Az

Hakan Günday'la ilk ve tek buluşmamı Dot'un sahnelediği Malafa adlı eseri ile gerçekleştirmiştim. Etkisinden uzun süre çıkamayacağım ikinci buluşmam da Az ile oldu. Bu buluşma sonrasında yazarın diğer kitaplarını da mutlaka almaya karar verdim.

Kalkan'da gittiğimiz tesisi de Az'ı da öneren isim aynıydı. O yüzden şezlonga uzanıp kitabı elime alır almaz bu hoş tesadüf aklıma geldi, İso'cumla enerjinin varlığı üzerine biraz konuştuk, o arkadaşımın kulaklarını çınlattık ve sonra ben koptum. Evet, Doğu'daki bir öğrenci yurdunda başlayan kitabın ilk sayfasından itibaren her şeyden koptum. Fiziksel olarak cennetteydim ama zihnim artık mutlak bir cehennemin içinde yolculuk ediyordu. Derdâ ve Derda'nın öyküleri beni tam anlamıyla mahvetti.

Sanırım ben mezarlık çocuğu Derda'nınkine nazaran 11 yaşında bir kız çocuğu olarak tanıdığımız Derdâ'nın öyküsünden  biraz daha fazla etkilendim (İso'cum ise tam tersini söyledi, kadın ve erkek olarak kendi hemcinsimizin yaşadıkları daha mı inandırıcı geldi bilemiyorum). Yine de sonuçta yaşadıkları korku, şiddet, sevgisizlik, yalnızlık, maddi ve manevi yoksunluk dünyası içinde asla çocuk olmalarına izin verilmemiş olan o iki çocuğun öyküsü içime inanılmaz dokundu. "Aman canım, bu bir kurgu ne de olsa.." deyip geçemiyor olmak işin en acı tarafı, çünkü bu topraklarda yaşayan herkes binlerce Derdâ(a) olduğunu ve her gün binlercesinin doğduğunu çok iyi biliyor.


Tıpkı DOT oyunlarının biletlerinde yazan "Sert İçerik, Şiddet, Cinsellik, 18+, vs" uyarıları gibi bu kitabın başına da "Okurken kendinizi dayak yemiş gibi hissedebilirsiniz," "Yurdun cennet köşelerinde okunmaması önerilir, çünkü sizi cehenneme götüreceğiz," "Okuduktan sonra hayatı yeniden güzel görebilmek için bir parça çikolata yemeniz, spor yapmanız, güneşe çıkmanız ya da bir(kaç) tek atmanız önerilir," gibi uyarılar yazılması gerektiğini düşünüyorum. Kendi elleriyle okul kitaplarını yakıp tarikat şeyhinin sadist oğluna satılan Derdâ, Bezir ile ilk gece, Derdâ'nın Londra'daki 5 yıllık ev hapsi, gizli saklı dinlediği radyosuyla bir derece kaçış yolu bulmuş olan kaçık Rahime'nin intiharı, Ragıp'ın hapiste geçen son yıllarında Tanrı'ya sürekli şükretmesinin nedeni, ikinci intihar denemesinde başarıya ulaşan (!)  gencecik Yeşim öğretmenin yaşadıkları, "mezarlık çocuğu" Derda'nın kimsesizler yurduyla ilgili duyduğu korkunç hikayeler  üstüne hasta annesine yaptıkları, sahipsizliği, Tutunamayanlar ile tutunma çabası içime işledi. Hatta bir daha zihnimden ve kalbimden çıkmayacak şekilde kazındı. 

Hakan Günday'ın muhteşem anlatımı ve yorumları ile ilgili sayfalarca notlar aldığım bu dokunaklı romanı okumanızı kesinlikle öneririm. Ama uyarıyorum: insan ve yaşam sevginizi yok edeceği için hayatın deniz, güneş ve şezlongta uzanmaktan ibaret olduğu o canım tatil günlerinde değil, gündelik yaşamınızı sürdürürken okumanızı öneririm. Ve bitirdikten sonra da yazarın dünyanın en çabuk geçen ve geçer geçmez de en hızlı yakalanılan hastalığı olarak tanımladığı "umut" hastalığına acilen yakalanmanızı dilerim, yoksa işiniz gerçekten çok zor...


1 yorum:

aubout vita dedi ki...

Eger kisisel is için kredi ihtiyaciniz var mi? evet hemen kredi transferi için bu e-postayi (igein_h_yizevbekhai@admin.in.th) irtibat kurulabilir.