Cihangir ve Galata Sokakları

Geçtiğimiz hafta Gizem'le Perşembe günü İstanbul Modern'de başlayan üçlememiz Cuma günü öğleden sonra Rumelihisarı'ndan Beşiktaş'a yaptığımız klasik sahil yürüyüşü ile devam etti. Üçlemenin son etabı ise Cumartesi günü çıktığımız keşif turuydu: Cihangir ve Galata'nın ara sokaklarında dolaşacak, şimdiye kadar birkaç kez gitmiş olduğumuz yerlerde neler var neler yok bakacak, neredeyse İstiklal Caddesi'ne hiç çıkmadan doğaçlama bir keşif turu yapacaktık. Yaptık ve pek de keyifli oldu. 

Sıraselviler'den inerek önce meşhur Firuz Ağa Camii'nin bulunduğu Cihangir'in en canlı meydanına ulaştık. Buradaki çay bahçesi ile modern kahvehane karışımı kafelerin hepsi tıklım tıklım doluydu. Biraz daha  devam ederek başka bir zaman gezmeye karar verdiğimiz Orhan Kemal Müzesi'ni gördük. Ne de olsa bugün planımız yoğundu. Sonra kafamıza göre önümüze çıkan sokaklara daldık ve o insanın içini ısıtan mahalle havasını kokladık. Semtin her köşebaşında kıvrılıp yatan kedilerini, köpeklerini gördük. Yokuşlarını, merdivenlerini, ara sıra da o yokuşlarda yer alan apartmanların üst katlarında ne kadar enfes manzaraların olabileceğine dair ipuçları veren güzel kareler yakaladık. Yirmili yaşlarından beri orada yaşayan yetmiş yaşında (ama teyze diyemeyeceğim kadar dinç ve genç) bir abla ile Cihangir'in dününü bugününü konuştuk ayaküstü. Anladığım kadarıyla zorluklarına rağmen sevilen bir semt Cihangir, tıpkı İstanbul'un kendisi gibi. Yer yer Teşvikiye, Gümüşsuyu ve Beşiktaş'ı andıran görüntülerle dolu, içinde yaşayanlardan dolayı da daha bohem bir havası olan oturulacak merkezi semtlerden biri. Küçük kahvaltı mekanları, butikler, marketler ve kafeleriyle bir Avrupa şehrinin sokaklarını andırıyor. Mekanlarıyla ünlü olmasına rağmen öyle her yeri işletmelerle dolu değil, buradaki butik işletmelerin hepsi de küçük semt mekanları. 


Daha sonra Çukurcuma-Galata okunu takip ederek bir sürü antikacının ve vintage dükkanının olduğu yollardan yürümeye devam ediyoruz. Orada bir antika dükkanının önünde duran aynadan yansıyan görüntümüzü çekiyorum. Evet, bu "bir İmge klasiğidir" sevgili okur. Arka sokaklardan yürüyerek Galatasaray Lisesi'ne kadar geliyoruz. Sonra uzun zamandır görmedik diye o saatlerde pek de canlı olmayan ama her zamanki gibi rengarenk Fransız Sokağı'nın da içinden geçiyoruz. Küçük bir atıştırma molasından sonra hedefimiz Galata Kulesi!


Ve tabi ki yine arka sokaklardan giderek Galata'nın o meşhur butiklerini (Building, Atelier 55, Laundromat Paristexas, Simay Bülbül, vs) görüyoruz. Apartmanların birçoğu restore edilmiş. Burada da yaşam olmasına rağmen Cihangir gibi oturmalık değil, gezmelik bir semt havası var bana göre. Kulenin altındaki meydan capcanlı. Restoranlar, kafeler dolu. Bu kez müzik enstrümanları falan satılan ana yoldan dönerek Tünel'e çıkıyoruz. Kalan enerjimizi Arter'de sergi gezmeye, hayalet Asmalımescit'i görmeye ve sürünerek de olsa Mango'nun outlet katına şöyle bir bakmaya harcayacağız. Anlayacağınız önümüzde kat etmemiz gereken upuzun bir İstiklal Caddesi bulunuyor. Arka sokakları keşfettik ama İstiklal'i de görmeden edemedik. O yüzden turumuzu başladığımız yerde, yani Kızılkayalar'ın önünde bitiriyoruz. Aklımızda Eylül ayı keşfi rotalarıyla elbette...

Sırada çok etkileyici bir sergi var. Arter'de buluşmak üzere..




1 yorum:

aubout vita dedi ki...

Eger kisisel is için kredi ihtiyaciniz var mi? evet hemen kredi transferi için bu e-postayi (igein_h_yizevbekhai@admin.in.th) irtibat kurulabilir.