Kanlı Pazartesi (7 Haziran 2010)

En son elimde kemiklerle çay bahçesine gitmek üzere evden çıktığımı biliyorsunuz. Masalardan birinin altında yatan minik köpeğe seslenmek için eğildiğimde yine burnum akıyor gibi oldu. Elimi burnuma götürdüğümde ise bu kez bir sızıntı halinde değil adeta fışkırtı halinde gelen bir kanamayla karşılaştım. Hemen burnumu iki yanından sıkarak çay bahçesindeki garsonlara "Peçeteniz var mı?" demek için ağzımı açtığımda ise vampir ile ejderha karışımı bir yaratığa dönüşmüştüm. Ağzımdan ve burnumdan kan fışkırıyordu. Adamların bana uzattıkları bir tomar peçete anında kanla sulanmış ve kıpkırmızı olmuştu.

Burnumu olabildiğince sıkarak ve "Allahım n'olur bayılmadan eve gidebileyim," diye sürekli içimden geçirerek hızla yürümeye başladım. Tabi aralarda durup, ağzıma dolan kanı çalıların dibine boşaltarak... Dirseklerimden dizlerime ve üzerime süzülmeye devam eden kanlar eşliğinde hayatımın en uzun 5 dakikalık yürüyüşünü yaptım güneşin altında. Üstüne de üç kat merdiven çıktıktan sonra zili çaldım.

O sırada yengemle telefonda konuşmakta olan annem "Aa.. İmge geldi galiba," diyerek kapıyı açmasıyla birlikte kızının bu korkunç halini karşısında gördü ve rengi attı. Sen misin annene paniktir diyen? Annem o an panik yapsaydı herhalde ben çoktan bayılırdım. Ben hem mutfağın hem de banyonun lavabosunu kan gölüne çevirmiş durumdayken annem telefonu, arabanın anahtarını kapıp üzerine bir şeyler geçirdiği gibi fırlamamızı sağladı. Neyseki benim üstüme de kendi mayosunun üstüne giydiği tuniği almıştı. Böylelikle hastaneye bikinili bir vampir olarak girmek zorunda kalmadım.

"Anne, n'oluyo ya? Bu ne anne?" diye sormaya çalışırken hâlâ ağzımdan burnumdan kanlar geliyordu. Annem ise serinkanlılıkla "Bir şey olduğu yok İmge yaa... Aaa.. Bastır şu pamuğu sıkıca, geçer birazdan.. Gidiyoruz işte hastaneye bak.." falan diyordu. Bu arada burnuma koca pamuk paketinin yarısını bastırarark ve başım öne eğik durumda yolcu koltuğuna geçtim.

Neyseki babam Madrid'deki toplantsından önceki gün dönmüştü. Annem hemen ona ulaşıyor ve babam bize ilk müdahale için Mersin Üniversitesi'nden bir isim veriyor. Ama küçük bir sorunumuz daha var. Mersin Üniversitesi nerededir bilmiyoruz. Babamla sürekli cep telefonunda konuşan annem bir yandan da hız limitini falan takmadan son sürat Mersin'e doğru ilerliyor. Babam ise o sırada kendisini arayan Mersin'deki balıkçımız Muzaffer Bey'e durumdan bahsedince kendisi bize kılavuzluk etmeyi önermiş. Dolayısıyla yol üstünde onları da alacakmışız ve bizi hastaneye götüreceklermiş.

İşte tam onları almak için işlek olmayan bir yanyola dönerken çalan telefonunu bulamayan annem,sağa kıvırdığı direksiyonu da düzeltmeyi unutunca tretuara çıkıyor ve duvara toslayarak duruyoruz. Neredeyse 40 yıllık şoför hanım da böylelikle ilk kazasını bu uğursuz Pazartesi günü yapmış oluyor. Yepyeni arabasının çamurluğu yamuluyor ve benim kapım açılmıyor ama neyseki araba çalıştığı için Muzaffer Bey'leri de alıp yola devam ediyoruz.

Tüm bunlar olurken ben hiçbir şey yapamıyorum. Başım öne eğik (düz bile tutamıyorum çünkü genzimden feci kan akıyor), burnumu pamukla sıkarak ve içimden "Allah kahretsin!" diye isyan ederek ve hâlâ bayılmamak için dua ederek olduğum yerde oturuyorum.

