Beyoğlu Gezmekle Bitmiyor

Kızlarla buluşup, yemeğimizi yediğimiz Leblon'dan ayrıldıktan sonra neler gördüm merak ediyor musunuz? Hemen anlatacağın ama önce Balo Sokak'ın girişindeki şu afişin beni çok etkilediğini söylemem gerek. Bu sokağa ve Beyoğlu'na bir modern sanat müzesi kazandırmış olan Burhan Doğançay kesinlikle hep bizimle olacak...


İlk durağım Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi oldu. Düzenli takip ettiğim bir yer olmasa da Cenova ile ilgili bir fotoğraf sergisi olduğunu not etmiştim ajandama. Aklımda Fransız Rivierası gezisinin başlangıç durağı olarak bu şehir olduğu için de gidip bir göreyim dedim. Sanayi ve seyahat röportajlarında uzmanlaşmış profesyonel bir fotoğrafçı olan Stefano Goldberg'in fotoğraflarının sergilendiği Büyüleyici Şehir Cenova sergisi 23 Şubat'a kadar açık kalacak. Kentin tarihi merkezinden, meydanlarından, limanından ve kente yakın sahil kasabalarından harika fotoğrafların olduğu bu sergiyle birlikte "İtalya'nın taşı toprağı güzellik" fikrim de pekişmiş oldu. Yani sırada ucuz bilet yakalayıp, zaman ayarlayıp, güzel bir rota çizmek var. Çok pis gaza gelirim, demiş miydim? :) 

Stefano Goldberg, Cenova için şöyle söylemiş:
"Cenova seni asla terk etmeyen bir kalp, kuzey rüzgarına karşı kepenkli pencereler, yokuşlar için nefes ve kısa bir şiirdir. Cenova, Akdeniz’de kimsenin sahip olmadığı kadar müzikal ve ticari, savaşların ve anıların vasisi, manzaraların ve sanatın güzelliğidir. Her taşta dinlenecek bir masal, her dönemeçte bitip gitmiş bir hikaye, her yiyecek değerli bir eylem: Cenova bütün bunların hepsi demek ve onu bir kez gördüysen mutlaka geri geleceksin demektir. Bugün Cenova ile nişanlanın, sizi sarıp sarmalayan ve şaşırtan, sözlerin elçisi olan bu görüntülere bakın: denizcilerin kuvvetli elleri asla ihanet etmezler..."


Buradan çıktıktan sonra sergileriyle ilgili aramızda "açıklamaları olmasa insanı sanattan soğutabilir" diye dedikodusunu yaptığımız Arter'e uğradım (hep söylerim: özellikle bizler gibi sanata mesafeli toplumlarda soyut sanat söz konusu olduğunda eserlerin yanına güzel bir açıklama/tanıtım kartı konmasının gereklilik olduğunu düşünüyorum). Arkasından konuşsam da yüzüne güldüğüm yerlerden biri burası çünkü takip etmekten hiç vazgeçmedim. Sergilerinin bazılarının anlaşılırlık oranı çok düşük olmasına rağmen genellikle ilginç buldum ve her zaman bir açıklayıcı kitapçığı da girişte hazır etmelerini takdir ettim. İşte şimdi de Haset, Husumet, Rezalet sergisi için Arter'deyim. 

7 Nisan'a kadar devam edecek olan sergide yukarıdaki ve aşağıdaki kolajlarda gördüğünüz tarzda işler yer alıyor. Sergi başlığında bir araya getirilen üç kavram, toplumsal, kültürel ve siyasi belleğin bugünün içinden bir bakışla sanat diline aktarımı için anahtar kelimeler olarak kullanılıyor. "Haset, Husumet, Rezalet", bireyler ve toplumlar arasındaki düşmanlık ve kavganın giderek körüklenip savaşın evrenselleştirildiği bir dünyada, "dostluk", "dayanışma" ve "birlikte var olma" kadar "düşmanlık", "bencil bir güç istenci" ve "ayrımcılık" potansiyellerini nasıl birlikte üretip var ettiğimizi sorguluyor. 


Yukarıda sergi afişinin hemen yanındaki fotoğrafta  Selim Birsel'in Parselleme adlı çalışması var. Üstte sağda da yine aynı sanatçının Silah Temizleme Yağı ve Kılık Değiştirmek çalışması bulunuyor. Aralarında Şener Özmen'in Bayrağından Kaçan Direk eseri var. Alt sırada ise ortadaki fotoğrafta 70'li yılların erotik/porno Türk filmlerinin afişleriyle kaplı duvarlardan oluşan bir oda görüyorsunuz. İçinde de camlı vitrinin içinde duran beyaz bir bornoz. CANAN'ın "Yalvarırım Bana Aşktan Söz Etme" adlı bu çalışmasında bornozun arkasında yazılı veda notunu okumayı unutmayın. Altta sağda yer alan "Şeffaf Karakol" da aynı sanatçıya ait. 1998 tarihli olmasına rağmen sergiye dahil edilmiş olan bu çalışmada sanatçı kendi bedenini şiddet koreografisinin aracı haline getirmiş. Alt sırada ahşap masanın üzerinde duran bronz döküm eller ise Hera Büyüktaşçıyan'ın "Arada Bir Yerde" adlı çalışması. O eller, sanatçının ellerinin kalıplarıymış. Masa da kendine yakın boyutlarda başka bir masanın üzerinde duruyor. Elle kürek çeker gibi iki masa ayağını kavramış. Masaların dengesi ve yerinden kımıldamazlığı köklülüğe işaret ediyormuş.


Yukarıda da Mahir Yavuz'un Totem #1: Husumet 2012 eserini ve tam sayfa, katman katman açıklamasını görüyorsunuz. Hepsini ve daha fazlasını görmek için yolunuz Beyoğlu'na düştüğünde Arter'e de mutlaka uğrayın derim. Bir sanat turunun daha sonuna gelirken içimde uyanan his her zamanki gibi aynı oluyor: İyi ki herkes dünyaya aynı gözlerle bakmıyor, iyi ki bazıları gerçekten bambaşka bir zihinsel boyuttan bakıyorlar ya da herkesle aynı yerden baksalar da bambaşka şeyler görüyorlar. Tek başına bu çeşitliliğin varlığı bile büyük bir mutluluk kaynağı bana göre...

Hiç yorum yok: