıyor birdenbire. Ve Pazartesi günü doktorum eve çıkabileceğimi söylediğinde üzülüyorum! İnanabiliyor musunuz? Aslında korkuyorum, çünkü son kanamalar sayesinde iki ünite kan kaybettikten sonra panik halinde hastaneye taşınmak yerine hastanede kalmayı tercih ediyorum.

Bu arada Pazartesi günü eve çıkmamın da bir şartı var: Evde de diğer Pazartesi'ye kadar aynı hastanedeki tempomda yaşamaya devam edeceğim. Bilgisayar başında oturup çeviri yapmam bile yasak, çünkü süreki başım önüme eğik durmam burnuma baskı yaratırmış. Peki, bunları nasıl yazdım dersiniz? Annem ve babam sağ olsunlar en az Adnan Bey'in Beşir'e hazırladığı köşe gibi bir köşe hazırladılar bana evin en serin odasında. (Tabi camdan bakınca Beşir'in gördüğü kadar heyecanlı şeylere tanık olmuyorum. En fazla kediler, köpekler koşturuyor burada! :) ) Yanımdaki sehpada ilaçlarım, suyum, damlalarım, abajurum, kitabım, bir defter ve kalem, bahçeden koparılmış lavanta dallarıyla dolu bir vazo, tansiyon aleti, fotoğraf makinesi, peçeteler ve laptop duruyor. Canım blog yazmak istediğinde annem laptopu kucağıma yeleştiriyor ve yazılarımı yazıyorum. İşim bittiğinde laptop kucağımdan alınıyor. Hastaneden çıkmanın ve ev ortamına gelmenin gerçekten de ne kadar iyi olduğunu görüyorum bir kez daha.

Her gün önceliklerimin ve önem verdiğim şeylerin sıralamasının değiştiği şu son günlerde şimdiki en önemli meselem ise yarınki kontrolde dokumun durumu ile ilgili söylenecekler. Neredeyse 10 gündür herhangi bir kanama olmadı. Bu iyi bir şey elbette, ama ameliyattan sonra da 21 gün hiçbir şey olmamıştı! O yüzden henüz fobimden kurtulabilmiş değilim. Tek dileğim hayatın bana kötü bir sürpriz daha hazırlamıyor olması. Hatta umarım önümüzdeki dönemler için çok aktif, heyecanlı, güzel sürprizlerle, kahkahalarla ve eğlenceyle dolu muhteşem anlar hazırlıyordur bana. Çünkü ben hepsini yaşamaya fazlasıyla hazırım artık...

13 yorum:

Burcu dedi ki...

simgeciğim gerçekten çok zorlu bir süreç yaşamışsın umarım sonrası dediğin çok daha güzel geçer senin için

Nur dedi ki...

Çok geçmiş olsun sevgili İmge!
En kısa zamanda enerjini güzelce harcayabileceğin güzel günler ve etkinlikler olur ve bize de bol bol anlatırsın:)

Imge dedi ki...

Burcu,

Teşekkürler.. Umarım öyle olur..

Nur,

Çok teşekkürler..Bence de artık onların zamanı geldi. Hiç bu kadar ara vermemiştim, alışkın değilim bu kadar dinlenmeye ben! :) Bu blog da böyle yazılara alışkın değil zaten! Bugünkü kontrolle birlikte sihirli değnek değmiş gibi değişse hayatım keşke. :)

Sevgiler..

remoş dedi ki...

imgecim şimdi okudum hikayelerini... çok çok geçmiş olsun

nymphea dedi ki...

Imge inanamadım şu son yazdıklarına, hakikatn kabus gibi geçmiş, ama en azından bu durumu İstanbulda değil de ailenin yanında atlatman büyük şans. Çok çok geçmiş olsun:) Kendine çok dikkat et:)Sevgiler.

Imge dedi ki...

Remoş,

Çok teşekkürler.. Hâlâ geçip geçmediği belli değil ne yazık ki.. Son bir haftalık bekleme süresine girdiğimi umuyorum artık..

Nymphea,

Kesinlikle en büyük şansım bu şanssızlığın burada başıma gelmiş olması. Korkudan dönemiyorum İstanbul'a..:) Her şeyin kesinleşmesi için biraz daha süre gerekecek gibi görünüyor. Hâlâ Adana'dayım yani.. Yolun buralara düşerse görüşelim..:)

NzN dedi ki...

İmge,
Tekrar tekrar geçmiş olsun...
Anne evinde bomba gibi olursun sen şimdi:)

Bütün bunları okuduktan sonra da yıllardır bu operasyondan kaçmamın bir sebebi varmış dedim açıkçası!!

En kısa zamanda iyileşip kendi tempona, istediğin hayata geri dönmen dileğiyle..

Kocaman sevgilerimle...

Imge dedi ki...

NzN,

Yine de bu korkutucu deneyimin bana özel ve olasılığı çok düşük bir şanssızlık olduğunu unutmamalısın. Rahat nefes alabilmek adına yaptırılabilecek çok basit bir ameliyat aslında. Ama ne yazık ki çok düşük ve beklenmedik böyle bir durum da yaşanabiliyormuş. Benim doku yapım ve bana özel doku iyileşmesi gecikmesiyle ilgili bir durum sanırım daha çok. Kimseyi korkutucu ya da caydırıcı olmasın yani..

Sevgiler..

Bellek Kutusu dedi ki...

İmge'cim neler olmuş ya, umarım daha iyicesindir, güzel haberlerini bekliyorum...

zizim bizim dedi ki...

çok geçmiş olsun. çok büyük bir şanssızlığın yanında orada olman da bir şans olmuş. umarım hızlıca iyileşirsin ve bir daha başına böyle bir şey gelmez...

Imge dedi ki...

Bellek Kutusu,

Daha iyiyim ama daha net bir şeylerin söylenebilmesi için hâlâ ailemin yanında Pazartesiyi bekliyorum.. Sevgiler..

Zizim Bizim,

Çok teşekkürler.. Gerçekten de iyi ki burada geldi başıma böyle berbat bir durum.. İstanbul'da ne yapardım bilemiyorum.. Sevgiler..

Sevgi Küçük dedi ki...

İmgeciğim geçmişler olsun. Şimdi gördüm çok üzüldüm. :(
Kısa zamanda iyileşmen dileğiyle
Sevgiler

Imge dedi ki...

Sevgi,

Çok teşekkürler.. İstanbul'a döndüm ve daha iyiyim. Sevgiler..