Mersin Üniversitesi'ndeki doktor kanamanın yerini, nedenini ve hiçbir şeyi saptayamıyor, çünkü "İçerisi bir kan yumağı halinde," diyor. "Şimdilik tampon benzeri bir şeyle kanamayı durdurmaya çalışacağım. Çarşambaya kadar o tampon kalacak. Eğilip, kalkmayın, ağır kaldırmayın. Çarşamba günü de Çukurova Üniversitesi'ndeki bir KBB profesörü sizi görecek. Hem ona hem babanıza bilgi verdim." diyor. Sonra ben yandaki klimalı odada beklerken annem yeniden yazlığa dönüp evin kapısını penceresini kapatıp, çalışan bulaşık makinesini söndürüp, eşyalarımızı arabaya yükleyip beni almaya geliyor ve kendimizi sağ salim Adana'daki eve atıyoruz.

Arabanın önünün çarpılmış ve benim de burnum tamponlu bir şekilde kapıdan girdiğimizi gören Adana'daki sitemizin güvenlik görevlisi ve Joker'i Ömer ilk başta kaza geçirdiğimizi düşünerek hemen yanımıza geliyor. Durumu öğrenerek annemin eşyaları boşaltmasına yardım ediyor. Evde babamın olmasına ve hastaneye 3 dakika mesafede oturduğumuza hiç bu kadar sevinmemiştim doğrusu! Salı gecesi yazlığa bizimle rakı balık sefası yapmaya gelecek olan babama Pazartesi akşamı Adana'da hoş geldin partisi yapmış oluyoruz böylece.

Babam nispeten soğukkanlılığını koruyor: "Korkma İmgoşum, neticede burun kanaması bu... Çarşamba günü çıkarırlar burnundaki, biter gider işte..." diyor.

Artık emin ellerdeyim. Annem de ben de biraz olsun rahatladık sayılır. O gece ne olur ne olmaz diye yan yana yatıyoruz ve yarım yamalak bir uykuyla sabahı ediyoruz. Salı sabahı kahvaltıdan sonra kahvemizi içerken Ömer bahçeden kopardığı bir gülü bana vererek "geçmiş olsun" dileğinde bulunuyor. Onun bu zarif jestine teşekkürle karşılık verirken Çarşamba günü her şeyin biteceğini ümit ediyorum.

Oysaki daha yeni başlıyormuş çilem!

(devamı elbette gelecek)

8 yorum:

NzN dedi ki...

İmgee!!!
Neler olmuş sana böyle?!!Geçmiş olsunn...
Deli gibi koşturmacanın arasında bi bakayım diye girdim bloga, hemen yazına daldım ( toplantı arasındayım da) ve gözlerim açık hayretle okudum...
Bölmeden yaz artık lütfen güzel sonu...İyiyim artık bomba gibiyim falan de! Gerçi bu yazı dizisi yayına girdiğine göre iyisin diye düşünüyorum ama olsun sen yine de de!!

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

İmge bunları yazabildiğine göre iyisin diye düşünüyoruz artık, çok gemiş olsun...

Imge dedi ki...

NzN,

İyiyim artık, bomba gibiyim dememe ne kadar var bilmiyorum. Ama en azından artık annemlerin evinde dinlenerek ve yatarken kucağıma aldığım babamın laptopuyla bir şeyler yazmaya başladım. Geçen hafta yaşadıklarımı düşününce bu da büyük bir gelişme diyebilirim.

Ata,

Çok teşekkürler. Nzn'a da dediğim gibi daha durumum bir netlik kazanmadı ama aile evinde bir odaya yerleştim enikonu. Kitaplar, bilgisayar, not defteri, burun damlaları, telefon ve abajuruyla şirin bir nekahat köşem var diyebiliirm..:)

Zamandan Sızan...KIYMET dedi ki...

Ya İmge kabus gibi!!
Pofff offff ben seninle konuşmamdan sonra geldi sanırım bunlar başına..Bir yandan da arkası yarın tadında olmuş yazın her şey iyiye çıktığına emin bir şekilde bekliyorum yazını..Yok arayım ben seni!

Imge dedi ki...

Kıymetcim,

Çok sağol aradığın için canım.. Umarım daha güzel ve keyifli nedenlerle de araşırız en kısa zamanda.. Öpüyorum çok.. Ankara'ya sevgiler..

Imge dedi ki...

Bu arada hikayem iki Facebook üyesinin de beğenisini kazanmış... Hımm okurlarım kanlı hikayelerden hoşlanıyor galiba..:)

Kiyoki dedi ki...

çok geçmiş olsun,geçmişte bir olayı mı anlatıyorsunuz diye bakarken bu beğeni notunu gördüm,sanırım sistemsel bir şey ,bir an önce iyileşmenizi diliyorum,sevgiler

Imge dedi ki...

Kiyoki,

Çok teşekkürler. Gerçekten ben de artık iyileşebilmeyi diliyorum.

Bu arada son zamanlarda okuduğun kitaplar arasında Kirpinin Zarafeti'ni gördüm. Ben de geçen hafta bitirdim ve çok beğendim o kitabı. Takibimdesin bundan böyle..:) Sevgiler..