Haftasonunun Bilançosu

Hafta sonu dediğime bakmayın, anlatacağım her şey Cumartesi günü yaşandı aslında. Önce sabah kalkıp Anadolu Yakası'na geçtik. Senede bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıda gerçekleştirdiğimiz bu eylemin nedeni Ajanda Dergi grubuyla brunch buluşmasıydı. Fortis Fenerbahçe Sosyal Tesisleri'nde buluştuk cümbür cemaat. Aşağıdaki fotoğrafa bakıp da aldanmayın yani, eşler ve kucaklarımızdaki 'Süper Bebek'lerin dışında bebeklik aşamasını çoktan geçmiş bir "abla" daha vardı masamızda. Yine fotoğrafla ilgili bir uyarı: aşağıdaki fotoğrafa bakıp da "bebek de yakışmış kucağına" yorumunu yapanların yorumları bilinmeyen nedenlerle kaybolabilir. :) Mekan güzel, yiyecekler güzel, en önemlisi sohbet güzel olunca neredeyse saat 14:30'a kadar sürdü sefamız. Camlarla çevrili mekanda güneşin altında mayışarak Türk kahvelerimizi içerek kapanışı yaptıktan sonra bu keyifli buluşmayı en kısa zamanda tekrarlamak için sözleşerek ayrıldık. Ama siz siz olun bizden hiç ayrılmayın olur mu sevgili okurlarımız? Her zaman bekliyoruz Ajanda'ya!


Kendimi hâlâ yabancı hissettiğim Anadolu Yakası'ndan "evim evim güzel evim" olarak adlandırabileceğim Avrupa Yakası'na geçtiğimizde eve gitmek yerine spora gitmeye karar verdim. İso'cum beni bırakıp, evde film izlemeye gitti. Ben de sporda bir yandan pedal çevirirken bir yandan da elimdeki kitabı bitirdim. 

Yazarı gözüme çarptığı için Sahaf Festivali'nden aldığım Günden Kalanlar kitabı yaklaşık iki hafta elimde dolandıktan sonra sonunda bitti. Yazarı da çok etkilendiğim Beni Asla Bırakma filminin yazarı olduğu için aklımda yer etmişti: Kazuo İşiguro. Londra'da yaşayan Japon yazarın Booker ödüllü üçüncü romanı Günden Kalanlar 1950'lerin İngiltere'sinde geçiyor. Romanda 35 yıl baş uşaklık yaptığı malikanenin yeni sahibinin zorlamasıyla bir haftalık bir tatile çıkan Stevens'ın bu süre içinde geçmişini enine boyuna değerlendirmesi konu ediliyor. Kişisel geçmişinin yanı sıra II. Dünya Savaşı sırasındaki siyasi ortamı ve İngiltere'nin tutumunu da bir kez daha gözden geçiren Stevens her ikisinde de eleştirecek pek çok nokta buluyor. Kendisi gibi bir baş uşak olan babasından gördüğü gibi vakur bir tavra sahip olmak, onurlu davranmak ve efendisine koşulsuz şartsız itaat gibi doğru ve erdemli olmanın şartı sandığı tutumunun kendinden götürdüklerini açıkça görüyor. Ama ne yazık ki zamanı geri getirmek, kaybedileni yeniden kazanmak elbette mümkün değil. O zaman belki de hayatına olduğu haliyle devam etmesi en iyisidir. Ne dersiniz? Bu bir haftalık içe dönüş yolculuğunu keyifle okudum, sizlere de tavsiye ederim. 

Akşam üstü eve döndüğümde İso'cum koltukla bütünleşmiş halde gazeteleri okumaya başlamıştı. Akşam yemeğimizi yedikten sonra da birlikte film izlemeye karar verdik. Hollywood'un panik filmlerinden biri olduğunu düşündüğümüz Salgın'ı (Contagion) seçtik Cumartesi gecesi için. Ben sinema değeri olmasa bile o panik filmlerini severim. Hani eskiden katil karıncalar, arılar, vs filmleri olurdu ya, bayılırdım onlara. Ya da işte felaket filmlerini falan severim. Bunu da o tarz bir film sandım ama pek heyecanlı bir film olduğunu söyleyemeyeceğim. Hatta bu kategorideki en sıkıcı film bile olabilir. Güzel bir konu ve harika bir oyuncu kadrosundan sıradan bir film çıkarmışlar. Belgesel gibi ve belgesel izlemeyi de severim, ama belki de zihnen belgesel değil film izlemeye programlanmış olduğumuzdan dolayı "eh işte" diyorumdur. Kadroyu yandaki afişte görebilirsiniz. Konu da hızla ve dokunmayla bile bulaşan ölümcül bir virüsün yol açtığı salgın. Afet önleme merkezleri, doktorlar, Dünya Sağlık Örgütü ve çeşitli kişi ve kurumların bu salgınla baş edebilmek için yaptıklarını izlediğimiz filmde favorim Jude Law'ın canlandırdığı aktivist blogger oldu. Sosyal medyanın günümüzdeki önemine güzel bir vurgu yapılmış o karakter ile. Sonuç olarak filmi sıkılmadan izlersiniz, ama izlemeseniz de bir şey kaybetmezsiniz diyebilirim. 

Pazar gününü de geç kalkıp, gün boyu  gazete, kitap, biraz iş ve dinlenmeyle geçirdikten sonra bir hafta sonunu daha bitirmiş olduk. Önümüzdeki yeni haftanın hepimize güzellikler getirmesini diliyorum..Sendromsuz Pazartesiler! :) 

4 yorum:

Ata İsmet Özçelik dedi ki...

Fotoğraflar güzel çıkmış da bize de gönderseydin iyi olurdu :P Şaka bir yana eğlenceliydi hakikaten, tekrarlayalım derim :)

Imge dedi ki...

Ata,
İstediğin fotoğraf olsun, gönderirim tabi ki..:)

Sinem Ergun dedi ki...

Bencede çok keyifliydi iyiki buluşmuşuz, hemen yeni tarih kararlatırmada fayda var:) Buarad bebek İso'nun eline çok yakıştı:)))))
Son not: Ne kadar sahte gülmüşüm fotoğrafta, hiç fotojenik değilim:(

Imge dedi ki...

Sinemcim,

Sahte gülüş görmek istersen benim bütün fotoğraflarıma bakabilirsin..:) İstisnasız hepsinde bir fotoğraf gülüşü moduna geçmişim..:)) Bu arada İso'nun bebekli fotoğrafını yolladım size maille.. Gerçekten yakıştı yani..:) Görüşmek üzere..