Tatil Başlıyooor! (mu acaba) - 2 Haziran 2010

-"Benim işlerim hep tıkır tıkır yolunda gider," dedi İmge bavulunu hazırlarken bir yandan da omzu ile kulağı arasına sıkıştırdığı telefonda konuştuğu annesine.

- "Amaaan, öyle söyleyip durma, nazar değdireceksin kendi kendine."

- "Of anne, ne nazarı yaa.. Ben öyleyim işte.. Seyahatlerim planladığım gibi olur, özel programlarım hayal ettiğim gibi geçer, istediğim işi yapıyorum, istediğim hayatı yaşıyorum, baksana ameliyatımı bile hayal ettiğim gibi yaşadım."

- "Onu hiç hatırlatma zaten! Hâlâ kızgınım sana kendi başına işlere kalkıştığın için ama çok şükür geçti gitti dediğin gibi.."

-"Evet şekerim, o yüzden istediğin bir şey varsa akşam 20.00'e kadar hâlâ vaktin olduğunu hatırlatayım dedim. Sonrasında kimse beni tutamaz İstanbul'da.. Geliyoruuum!!"


17 Mayıs'ta septum deviasyonu ameliyatı geçiren bu blogun sahibesi, 2 Haziran itibariyle bir ameliyat geçirdiğini bile çoktan unutmuştu. Ama yine de bu tatili ameliyat stresini atma tatili olarak planlamıştı kafasında. Burnunun içindeki fazlalıklardan kurtulmuş, son kontrolüne gitmiş ve hiçbir problem olmadığını öğrenmişti. Şimdi ise yaz ritüellerinden birini gerçekleştirmek üzere şevkle bavulunu hazırlıyordu. Bikinileri, birkaç şort ve tişört, spor ayakkabısı ve giysileri, güneş kremlerini bavula koyarken babasının "Ama Haziran başı biraz erken değil mi? Deniz suyu daha ısınmamış olabilir," sözlerini hatırladı. Olsun, dedi omuz silkerek. Isınmasa bile Akdeniz'in güneşi ısıtır beni nasılsa... En kötü ihtimalle sahilde şezlonga uzanır, denize karşı kitabımı okurum, diye düşündü. O sırada aklına gelen en kötü ihtimal deniz suyunun henüz ısınmamış olabileceğiydi tabi!

Ams yine de bu kez içinde tuhaf bir his vardı. Bu kez İso'cundan ayrılmayı hiç istemiyordu. Üstelik bir hafta sonra kocası kendisini almaya gelecek olmasına rağmen.. Bir gece önce sarmaş dolaş oturdukları koltuklarında ikisi de aynı hisler içindeydiler. Yine de bu konuda da iç sıkıntısını dışa en çok yansıtan her zamanki gibi evin dişisi olmuştu. Çünkü kocası karısının güzel bir deniz tatili geçirmesinin, güneş enerjisiyle dolmasının, bir hafta anne-kız baş başa tatil yapmasının ona ne kadar huzur verdiğini çok iyi bildiği için durumla ilgili bir teselli çıkarma görevini de üstlenmişti. Karısını rakısever kayınpederi de Madrid'deki toplantısından döndükten sonra birlikte rakı&kebap, rakı&balık ve deniz sefası yapacakları hafta sonu ile ilgili motive ediyordu. Çarşamba günü öğle yemeği tatilinde bavulunun son rötuşlarını yapmakta olan karısına sürpriz yaparak eve uğrayıp, yemeğini onunla birlikte yedi. Kahvelerini birlikte içtiler. Sonra onu öpüp kokladı ve "Bir numaralı serotonin kaynağının tadını çıkar bebişkom," diyerek işine döndü.

Kocasının ardından el sallayarak bakan İmge ise asıl bir numaralı serotonin kaynağını şimdiden özlemeye başladığını düşünüyordu. Yine de bu durum iki numaralı serotonin kaynağı olan güneşin tadını çıkarmaya engel değildi elbette..

Çarşamba gecesi Adana'ya gelen İmge'yi havaalanından alan annesi eve gelir gelmez kendisini evin ardiye kısmında yaşayan kedi ailesiyle tanıştırdı. Anne, dayı ve iki yavru kediyi gören İmge çılgına döndü. Heyacanla yavru kedilerden birini kucağına almak için eğildiğinde burnu akıyor gibi oldu. O da ne?! Kıpkırmızı bir kan lekesi! Ama tek bir sızıntı halinde. Arkası gelmeyen tek bir sızıntı.

"Hayırdır inşallah! Herhalde ameliyat sonrası düşmemiş kabuklardan biri düşünce altından sızdı," diye düşündüler annesiyle birlikte. "Neyse, kahvelerimizi içelim, sonra da yarın yazlığa götürecelerimizi ayarlayalım."

(devamı gelecek)

3 yorum:

nymphea dedi ki...

Allah allah, nazar mı değdi yoksa, umarım kötü olmaz devamı, bak merakta bırakma bizi...

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Ben de meraklandım zaten 15 gündür yoksun :)

Imge dedi ki...

Nymphea ve Ata,

Biraz daha meraklandırabilirim sizi, çünkü o günden bugüne yaşadığım ve hâlâ yaşamakta olduğum her şeyi detaylarıyla yazmak biraz zaman alacak gibi görünüyor. Ama ne yazık ki biraz nazar değdi galiba! :(