3 Film Birden

Son 10 gün içinde izlediğimiz üç film var sırada. İlki ismi Umut Işığım olarak Türkçeleştirilmiş olan Silver Linings Playbook. Tarih öğretmeni Pat (yani pek yakışıklı esas oğlanımız olan Bradley Cooper) karısıyla ilgili trajik bir durum sonrasında bir şiddet olayının baş kahramanı oluvermiştir. Bu nedenle bir rehabilitasyon merkezinde tedavi görmesi gerekmiş ve mahkeme emriyle karısına yaklaşması yasaklanmıştır. 8 ay sonra tedavisi tamamlanmasa da bazı şartlara bağlı olarak baba evine (hem de Robert de Niro'nun baba olduğu bir eve :)) dönen Pat'in tek amacı -ya da takıntısı mı demeliyiz- yeniden karısı Vicky'ye kavuşmaktır. Bu sırada arkadaş ortamında Tiffany (Jennifer Lawrence) ile tanışır. "Bildiğin arıza" olarak tanımlayabileceğimiz Tiffany de bir kaza sonucu eşini kaybetmiş, yani benzer bir travmadan geçmiştir. Manik depresif hali devam eden Pat, bir dans yarışmasına girmek için yanıp tutuşan Tiffany'nin zorlamasıyla onun dans partneri olmayı kabul eder. Hadi zorlamasıyla demeyelim, ucunda Vicky'ye ulaşabileceğine dair bir umut ışığı gördüğü için Tiffany'nin teklifini kabul eder. Peki ışığı takip eden Pat'in yolu Vicky'ye çıkar mı dersiniz? İzleyin görün, çünkü bu gerçekten güzel bir dramatik komedi. Bir sürü dalda Oscar adayı olacak kadar değil, o ayrı, ama güzel bir film. Oyunculuklar da gerçekten çok başarılı. Bradley Cooper ve Jennifer Lawrence harikalar yaratmışlar. Hangisini daha başarılı bulduğumu bilemedim, ikisi de süper, ama biraz daha kız tarafı olacağım sanırım. Robert de Niro da her zamanki gibi müthiş bir oyunculukla tadına doyulmaz bir obsesif-kompulsif baba olmuş.:) Tavsiye ediyorum, görmelisiniz. 


Gelelim Argo'ya. Harika bir film daha. İran'da Şah'ın devrildiği ilk devrim yıllarında Amerikan Elçiliğini basan militanlar elçilik binasındaki bütün Amerikalıları rehin alıyorlar. Ya da öyle sanıyorlar, çünkü 6 tanesi kaçarak Kanada Elçiliği'ne sığınmayı başarıyor. Onları ülke sınırlarının dışına çıkararak yeniden Amerika'ya götürmek ise CIA uzmanı Tony Mendez'e (Ben Affleck) düşüyor. Kaçış planı dahilinde bir belgesel çekim ekibi gibi davranmaları gereken altı kişinin ülkeden çıkış hikayesini nefesinizi tutarak izliyorsunuz. Gerçek hikaye olmasa yapılan kaçış planıyla dalga geçerdiniz. Kulağa o kadar abuk geliyor, ama işe yaramış işte. Filmin son yirmi dakikasındaki gerilimi ise anlatmam mümkün değil. Pasaport kontrolü, havaalanındaki sorgulamalar, uçağa biniş sahneleri... Hiçbir gereksiz aksiyon yok, ama gözünüzü kırpmadan izleyip, heyecandan tırnaklarınızı kemiriyorsunuz. Ben Affleck hem oyuncu hem de yönetmen olarak çok başarılı bir iş çıkarmış bence. Bir de  filmde dönemin İran'ı çok gerçekçi ve güzel gösterilmiş. Tip seçimleri ve kostümler çok başarılı. Yani Argo mümkünse bir(kaç) Oscar alsın. Hangi dalda alır bilmiyorum, tüm Oscar adaylarını izlemediğim için yorum yapmam da doğu değil. Yine de en iyi film ödülü biraz abartı olabilir gibi geliyor bana. Ama gönlümden koptu: en iyi uyarlama senaryo ödülünü verdim gitti kendisine. :)


