Shantaram

Küba gezimiz sırasında tanıştığımız çok şeker bir çiftin hatun kişisinin Hindistan muhabbetimiz üzerine önerdiği  Shantaram'ı geziden döner dönmez aldım. Ama 863 sayfasıyla gözümü o kadar korkutmuş ki daha yeni, Temmuz başındaki tatilimizde bitirebildim. Evet, biraz geç kalmışım ve hayır, kitabın kalınlığından gözünüz korkmasın. Gregory David Roberts'ın otobiyografik romanı kesinlikle bir harika!

"Sakin adam" ya da "Tanrı'nın sükunet bahşettiği" anlamına gelen Hintçe (hatta yerel Marathi dilinde) Shantaram sözcüğü, Avustralya'da 19 yıl hüküm giymiş ama  cezasını çekmek yerine hapishaneden kaçmayı tercih ederek Bombay'a kendini atabilmiş, bilmem kaçıncı sahte ismi Lindsay'i kullanan bir adama yeni ülkesindeki yeni dostları tarafından verilen isim. Lindsay'in hayatı gerçekten kitap olacak cinsten ama içinde bulunduğu şehir de kitap gibi bir şehir, ülke. Bombay ve genel anlamda Hindistan ve Hint insanına ve kültürüne dair pek çok şey öğrenebileceğiniz bu kitabın ilk 600 sayfasına bu nedenle daha çok bayıldım diyebilirim. Sonlara doğru Afgan dağlarında geçen yaklaşık iki yüz sayfalık macera dolu bir bölüm de var ama Hindistan bölümü beni daha çok cezbetti. Bir Avustralyalı ile bir Hintli arasındaki kültür farklılıklarının çoğu zaman eğlenceli bir şekilde göze çarptığı hikayeleri çok sevdim. Sistem farklılıkları, inançlar, yaşam tarzları, aile, kadın-erkek ve dostluk ilişkileri, şehir-köy yaşamı anlamında Hindistan zaten pek çok yere göre ayrı bir dünya olabilir. Bir de Avustralyalı genç bir adamın gözünden görmeye ne dersiniz?


Bu kitabın kesinlikle filmi de çekilmeli. Ama Shantaram'ı (yani Lindsay'i), Karla'yı ve Prabaker'ı adam gibi seçmeyen yönetmenle feci bozuşuruz, ona göre. Ben Prabaker'ı buldum hatta. Bakın, o güzel gülüşlü, naif, ufak tefek, çok konuşan Hintliyi bu aktör oynayabilir bence.  Karla için Mila Kunis diyorum itirazınız yoksa. Başrolü bulamadım hâlâ. Kafamda 30lu yaşlarda Jude Law gibi bir tip var ama. Bir de bir saattir düşünüp adını çıkaramadığım, beyaz tenli, mavi gözlü, uzun boylu ve yapılı ve sakalın çok yakıştığı bir aktör vardı-ki aklımda hangi filmden kaldığını unuttuğum halinin üstünde oduncu gömleği ve bere vardı. Neyse, yani casting aşamasında bana danışılırsa sevinirim, yardımcı olabileceğimi düşünüyorum.:)

Sırada alıntılar var... (O kadar çok ki, kitap üzerinde altını çizip hangi sayfalar olduğunu en arkadaki boş sayfaya not ettim ve o bile bir sayfayı doldurdu! O yüzden burada sadece birkaçına yer vereceğim.)

- 'Hayır' ne kadar tutkuyla söylenirse, 'belki' o kadar güçlüdür.

- "İnsan haddini bilmeli. Sonuçta uygarlık seviyesi neye izin verdiğimizle değil, neyi yasakladığımızla belirleniyor," diyor Didier.

- İyimserlik, sevginin birinci dereceden kuzenidir ve zorlayıcılığı, espri anlayışı olmaması ve hiç beklemediğiniz bir yerde karşınıza çıkması gibi üç noktada aşka benzer.

- "...Dünyada yanlış giden şeyleri bilmek güzel... Ama bazen de gördüklerin ne kadar yanlış olursa olsun, bunları değiştiremeyeceğini bilmen gerekir. Birileri değiştirmeye çalışmadan önce dünyada kötü giden pek çok şey aslında o kadar da kötü değildi..." diyor Karla.

- Trene binerkenki itişip kakışma ama yolculuk sırasındaki nezakete şaşıran Lindsay'nin yorumu: "...O itişip kakışmaların ve daha sonra gösterilen nezaketin tek bir felsefeye, gereklilik doktrinine ait olduğunu biliyorum. Trene binmek için göstermeniz gereken şiddet ile sonrasında yolculuk mümkün olduğunca iyi geçsin diye göstermeniz gereken nezaket birbirine denkti. Gerekli olan nedir? Hindistan'da hakkında açıkça konuşulmayan ama her yerde size hissettirilen, kaçınamadığınız bir soruydu bu..."

