Yeşil Peri Gecesi

Kapak Kızı'ndan sonra Yeşil Peri Gecesi'ni de bitirdim. Ama itiraf ediyorum: o da beni bitirdi! Kapak kızı Şebnem'in travması bende de travmalar yarattı, içimi acıttı, bazen sinirlendirdi, bazen çok üzdü, ama sonunda biraz umut görebilsem de mutlu herhangi bir duygu uyanamadı içimde. Acaba bu haftaki dengesiz ruh halim de buna mı bağlı olarak değişti diye düşünmedim değil. Harika bir kitap, ama gerçekten çok sert! Hani öyle Yalan Dünya'nın Emir'inin "çok sert"i falan da değil. Gerçekten sert içerikli bir kitap. Ruhunu sıkıştırıyor insanın.

Ailesi, dolayısıyla da içinde bulunduğu sevgi ve güven dolu düzeni çok küçük yaşlarda, beklenmedik bir anda bozulan Şebnem'in yaşadığı bu duygusal yıkımın intikamını almak için girdiği özyıkım süreci ve bunun sonuçlarında yaşanan daha da travmatik olaylar silsilesi anlatılıyor romanda. Yine aile ve ahlak kavramlarının enine boyuna sorgulandığı romanda toplumdaki yozlaşmış, ikiyüzlü, üç maymun temelli düzen ve bu düzen içinde cesaretle var olabilmenin güçlüğü de ele alınıyor.

Kitaptan alıntılara geçeyim:

"...Sevginin kesintisiz bir şey olduğuna inanmıyordum. Sevgi doğuyordu. Sonra bir gün ölüyordu. Ölünce hiç doğmamış gibi oluyordu..."
"...Dünyaya kurban edilmeye hazır gözlerle bakmak, hayır demekten kolaydı. Mağdur olmak cesur olmaktan   çok daha kolaydı. İnsan cesareti seçemezse kurban olmayı kendiliğinden seçmiş oluyordu. İnsan mağdur olmanın suçsuz olmak anlamına geldiğini sanıyordu. Oysa mağdur olmak, suçsuz olmak değildi..."
"...Hayatımız dökülüyordu. Dökülen hayatımız, karşımda duran aynanın çerçevesine benziyordu. Hayatımız alçıdan yapılmış, üstüne altın yaldız sürülmüştü. Altın döküldükçe aslımız meydana çıkıyordu..."
"...Bizde itiraf yoktur. Biz itiraf edersek unutamayız. Oysa unutmak isteriz, olmamış gibi yapmak. Bizim tarihimiz unutarak gömdüğümüz günahlarımızın tarihidir. Kurcalayıp durmayın. Bizim milli ikilimiz Suç ve Ceza değildir. Bizim milli ikilimiz Suç ve Nisyan'dır..."
"...Ölümün bir an değil, bir süreç olduğunu düşündüm. Ömür bir dalgaydı, uzaklardan gelip sonunda kıyıya vuran. Ölüm bir süreçti, dalganın anbean kıyıdan çekildiği..." (Gün'ün ölümü kitapta en çok etkilendiğim yerlerden biriydi.
"...Para hayata tahammül etmenin en şahane bir yoluydu. Hayatı birdenbire ve müthiş süslüyordu. Para hafızayı mükemmelen siliyordu. Böylece olmuş olan olmamış gibi oluyordu. Böylece insan lekesiz zihin oluyordu..."
"...Cesaret, ancak göstermemiz gerektiğinde imkansız olduğunu anladığımız bir erdemdir..."
"...Affedilmez olan, yapman değil zaten, yakalanmandı. Bu memlekette çünkü ifşa olmaktır suç olan. Kırık kolun yenden çıkması ölümcül sonuçlara yol açar..." (Uluçmüdürüm'ün skandalı)  
"...İnsan, insan denen varlığın en iyimser oranla yarısının şerefsiz mahlukat, diğer yarısının da bu şerefsiz mahlukatın oyuncağı olduğunu fark etmesin bir kere. İşte orada yeni bir ülke başlar. Bu ülke bir hayaldir aslında, bir umut, öncesiz ve sonrasız, anlık bir anlamdır sadece..."
İlk romanını okuduktan sonra uzun bir süre ara verdiğim Ayfer Tunç, beni bu iki romanıyla darmaduman etti.  Harika bir dil, harika bir anlatım, harika bir(kaç) insan hikayesi. Şebnem'i unutmam mümkün olmayacak, ama aynı şekilde travmatik bir çocukluk yaşayan, yaşamın kurbanlarından Osman'ı, şerefsiz ağabeyi Teoman'ı, zalimlerin zalimi, iktidarıyla adeta İstanbul'un Allah'ı sayılan  Uluçmüdürüm'ü, Gün ve Kubi'yi, Ali'yi, cesareti seçen Selda'yı ve seçemeyen silik Ersin'i, bir zamanların yakışıklı ve güzel gülüşlü mert erkeğinden şimdi tek kollu bir alkoliğe dönüşmüş olan Cavit'i, sonradan Bayan İbiş olan eski karısı güzeller güzeli Hülya'yı, kardeşine en zayıf anında manevi bir kazık atmaktan çekinmeyen ve sonra suçluluğunu gidermek için maddi  desteğini esirgemeyen Süleyman Amca'yı, yatılı okuldaki Seçkin Hoca'yı, cadı babaanneyi ve daha bir sürü karakteri hiç unutamayacağım sanırım.

