Lizbon'a Gece Treni

Karlı haftayı nasıl geçirdin, diye soran olursa özeti yandaki fotoğraftır: bir kadeh Southern Comfort, biraz çerez ve bitmesin diye yavaş okumaya çalıştığım ama elimden de bırakamadığım Lizbon'a Gece Treni. Kitabın baba koltuğunda kahvemle  ya da battaniyenin altında uzandığım yerde bir yandan açık perdelerin ardında lapa lapa yağan karı izlerken bir yandan okunduğu da görülmüştür. Sonuç olarak, geçirdiğimiz karlı İstanbul haftasında ben Bern ile Lizbon, Gregorius ile Amadeu arasında gidip gelmekle meşguldüm. 

1944 doğumlu ve felsefe eğitimi görmüş (eğitiminin romanına katkısı takdire şayan) yazar Pascal Mercier'in üçüncü romanı bu. Çevirisi ise İlknur Özdemir'den. Özellikle Paul Auster, Gabriel Garcia Marquez, Coetzee ve Stefan Zweig çevirilerinden hatırlarsınız kendisini. Yani gönül rahatlığıyla kendinizi teslim edebileceğiniz isimlerden. Hal böyle olunca ve her yerde kitabın adını duyunca ben de İdefix Sanal Kitap Fuarı'ndan ısmarlamadan edemedim. İyi ki de tanışmışım bu yazarla ve bu romanla ve iyi ki de alıp götürmüş beni bambaşka yerlere...

Antik diller hocası ve dil aşığı, her şeyi kuralına uygun yapan, değişimden hoşlanmayan, yaklaşık on yıldır tek başına Bern'de yaşayan 57 yaşındaki Gregorius bir gün trajik sayılabilecek bir şekilde tesadüfen karşılaştığı yabancı bir kadından duyduğu Portugués (Portekizli) kelimesinin büyüsüne kapılarak bambaşka bir hayata doğru yola çıkar. Lizbon'da yaşamış ve ellili yaşlarında anevrizmadan ölmüş, dil aşığı, hayata karşı hem katı hem de çok insancıl ve erdemli bir bakışı olan doktor Amadeu Prado'nun hayatına. Prado'nun hayata, aşka, ölüme, dine (Tanrı'ya meydan okuyan mezuniyet konuşması inanılmazdı!) ve pek çok şeye dair notlarının ışığında onun kız kardeşleri, kız arkadaşı, daha sonra kopmak durumunda kaldığı en yakın dostu, direniş sırasında birlikte hareket ettiği isimlerden hayatta olanlara ulaşıyor. Hem notlar hem de Prado'nun en yakınlarından yola çıkarak bu saygı duyulası ve hayran olunası adamı (ben feci hayran oldum, söyleyeyim) derinlemesine tanıyor. Kendi yaşamına da ışık tutan bu notlar, Gregorius'un kendini keşfetmesine de büyük ölçüde yardımcı oluyor.  

