Meksika'nın Çılgın Aşıkları: Frida & Diego

Cumartesi gününün planını İso'cumla birlikte yaptık. İstanbul'da turist olmak konseptindeki gezimizin rotası Beyoğlu'ydu: Pera Müzesi'nde iki muhteşem sergi, sahafları didiklemece, ucundan azıcık pasajlara dalmaca, Çok Çok'ta akşam yemeği, üzerine İtalyan dondurması ve metroyla evimize dönüş. Beyoğlu'nun çok güzel ışıklandırılmış olduğunu ve özellikle de o gün tramvay konserleri ve St Antuan Kilisesi'ndeki etkinliklerle tam bir Noel coşkusunun yaşandığını söylemeliyim. Yılbaşı öncesi Beyoğlu'nun o halini bence mutlaka görün.

Ayrıca 20 Mart'a kadar da mutlaka Pera Müzesi'ne uğrayın çünkü gezdiğimiz iki sergi de birbirinden güzeldi ve ikisinin de bitiş tarihi 20 Mart. İlk olarak Natasha ve Jacques Gelman koleksiyonunda yer alan Frida Kahlo & Diego Rivera eserlerinin sergilendiği ve uzun zamandır merakla beklenen sergiyi gezdik. Cumartesi günü müzenin kalabalığı da çok sevindiriciydi (gerçi bence önünde kuyruk oluşması gerekirdi ama yine de yoğun bir ilgi vardı sergiye). Gelin biz de önce Frida ve Diego'nun Frida'nın elinden çıkmış portreleriyle başlayalım gezmeye:














Otoportreler çizmeye bayılan Frida'nın toplam 140 tablosunun 55 tanesi kendi portrelerinden oluşuyor. Bunun nedeni de çok genç yaşta geçirdiği bir kaza sonrasında yirmiden fazla ameliyat olması gereken, omurgasında ve bacağında sürekli korkunç acılarla yaşamak zorunda kalan, bu yüzden sürekli yatarak dinlenmesi gereken Frida'nın tavandaki aynaya bakarak otoportreler çizmesiymiş. Aynasına da "gündüzlerin ve gecelerin celladı" diyormuş. Zaten çocuk felcinden dolayı bir bacağı kısa olan Frida'nın öldüğü yıl olan 1954'te kangren nedeniyle ayağı da kesilir. Bu arada birkaç defa da düşük yapar ve çok istemesine rağmen hiç çocuğu olmaz. 47 yaşında ölen sanatçının sağlık açısından hep sorunlarla dolu bir yaşamının olması resimlerine olumlu mu olumsuz mu yansıdı emin değilim. Ya da eğer böylesine ciddi sorunlarla uğraşmasaydı nasıl bir tarzı olurdu acaba? Çünkü kaza sonrasında kendi bedenindeki kusurlara (doğal olarak) çok fazla odaklandığı açıkça görülüyor. Bu arada bu sergideki 40 eser arasında da birçok otoportre görmeniz mümkün. İşte onlardan bazıları (ilki maymunlu portre, ikincisi Diego'yu düşünürkenki portresi ve üçüncüsü de saç örgülü portre):










Bebeğini düşürmesiyle ilgili yaptığı çizimi de burada görebilirsiniz:



















Sergideki Frida'nın yaşamıyla ilgili 40 dakikalık filmin bir yerinde gerçeküstücü olarak bilinen Frida'nın aslında acı ve kesin gerçekliği daha etkili bir şekilde vurgulamak adına öyle bir tarzı benimsediğinden söz ediliyordu. Yani Dali tarzı bir gerçeküstücülük değil onun resimlerindeki tarz. Aslında içinde hissettiklerinin ve yaşadıklarının yoğunluğunu daha fazla vurgulama isteğiyle ortaya çıkmış bir tarz belki de. Bana da o açıdan daha hoş ve yakın geldi diyebilirim. Biraz Semiha Berksoy çizimlerini andıran bir hali de vardı sanki. Aşağıdaki resimler soldan sağa sırasıyla: "Evreni Kucaklayan Aşk, Toprak (Meksika), Ben, Diego ve Senyon Xoloti" ve "İçi Açılmış Yaşamı Görünce Korkan Gelin"












1929'da Meksikalı Michalangelo olarak anılan ressam Diego Rivera ile evlenen Frida, Diego'suz yaşayamayacağını söylermiş. Büyük ve fırtınalı bir aşk hayatı yaşayan çiftin arada bir yıllık bir boşanma süreci geçirdikten sonra yeniden evlendikleri ve birbirlerinin sanat yaşamlarına da katkıda bulundukları bir birliktelikleri olmuş. Gerçek bir dostluk ve yoğun bir aşk yaşayan ikiliyi Diego'nun devasa bedeni ve Frida'nın narin yapısından dolayı "bir fille bir güvercinin birleşmesi" olarak nitelendirirlermiş. Bu sergide Diego'nun eserlerinden en favorilerimin aşağıdaki "Natasha Gelman'ın Portresi" ve "Kala Çiçekçisi" tabloları olduğunu söylemeliyim:












Aşkın, acının ve devrimin kadını Frida ve "Tanrı'ya hiç inanmadım ama Picasso'ya her zaman inandım" diyen kocası Diego Pera Müzesi'ne ziyaretimize geldiler. İade-i ziyaret etmezseniz çok ayıp olur, ona göre!

İyi gezmeler...

6 yorum:

Saadet Topçu dedi ki...

Fotoğraflarını gördükten sonra daha çok gidesim geldi. Heveslendim bir an önce gitmeliyim bende.

Burcu dedi ki...

Paylaşımın için teşekkürler İmge :)) bayıldım bende tablolara gitmek için de önce istanbula gelmem gerek :))sevgiler güzel haftalar...

Ayşe Şakarcan dedi ki...

Cumartesi biz de Pera Müzesi'ndeydik... kimbilir, belki de rastlaşmışızdır:)

Imge dedi ki...

Saadet,

Bence de önümüzdeki 3 aylık planlarına almalısın bunu ve "Çarlık Rusyasından Sahneler" sergisini. Ondan da bahsedeceğim en kıs zamanda..

Burcu,

Rica ederim, ne demek..:) 20 Mart'a kadar bir İstanbul planı yaparsan mutlaka aklında olsun derim.. Sevgiler..

Ayşe,

Acaba aynı saatlerde mi oralardaydık. Eğer öyleyse keşke bir merhabalaşabilseydik. Neyse artık, bir dahaki sefere diyelim..:)

chido dedi ki...

aynı gün bende gezdim sergiyi :) biz karşılassak selamlaşırdık tabi, demek ki aynı saat değil, sen yokken iso'yu bile tanıyacak kapasiteye ulaştım sonuçta :)))

Imge dedi ki...

Chido,

Kesinlikle!! :)) Beni tanımasan bile İso'yu yakalardın diye düşünüyorum. :) Sergi güzeldi ama değil mi? İki alakasız sergi ama Biz Çarlık Rusyası'ndan Sahnelere de bayıldık bu arada..Sevgiler..