Sırada 2011 yapımı bir Türk filmi olan Gergedan Mevsimi var. Sinemada kaçırdığımız, Digitürk'te yakaladığımız bu filmde de İran'daki devrim baş rolde. İranlı Kürt şair Sahel Farzan'ın 30 yıllık haksız mahkumiyeti sonrasında parçalanan yaşamı ve evliliğinin konu edildiği filmde kanınız donuyor. Şair ve karısının kitaplarla, heykellerle dolu o güzelim evlerinin darmaduman edilmesi, suçsuz yere gördükleri işkenceler ve çektikleri hapis cezası, kadına kocasının öldüğünün söylenmesi ve uydurma bir mezarla da buna inandırılması ve şoförlerinin yıllardır platonik bir şekilde aşık olduğu kadını himayesi altına alması. Özellikle de şoförü ynayan Yılmaz Erdoğan'ı her gördüğümde sinirden rengim atıyordu. Hatta Erol Taş'ın sokağa çıktığında halktan dayak yediği durumlarla ilgili olarak dayak atan tarafla empati kurabildim diyebilirim.   O an yolda yürürken Yılmaz Erdoğan'ı görsem çok pis dalabilirdim kendisine. Devrim sonrası toplumdaki dengelerin alt üst olup da ayakların baş olması durumu beni en çok üzen şeylerden biridir bu tür hikayelerde.  

Filmin hikayesi çok güzel. Oyunculuklar konusunda favorim temiz bir dayağı hak eden şoför rolüyle Yılmaz Erdoğan. Belçim Bilgin'i çok severim ama bu filmde inanılmaz itici ve yapay buldum oyunculuğunu. Şair (Behrouz Vossoughi) ve karısı (Monica Bellucci) ise genelde hüzünlü suskunluk halinde oldukları için pek bir şey anlamadım oyunculuklarından. Filmdeki uzun sessizlikler ve imgesel anlatım fazla abartılmış bana göre. O yüzden yer yer (hatta genel olarak) sıkıcı olabiliyor. Biraz oflayıp poflayabilirsiniz ama yine de izlenebilir.

Filmlerimiz hazır olduğuna göre hepimize iyi hafta sonları..





7 yorum:

Muzurella dedi ki...

diğer ikisini izlemedim ama Silver Linings son zamanlarda izlediğim en güzel film; klişelerden uzak romantik komedi hem de amerikan :)

Imge dedi ki...

Muzurella,

Haklısın..Hem klişelerden uzak hem Amerikan olması bakımından ilginç de değil mi? :)

Füsun T. dedi ki...

Silver Linings'i sayende izledim. Çok sevdim, bi ara tekrar bile yapabilirim. O kadar çok şey birikti ki sende okumam gereken, ama yaşadıklarımdan dolayı pek konsantre olup bir şeyler yapamıyorum. Bi ara hepsini okuyacağım inşallah.
Yan tarafta instagram fotolarında bi lokum farkettim, yeğenin mi ? Eğer öyle ise, muhteşem bişi, Allah nazardan saklasın.

Imge dedi ki...

Füsuncum selam,

Filmi beğendiğine sevindim. Hepsine zaman bulup, keyifle izlemeni diliyorum. Az şey yaşamadın tabi ki.. Ve blogdan takip edebildiğim kadarıyla bu süreci gayet iyi idare ediyorsun (buradan görünenin buzdağının görünen kısmı olduğunu tahmin edebiliyorum, sakın kızma bana o yüzden. Ama bu dönemde de durmaksızın, hızla devam eden hayata küçük duygusal molalar vererek de olsa ayak uydurmanı gerçekten takdir ediyorum). En kısa zamanda çok çok daha iyi olman dileğiyle.

Bu arada, evet, işte o lokumun halasıyım ben.:)

Sevgiler..

Adsız dedi ki...

Ben de izledim Argo'yu. İmge'nin söylediklerine katılıyorum. Ama hafiften bir Amerikan emperyalizmi de kokuyordu hani.

Imge dedi ki...

Adsız,

O kokunun/havanın hissedilmediği bir Amerikan filmi düşünemiyorum zaten. Doğaya, doğala aykırı bir durum olurdu..:)

Füsun T. dedi ki...

Kızmam sana neden kızayım . O kadar şaşkınım ki,o kadar tuhaf duygular yaşıyorum ki inan ne yaptığımı bilmeden hareket ediyorum. Ayakta durmam gerek. Kendimi bir şeylere kanalize etmek zorundayım ve bunun için blogu seçtim. İyilik dileğin için çok teşekkür ederim.
O lokumu benim için de sev. :)