En son ne zaman bir kitabın neredeyse her satırının altını çizmek, her satırı not etmek, hafızama kazımak istedim hatırlamıyorum. Baktım olacak gibi değil ben de mutlaka geri dönüp bakmak isteyeceğim sayfaları not ettim kitabın arkasına. Sayfalara da minik işaretler koyarak. Filmi çekilecek diye duydum, umarım ehil eller tarafından çekilir, çünkü bu kitabın verdiği tadı filme aktarmak çok zor olsa gerek. Her zamanki gibi bu kitaptan da birkaç alıntıya yer vereyim:
"...Diktatörlük bir gerçekse devrim görev olur..." (Prado'nun mezar taşında yazan cümle. Bayıldım!)
 "...Hayatımızın gerçek yönetmeni rastlantıdır - gaddar, acımasız ve büyüleyici bir cazibesi olan bir yönetmen..."
"...Kendini beğenmişlik, takdir edilmemiş bir budalalık türüdür. Kendini beğenmiş olabilmek için, yaptıklarımızın tümünün kozmik önemsizliğini unutmalıyız, ki bu da olağanüstü bir budalalık türüdür..."
"...Hayal kırıklığının kötü olduğu söylenir. Düşüncesizce varılmış bir önyargı. Hayal kırıklığı yoluyla değilse hangi yolla keşfedebiliriz neler beklemiş, neler ummuş olduğumuzu? Bu keşifle değilse nerede yatar insanın kendini tanıması? Hayal kırıklığı olmazsa insan kendisi hakkında aydınlığa kavuşur mu?"
"...Ana-babaların çocuklarında yanık izi gibi asla silinmeyecek izler bıraktıkları planlanmamış ve bilinmedik, ama yine de kaçınılmaz ve karşı konulmaz şiddeti düşünmek bile ürpertiyor beni. Ana-babaların arzularının ve korkularının şekilleri, yakıcı bir kalemle, güçsüz ve başına ne geldiğini hiç bilmeyen küçüklerin ruhlarına kazınır. Ruhlara dağlanmış o metni bulmak ve ne yazdığını sökmek için bir ömür harcarız, onu anladığımıza da asla emin olamayız...." diyor üreme yetisinden kendi arzusuyla vazgeçmiş olan Prado.  
Ve son olarak baş dönmelerinden yakınan Gregorius'u Bern'e dönüp doktora görünmeye ikna eden Yunanlı göz doktoru arkadaşının dediği şu sözler: "Bana sorarsanız buraya dönün derim. Doktorlarla anadilinizde konuşun. Korku ve yabancı dil birbirine pek uymaz." 
Amadeu Prado'nun yalnızlık, hayat kurtarmak, minnet, tartış(ama)ma adabı, karşındakini tanımak ve anlamak için veril(mey)en çaba, melankolinin yararı, tren yolculuğu ile yaşam benzetmesi ve daha pek çok şey hakkında yazdıklarını tekrar tekrar okumak isteyeceğinize eminim. Bu kitabı mutlaka okuyun. Ama kafanız yerindeyken, kendinizi tamamen kitaba verebilme isteğiniz ve  zamanınız varken okuyun. Yazık edilecek bir kitap değil çünkü... 

7 yorum:

Mehmet Bilgehan Merki dedi ki...

Tanıdığım bir yazar değil ama "Portekiz" Jose Saramago nedeniyle sevdiğim bir kelime. Bir kitapçıda rastlarsam tanışırız umarım.

Adsız dedi ki...

1- Hep gitmek isteyip de gidemedigim yer
2- Hayal kırıklığı ile ilgili yoruma bayıldım

Imge dedi ki...

Mehmet Bilgehan Merki,

Mutlaka tanışın.. Beğenirsiniz diye düşünüyorum.

Sevgiler..

Adsız,

1) Umarım en kısa zamanda görürsünüz, benim en sevdiğim yerlerden biri olmuştu Lizbon. Ama ben galiba bir İber Yarımadsı aşığıyım.:)

2)Kitabın tamamına bayılacaksınız.

Sevgiler.

Cihan Demir dedi ki...

Hani bir şehri keşfetmek için gidilirken yanınızda o şehirle ilgili birkaç kitap götürür de şehrin atmosferinde o kitabı bitirirsiniz ya işte bu kitap da Lizbon için geçerli.Bu kitabı Lizbon'da okuyabilmem ümidiyle :))

http://mustafacihandemir.blogspot.com/

Imge dedi ki...

Cihan,

Bu kitap aslında daha çok bir içsel yolculukla ilgili. Ama Lizbon'u görmüş olmanın çok yararı olacağı konusunda da haklısın. Gezerken okuyabilir misin bilmem (ben o konuda çok başarılı değilimdir, yolculuk sırasında okuyabilirim) ama kitabın (mümkünse) öncesinde ya da sonrasında Lizbon'u görmek daha gerçekçi bir zihinsel canlandırma yapmana kesinlikle yardımcı olacaktır. Sevgiler..

Bahar dedi ki...

Ben de yeni okudum bu kitabı. Bayıldım, tadı damağımda kaldı ve bir kez daha okumak istediğim ender kitaplardan.

Imge dedi ki...

Bahar,

Aynen.. Birkaç sene sonra tekrar okuyabilirim ben de. Çok sevdim.