Arter'deki Bambaşka Dünya

Gizem'le Cihangir ve Galata sokaklarındaki turumuzu bitirdikten sonra Ada Kitabevi'nin tam karşısındaki Arter'e girerek bambaşka bir dünyaya adım atmış olduk.


İçeride iki sergi vardı. Bunlardan ilki üç kata yayılmış olan Patricia Piccinini'nin "Beni Bağrına Bas" sergisi, diğeri ise Deniz Gül'ün 5 Kişilik Bufet sergisiydi. Di'li geçmiş zaman kullanmamın nedeni bu sergilerin her ikisinin de ne yazık ki bitmiş olması. 21 Ağustos'da sona eren bu sergilerden ilki bizi inanılmaz etkiledi.

Beni Bağrına Bas sergisinde Patricia Piccinini'nin 1997'den bu yana heykel, yerleştirme, çizim ve video gibi farklı mecraları kullanarak ürettiği işleri bir araya getirilmiş. Sanatçı, hem tanıdık hem de yabancı bir dünyaya yolculuk deneyimi yaşatan bu sergide izleyiciyi şimdi ve burada olmaya, teknoloji, medya kültürü, tüketimcilik ve bilimle ilgili güncel tartışmalara odaklanmaya çağırıyor. Aydınlık giriş katında metaların parlak dünyası ve sanayi sonrası kentte gündelik hayatın doğası üzerine bir yorum sunulmuş. Buradan favorilerim birbirine sarılmış gibi duran renkli motosikletlerin olduğu Aşıklar ve üst üste yerleştirilmiş IKEA sandalyelerinin üzerinden bakan çocuğun olduğu Gözlemci adlı çalışmalar oldu.


Birinci katta ise hayali melez yaratıklar ve soyu tükenmekte olan türler için taşıyıcı anneler bulunuyor. Sanatçı buradaki çalışmalarıyla çağdaş "doğa" kurgusu, doğadaki yerimiz ve onu kontrol etme çabamız üzerine düşünmeyi öneriyor. Buradaki favorilerim aşağıdaki resimde solda yer alan Ağıt, sağda üstte yer alan Davetli Misafir ve Taşıyıcı (Kıllı Burunlu Kezey Vombatı İçin) oldu. Davetli Misafir'in adı Goethe'nin "Güzellik her yerde davetli misafirdir," sözünden geliyormuş. Burada doğanın en güzel canlılarından biri olan tavuskuşlarının kullanılması da ondan zaten. Ağıt çalışmasında adamın elinde duran balık, Avustralya'nın güneyinde derin denizlerde yaşayan Blobfish adlı bir balık türü. Balıkçıların trolle yengeç avlamaları sonucu soyu tükenmenin eşiğine gelmiş. Sıradan bir adamın can çekişen bilmediği bir balık için bu kadar derinden etkilenmiş olmasının umut verici olduğunu düşünüyor Patrica Piccinini.


Gelelim serginin ikinci ve son katına. Burada da herkesin uyuduğu bir evin içine insan olmak, insanın yaratıları ve onlara karşı sorumlulukları üzerine düşünmeye davet ediliyor izleyiciler. Buradaki çalışmaların hepsi de hem çok etkileyici hem de biraz korku filmi tadındaydı bana göre. Zaten serginin en loş katı da buydu. Üstte solda Bölünmemiş, sağda ise Büyük Anne adlı çalışma var. Büyü Anne, baktığı bebeği çok seven ama bazen de onu kaçırmayı hayal ettiği için gerin olan bir sütanne! Ortadaki küçük resimde araba koltuğuna yerleştirilmiş koca gözlü Bulunmuş Bebek, Çin'de yetimhanelere terk edilen yarık dudaklı çocuklardan esinlenilerek yapılmış. Altta solda Şüpheci Thomas, sağda ise sırtındaki kanguru partneriyle Balasana duruşunda lan küçük bir kız çocuğunu görüyorsunuz. Çocuklar ve diğer canlılar o kadar canlı ki sanki birden gözlerini açıp size bakacaklar, sesler çıkaracaklar ya da konuşmaya başlayacaklar gibi duruyor. Serginin tedirgin edici kısmı  da bu zaten. Ama bu kadar canlı figürlerle karşı karşıya olmak bir o kadar da etkileyici. 


Bu sergi bittikten sonra yukarıda bir kat daha var. Orada da Deniz Gül'ün Beş Kişilik Bufet adlı sergisi bulunuyor. Gelmişken geziyoruz ama alt katlardan sonra pek de etkilenmiyoruz. Sadece burada da bir klasik İmge pozu çekiliyor, bir de çok gerekliymiş gibi tabuta girme deneyimi yaşıyoruz! Bu katta sırtları kapıya dönük beş mobilya bizi karşılıyor: Vitrin, Gardırop, Odalaştırılmış bir Kapı, Kasa ve Tabut. İzleyicilere içleri açan bu beş mobilya içeri girenlere de kendi "iç"leriyle bir "dış" oluşturmak üzere sıra sıra dizilmişler. 


Tabutun içinde bu kadar sırıtacak ne var diye sorarsanız işte ona verecek bir yanıtım yok. Belki günün yorgunluğundan dolayı istemsiz bir hareketle ağzım açılmıştır ya da Pavlov'un köpeği misali fotoğraf makinesi görünce otuz iki dişimi gösterme güdülerim harekete geçmiştir. Belki de o gördüğünüz şu an tabutun kapısını açıp yeniden dışarı çıkabilecek, yani tabuta meydan okuyabilecek pozisyonda olmanın  rahatlığıyla yapılmış bir zafer sırıtışıdır. Yaklaşık 60 sene daha tabutlara meydan okuyabilmek dileğiyle diyor ve bir sonraki yazıya kadar aranızdan ayrılıyorum. :) 

4 yorum:

Dışavurum dedi ki...

Sağlıkla bir 60 devirelim vallaha, güzel olur! :)

Imge dedi ki...

Sedacım toplam 60 değil, "bir 60 daha" diyorsun değil mi? Aman yanlış bir mesaj göndermeyelim de evrene..:)) Sevgiler..

Adsız dedi ki...

Emsal sayılır umarım.

aubout vita dedi ki...

Eger kisisel is için kredi ihtiyaciniz var mi? evet hemen kredi transferi için bu e-postayi (igein_h_yizevbekhai@admin.in.th) irtibat kurulabilir.