Muhteşem Gatsby ve Muhteşem Fado Prensesi :)

Tarsus Amerikan Koleji yıllarında ders olarak okumuştuk kitabını. Hey gidi günler hey... Amerikalı yazar F. Scott Fitzgerald'ın bir klasik olmuş aynı adlı romanından uyarlanan film bir masal, bir karnaval, bir görsel şölen havasında adeta. Ve böylesi bir uyarlama da çok yakışmış bence bu romana. Dekorlar ve kostümler inanılmaz başarılı. Her şeyden önce bunlardan bahsettiğime bakılırsa bunlar filmin en öne çıkan özellikleri olabilir sanki. Leonardo di Caprio Gatsby rolünde çok başarılı, aynı şekilde Carey Mulligan da Daisy rolüne cuk oturmuş. Yazar olma hayalleri kuran borsacı Carraway, Amerika'da kuzeni Daisy ve kocasının yaşadığı eve yakın bir yerde ev tutar. Komşusu olan rüya malikanede ise Gatsby adında bir adam yaşamaktadır. Verdiği davetler ve gösterişli yaşamı ile dillere destan olan bu gizemli Gatsby karakteri bir gün Carraway ile özel olarak tanışmak ister. Hımm, neden acaba? :) Bunu filmi izleyip de görmelisiniz.

Ancak film -daha doğrusu roman- aslında görüldüğü kadar light bir içeriğe sahip değil. Yani aşk-meşk-parti havasından çıktığınızda 1920'lerdeki Amerikan yaşam tarzının ve sisteminin eleştirisini de açıkça görmeniz mümkün. Tamam, itiraf edeyim, filmde o kadar da açıkça mümkün değil. Ama kitapta nasıldı onu da hatırlamıyorum diyebilirim (ee, onlarca yıl geride kaldı ne de olsa). Kitaptan tek hatırladığım karaktersiz Daisy'ydi. Hiç değişmemiş, aynı duruyor aşüfte! :) Neyse, izlemeye değer bir film bana göre. Bakın bakalım, siz de beğenecek misiniz?


Gelelim dün akşamki konsere: şairlerin sesi Cristina Branco'yu dinledik dün Cemal Reşit Rey'de. Alegria albümünde 12 ayrı karaktere girerek kendini toplumda olup bitenlere adapte eden sanatçı, albümünün Avrupa turnesi kapsamında buraya da uğramış. İso'cum sayesinde gitmeye karar verdiğimiz, daha önce adını duymadığım, ama Fado sevdiğim için koşa koşa gittiğim bu konsere ve Fado'nun Prensesi Cristina'ya bayıldık. O nasıl güzel bir ses, o ne harika bir yorum öyle. Ve kısa kısa anlattığı şarkıların hikayeleri. Ve o şeker ötesi üç kişilik dev orkestrası. Çok keyifli bir geceydi gerçekten.

Eleştirmenlerce tıpkı Amalia Rodrigues'in bir şarkısının sözlerinde olduğu gibi "Fado'yu yaşıyor ve Fado ile nefes alıyor" diye tanımlanan sanatçı, Portekiz geleneksel müziğini hem kendi ülkesinin hem dünyaca ünlü şairlerin sözleriyle buluşturarak Fado'ya yeni bir bakış açısı getirmiş. Çok da iyi yapmış. Bir de bu müzik türünü adeta tanımlayan acı, hasret ve çaresizlik şarkıları yerine hayattan keyif alan şarkılara imza atmış (ki buna da alkış diyoruz). Zaten albümün adı Alegria da Neşe anlamına geliyor. Tabi keyif, neşe derken "hobaaa eller havaya" tarzında bir coşkudan bahsetmiyoruz. Bir Fado ne kadar neşeli olabilirse o kadarlık bir neşe, coşku tınısı var şarkılarda. Ve çok yakışmış. Aslında Alegria hikayelerle gerçeği ve umudu arıyor ve daha iyi bir hayat için çözümler bulmaya çalışıyor. Sanatçı albümünde birlikte yaşamayı öğrenmemiz gerektiğini söylüyor. Sesi ve yorumu dışında fikirlerini, hayat görüşünü ve Neşe'li tarzını da çok sevdik Cristina Branco'nun. Tez zamanda albümü alınacak, tadına varılacak. Siz de yapın derim.

İyi hafta sonları...


2 yorum:

Cihan Demir dedi ki...

Sayenizde yeni bir sanatçı ve kaliteli müziği ile tanışmış oldum. Teşekkürler...

Imge dedi ki...

Cihan Demir,
Beğendiğinize sevindim.. Sevgiler..