Son Durum Raporu: Yamuk Burunlu İmge Adana'dan Bildiriyor :)

Yavaşlatılmış tempoya devam... Ama artık daha fazla zamanımı ayakta geçiriyorum... Arada annemle şehre bile inip, Migros alışverişi bile yapabiliyoruz. Tabi poşetleri ben taşımıyorum! Yemek yiyorum, ama tabakları bulaşık makinesine ben yerleştirmiyorum. Zaten yemeği de ben yapmıyorum. En fazla ayıklanacak bir şeyler varsa onlarla uğraşıyorum. Kedileri sevmek en büyük egersizim bu aralar. Hafta sonu doktor kontrolünde (yani babamın yanında) birer tek rakı bile içtim! Önceden her Cuma-Cumartesi içtiğimiz alkol miktarının yanında bunun lafı bile olmaz biliyorum, ama şimdilik buna da şükür diyorum. Eski tempomla karşılaştırıldığında huzurevine düşmüş gibi hissediyorum kendimi, ama neyseki sürekli yatakta olmam gerekmiyor. Yine de yaz tatilimin bir ayının gitmiş olmasından dolayı sinirleniyorum.

Başıma gelen felaketin, berbat havaların, ülkemle ilgili daha da berbat haberlerin eşliğinde Ertuğrul Özkök'ün de bu aralar taktığı gibi "Tanrı var mı?" ya da "Ruh var mı?" gibi soruları kendi kendime sorup duruyorum. Kendimi negatif yanıtlara giderek daha yakın hissediyorum. Sonra bilimden uzaklaşıp, nazara inanasım geliyor! Ama nazar duasına inanamadığım için bu alanda da ne yapabileceğimi bilmiyorum. Büyücü mü bulunur, kurşun mu döktürülür, okutulur üfletilir muska mı yaptırılır? Sinirlenip küfür mü beddua mı edilir? Ama hani evrene olumlu mesaj ve duygular göndermeye inanıyordum ben? Beddua edersem dönüp dolaşıp beni bulur mu korkusu da var içimde. Yine de "ulen nazar diye bir şey varsa ve benim tatilime, tıkır tıkır yürüyen işlerime, mutluluğuma, gezmeme tozmama, sporuma, denizime, güneşime göz uzatan biri olduysa onların gözlerinin çıktığını değişik versiyonlarıyla en kısa zamanda görmek istiyorum" diye kuvvetli bir duyguyla evrene yolluyorum. Evren beni sever, ona hâlâ inanıyorum. Planlarımın bozulmasını isteyenlerin planlarının bozulduğunu görebilmeyi diliyorum. Bunun o kadar da kötü bir istek ya da mesaj olmadığını düşünüyorum. Okan gibi bir İsmail YK patlatıp başımı iki yana sallaya sallaya yanık sesimle "...bana gelen sana gelsin yar..." söyleyesim geliyor.

Eski yaşantımla ortak olan tek bir nokta var: kitaplara daldım yine! Ama yarılayarak 300 sayfa okumama rağmen Mario Levi'nin İstanbul Bir Masaldı'yı bitiremedim. Çok keyifli gidiyordu önceleri ama şimdiki ruh halimle devamını getiremedim bir türlü işte. Şimdi D.H.Lawrence'ın Oğullar ve Sevgililer'ine başlamayı düşünüyorum.Bir haftalığına gelip bir aydır kaldığım Adana'da annemin kütüphanesine dadanmış durumdayım. Bir de Candan Erçetin CD'sine...En çok da aşağıdaki şarkıya:

Kimin Doğrusu

Yoldan çıkmak güzeldir
Çok konuşanlara inat
Belki biraz sır tutarak
Belki biraz da korkarak

Doğru kimin doğrusu
Yol dedikleri hangisi
Konuşanlar mükemmel mi
Onlar masum mu

Yoldan çıkmak güzeldir
Şöyle herkesten gizli
Belki biraz sessizce
Belki biraz da çekingen

Ama daha çok gururlu
Bunu yapabildiğin için
Kimseye kulak asmadan
Mutlu olduğun için

Farkında değil hiç kimse bu yaşayanın hayatı
Aslında yok kimsenin kimseye söyleyecek lafı
Kendi yanlışlığından ve zalimliğinden
Herkes yargılıyor başkasının hayatını


Yoldan çıkmış diyorlar
Doğru bulmuyorlar
Küçücük mutluluklara
Engel oluyorlar

Doğru kimin doğrusu
Yol dedikleri hangisi
Konuşanlar mükemmel mi
Onlar masum mu

Yoldan çıkmış diyorlar
Durmadan konuşuyorlar
Kendi yaptıklarını
Örtbas ediyorlar

Mutluluk herkesin hakkı
Yokki bunun günahı
Şu hayat neye yarar
Çıkmayacaksa tadı

Ha, bir de İso'cumu özlüyorum çok. Onunla birlikte İstanbul'un ve hayatın tadını çıkarışımızı özlüyorum. Onunla sarmaş dolaş olmayı, nedenli nedensiz güldüğümüz o sohbet anlarını, bir İmge-İso klasiği olarak geceyi kapatırken içtiğimiz son biralarımız elimizdeyken uyuklamaya başladığımız sabaha karşı saatlerini, spor merkezinde akşam yürüyüşü yaptıktan sonra çimlerin üzerindeki şezlonglara uzanıp hanımellerini kokladığımız o yaz akşamlarını,ona nazlanmayı, gerginlikten kaskatı kesilmişken beni jöleye dönüştürebildiği o şımarma anlarını özlüyorum. Annem ve babam tarafından feci bir ihtimamla şımartılmama rağmen kocamla olan yaşamımıza bir an önce dönmeye o kadar ihtiyacım var ki! Onunla hayaller kurmaya ve onları gerçekleştirmeye ihtiyacım var.

Yarın yine kontrolüm olacak. Artık ameliyata bağlı damar anevrizması gibi bir durum olup olmadığını, doku iyileşmesinin tamamlanıp tamamlanmadığını daha kesin bir dille söyleyebilmelerini umuyorum. Önümüzdeki hafta sonuna doğru da kendi peri masalıma dönebilmeyi...

Evren, duy sesimi! Yolla bana pozitif enerjini. Merak etme, altında kalmayacağım ben de... Kul kurar, kader gülermiş, dese de Candan'cım kadere inat yapılacaklar listesi var aklımda yine! Ayrıca güzel enerjini almaya başladım bile, ama şu an en çok sağlık alanında yollayacağın pozitif enerji ile ilgilendiğim için diğer armağanlarının tadını çıkarmaya henüz başlamadım, ona göre.. :)

3 yorum:

Gulda dedi ki...

İmge,

Çok geçmiş olsun. Bu yazı dizisini okurken her seferinde “umarım iyileşmiştir, umarım iyileşmiştir” dedim. Bir an önce iyileşmeni diliyorum. İstanbul’dan sana kocaman pozitif enerji yolluyorum.

Sevgilerimle,

Gülda

Münevver dedi ki...

imgoşum
ben iyileşip istanbula
döndün sandım
çokkkkk geçmiş olsun
bebegim.umarım..iyisindir.
annelerede sevgiler....

Imge dedi ki...

Gülda,

Çok teşekkürler samimi dileklerin ve gönderdiğin pozitif enerji için.. Sevgiler..

Münüş'cüm,

Bu hafta sonu dönmeyi planlıyoruz (burnum izin verirse!), ama Temmuz ayı boyunca dikkatli olmam gerekiyormuş. Yaz gelsin diye boşa beklemişim bu sene demekki.. :( Öpüldün..