İdefix 'in Kütüphane Haftası nedeniyle geçen hafta düzenlediği bir haftalık Sanal Kitap Fuarı'ndan  Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi romanını da sipariş verdim. Heyecanla bekliyorum ona da kavuşmayı. Bu iki romanı da sağlam bir ruh hali içinde olduğunuz bir dönemde, arka arkaya okumanızı öneriyorum.

İyi haftalar hepinize...

5 yorum:

Füsun T. dedi ki...

Bir arkadaşım her kitap sohbetimizde bana bu kitabı öneriyor, bende her D&R ziyaretimde elime alıp geri bırakıyorum. Evde bir sürü okunacak kitap bekliyor diye. Şİmdi senin anlatımınla da kesinlikle alınması gerekenler listesine girdi. Bakalım ne zaman benim olacak. Ama anladım ki şu anki ruh halimle okumamalıyım. Bahar geçmeli galiba :)
Günün güzel olsun. :)

Mehmet Bilgehan Merki dedi ki...

Sanırım 1,5 yıl kadar önce okudum. Ayfer Tunç'u severim. Son dönem Türk edebiyatının seçkin bir ismi. Ancak bu kitabı bende biraz hayal kırıklığı yarattı. biraz tekrar sorunları var. bloga yazmıştım.

kutupayusu dedi ki...

kendisine hayran bırakan kişilikler, ve kurgu ve akıcı uslup ve usta bir yazar... benimde unutamadıklarım arasında bu roman ...

Cemre dedi ki...

ne ağlatmıştı beni.... hele anlatımı, geçmiş ile şimdi arasındaki geçişleri, cümleleri .... ama Kapak Kızı'nı okumadan bunu okumam hata oldu ...yapacak bi şey yok:)

Keyifli okumalara...

Imge dedi ki...

Füsun T.,

Bence de mutlaka al ama baharı ve yazı geçirip okumaya bak derim. Ya da şöyle havanın kapalı, iç sıkıcı, yağmurlu falan olduğu bir iki haftalık bir dönem yakalamaya bak.:) Önce Kapak Kızı'nı, ardından da bunu okumanı öneririm. Bir de idefix Sanal Kitap Fuarı devam ediyor galiba hâlâ. %30'lara varan indirimler var kitaplarda. İstersen oraya da bir göz at. Sevgiler..

Mehmet Bilgehan Merki,

Kapak Kızı'na da buna benzer bir yorum bıraktığınızı hatırlıyorum. Ben bu romanını da çok sevdim, sadece çok içimi acıttığı, ruhen bunalttığı yerler oldu. Sizin ve birkaç kişinin daha tavsiyeniz üzerine "bir deliler evinin..." romanını da idefix'ten aldım bugün. Ne zaman okurum bilmem artık.. Ayfer Tunç'a biraz mola veriyorum çünkü..

Kutupayusu,

Romanlarını okuduktan sonra Ayfer Tunç'a hayran olmamak mümkün değil bence de.. Şebnem'i de unutmak tabi...

Cemre,

Aah ahh, tahmin ederim.. Beni ağlatmadı ama dağıttı diyebilirim! Şebnem'in yaşadıklarını ve kafasından geçenleri eş zamanlı anlattığı yerler çok etkileyiciydi değil mi?

Sevgiler..