- Kaçak hayatın gerçeklerinden biri de sevdiğiniz insanların güvendiklerinizden daha çok olmasıydı. Eğer güvenli bir hayat sürüyorsanız, bunun tam tersi geçerlidir.

- Genelde Lindsay'in yaşadıkları sonucunda kendi içinde yaptığı değerlendirmelerle biten bölümlerden birini uzun olduğu için fotoğrafla paylaşmak istedim:



Kitabın en etkilendiğim yerleri de gecekondu yaşamıydı. Orada sağlanan düzen, karı-koca kavgasına ya da bir Müslüman ile bir Hindu arasındaki kavgaya bulunan adalet yönü çok yüksek çözümler, insanların bir aile birliği içinde bir arada yaşamaları beni çok etkiledi. Prabaker ve Vikram'ın düğünlerini okurken adeta yaşamış kadar coştuysam (ki Jaipur'da sokaktan geçen bir düğün alayına yaka paça çekilip dans ettirilmişliğim vardır.:) ),


yine Prabaker'la ilgili acı haberi aldığımda da gözlerimin dolmasına engel olamadım.

Alıntılara devam:

-"...İnsanlar her zaman güvenleriyle bizi incitirler. Birini incitmenin en kesin yolu, ona kayıtsız şartsız güvenmektir..." diyor Karla.

- "Dünya bir milyon kötü adam, on milyon aptal adam ve yüz milyon korkak tarafından yönetilir," diyip yaklaşık bir sayfa bu tarafların kimler olduğunu açıklıyor on yedinci bölümün başında Abdül Gani ve katılmamak mümkün değil.

- Kader, duyduğumuz ama hiçbir zaman dinlemediğimiz uyarılar vererek bizi adil bir savaşa sürükler.

- "Duyduğum hiçbir politik felsefe, insanları anarşizmin sevdiği kadar sevmiyor. Diğer tüm bakış açıları, insanların denetlenmesi ve onlara hükmedilmesi gerektiğini söylüyor. Sadece anarşistler, her şeyi onlara bırakacak denli insanlara güvenir..." diyor Lindsay.

- 26. bölümün başında anlatılan Hindistan-İtalya benzerliği şahane.

- Kabadayılardan korkaklıkları ve zalimlikleri yüzünden iğrenirim. Zayıf adamlardan beslenenler gerçekten güçlü adamlar değildir. Esaslı adamlar kabadayılardan nefret eder.

-İlk başlarda birini gerçekten sevdiğimizde en çok korktuğumuz şey onun bizi sevmekten vazgeçmesidir. Elbette aslında korkmamız gereken ölseler de, gitseler de onları sevmekten vazgeçememektir.

- Erdem ne yaptığımızla ilgilidir, onur ise onu nasıl yaptığımızla. Onurlu bir şekilde savaşabilirsiniz. Ama barışı onursuz bir şekilde de sağlayabilirsiniz.

Bu arada seyahat notlarıma da bir madde ekledim kitaptan. Bir gün Bombay'a gidilirse eğer, Sassoon Rıhtımı civarındaki Saurabh Restoran'da oturulup, masala dhosa krebi yenecek. :)

Ben bu hikayenin içine girerek Bombay'a yaptığım yolculuğu çok sevdim. Bence siz de hazırlanın ve Shantaram'la birlikte çıkın bu harika yolculuğa.

İyi haftalar.















2 yorum:

özlem öztürk dedi ki...

Ne güzel komşumuzdun sen Fahriye Abla tadında acımtrak bir his gelip yerleşti yüreğimin bir ucuna... Kişisel tarihimin en güzel kitaplarından biri ilan etmişimdir Shantaram'ı! Okuduğum tarihten beri filmi çekileceğiyle ilgii dedikodular var ya, aslı astarı yok galiba. Ama evet , Probaker'ın ölümü haksız bir kaderdir bence de; üstelik kendini bu kadar sevdirdikten sonra!!! Kesinlikle okunması gereken bir kitap Shantaram!
Sevgiler çok çok:)

Imge dedi ki...

Özlem Öztürk,

:)) Shantaram'ı duymanın içinde Fahriye Abla hissini uyandırması süper! Okuduktan sonra artık seni anlayabiliyorum. :) Filmi çekilse çok güzel olur ya. Aklımda harika sahneler var.

Bu arada önümüzdeki hafta tatilde olacağız ve bu kez İso okuyacak kitabı. Bakalım o nasıl bulacak, merakla bekliyorum.

Sevgileer..:)