Batı Yakasının Hikayesi Başlıyooor! :)

Kasım ortalarında İso'cumun kullanmazsa yanacak iki haftalık izni olduğuna dair bir e-posta almasıyla birlikte pat diye aklımıza düşüveren bir gezi planını devreye soktuk Aralık'ta. Aslında bu sene Balkanlar gezisi yaptığımız Ekim ayındaki bayram tatili için Amerika'nın batısını keşfetme planı geçen yıldan beri aklımızdaydı ama çeşitli nedenlerden dolayı bir sene daha ertelemeye ve önümüzdeki sene bayram tatilini uzatarak yapmaya karar vermiştik. İzinleri az az kullanalım diye düşünen biz, iki hafta izni görünce anında kendimizden geçtik tahmin edersiniz ki. :) Kısa bir süre -ama gerçekten pek kısa bir süre- yapsak mı yapmasak mı, bu yaz yeterince tatil de yaptık aslında, iki hafta çok mu uzun olur ki, Aralık'ta tatil mi olurmuş canım, artık çalışma zamanı falan dedikten sonra 'tatili bulmuşken değerlendireceksin'de karar kılarak biletleri aldık gitti. Miller sağ olsun, uzun yolda kendilerini kullanmak pek bir güzel oluyor. Ama uçak bileti için milleri kullanacağımızdan dolayı THY'nin direkt uçtuğu noktaları seçmemiz gerekiyordu. Bu da benim asıl istediğim gibi Los Angeles gidiş-San Francisco dönüş ayarlamamıza olanak tanımadı. Sorun değil, biz de Los Angeles'a gider döneriz, n'apalım dedik ve ona göre iki haftalık bir plan çıkardım. Elbette başta yıllardır orada yaşayan İso'nun kuzeni Bambi, arkadaşlarımız Serdar&Tracy ve bir önceki yazı oralarda geçirip USin99Days diyerek bizleri fazlasıyla motive eden Dilara'dan ve yeme-içme, alışveriş tüyoları veren diğer arkadaşlarımızdan fikirler alarak programımızı oluşturdum. Hepsine buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Hepsi de kesinlikle çok faydalı ve değerli önerilerdi.

12 Aralık günü (evet, had safhada kar yağışının olduğu o gün) öğlen havaalanındaydık. 12 Aralık akşam 7'de ise Hollywood'daki otelimizde. Ve o yorgunluğun üstüne sabaha karşı 4'te cin gibi uyanıp bitki çayı ve kraker eşliğinde sohbet ediyorduk İso'cumla "Bitmeyen Perşembe yapmışlar, farkında mısın?" diye.:P Adapte olmak zor ilk 2-3 gün gerçekten. 3 yıldızlı olmasına rağmen Best Western Plus Hollywood Hollywood Hills otelinden çok memnun kaldık. Otel için her zamanki gibi Booking.com'u kullandık. Geniş yatağı, temiz ve ferah odası, geniş banyosu, minik bir mutfak ve gardrop alanı, merkezi konumu, uygun fiyat, ücretsiz wi-fi ve altındaki harika kahvaltıları olan ve gece de geç saate kadar açık 101 Coffee Shop ile bizim gibi kısa süreli ve turistik amaçlı Los Angeles'a gelecekler için ideal. Odalarda, koridorlarda, asansörde hep Hollywood starlarının resimleri, film afişleri, vs asılı olan şirin bir otel. Hollywood'un kendisinden daha ruhlu!  Bizim başucumuza da Marlon Baba düştü.:) Eksi yönler: Havlular eski olduğu için biraz sertleşmişti ve klima çok gürültülü çalışıyordu. Ne biçim tüketim toplumu bunlar, anlamıyorum. Otellerde falan halılar, fayanslar, armatürler, vs yıllar öncesinden kalma. Tamam bizdeki gibi keyfi ve lüks için onu yık, bunu yap olmasın ama klimanın yaşı da benim yaşımdan büyük olmasın bir zahmet, değil mi?! 

Şehir yürümeye uygun bir şehir olmadığı için ve pek güvenli de sayılmadığından seçeceğiniz otelin konumu önemli. Mesela Internet üzerinden araştırırken fiyat ve düzgün odaları görüp Downtown bölgesini mi seçsem diyebiliyorsunuz ama orası bildiğimiz Downtown'lardan biraz farklıymış. O yüzden otel seçecekler için önerim Hollywood gibi turistik ve merkezi yerleri (Beverly Hills'te falan kalmayı planlıyorsanız da tutmayayım sizi ama oralarda her bütçeye uygun oteller olmadığını tahmin edersiniz ;)) ve Santa Monica'yı öneririm.  


Los Angeles ile ilgili araştırma yaparken en sık duyacağınız şeylerden biri de arabasız bir hiç olduğunuz ve trafik problemi olacaktır. Gitmeden önce otelimizin merkezi konumunu ve yakınlarında Universal Studios'a bile giden bir metro durağı olduğunu görünce "amaaan ne gerek var canım arabaya" demiştim ki yine sorduğumuz bir bilenler sayesinde "10 dakikalık mesafelere gitmek için bile bizim TEM'in iki katı büyüklüğünde otobanlara falan çıkmamız gerekeceğini, metro ve toplu ulaşımı genellikle evsizlerin ve biraz tekinsiz tiplerin kullandığını, öyle Avrupa'nın herhangi bir şehrindeki gibi gece içip içip, elimizi kolumuzu sallaya sallaya, yürüyerek otele dönmeye kalkarsak bizim için hiç hayırlı olmayacağını" öğrenip gitmeden arabamızı kiraladık. Araç kiralama ve iç uçuşlar için Expedia'yı kullandık ve çok memnun kaldık. Araçları Enterprise ve Dollar'dan kiraladık. Expedia ile çalışan her şirkete güvenebileceğinizi öğrendik.Tavsiye ederiz. 

Araç kiralama ve oteller ile ilgili de söylemem gereken bir şey var:  Burada bakıp da "vay be, günlüğü 35 USD'ye mis gibi araba kiraladım, benzin de ucuz zaten, God bless US!" falan diye sevinmeyin. Üzerine vergi, sigorta, GPS, cırt komisyonu, pırt ücreti falan eklenince o mini minnacık 35 USD öyle bir hale geliyor ki görseniz tanıyamazsınız! Tracy'nin dediği kadar varmış: "Yıllardır burada yaşıyoruz, Serdar hâlâ araba kiraladığımızda kendini soyguna uğramış gibi hissediyor." Kendi başına gelmeden anlayamıyorsun azizim, empati işte böyle bir şey. O anlarda Serdar'la kurduğumuz empatiyi şimdiye kadar kimseyle kurmamış olabiliriz. :) Oteller için de benzer bir durum geçerli. Hepsine vergi ve turizm komisyonu eklenince yaklaşık %15 gibi bir fiyat farkıyla karşılaşıyorsunuz. Las Vegas'ta tesis ücreti diye bir şey de var mesela, günlük 25-50 USD arası bir rakam ekleniyor fiyata. Otelde kalıyorum otopark bana bedavadır, diye düşünmeyiniz. Hey, Amerika'dasınız adamım! O yüzden odanızı ayırtırken ilgili şartları ve günlük otopark ücretlerini de kontrol ediniz. Onlar da eklenecek çünkü fiyata. Ya da iç uçuşlarda bavul başına 25 USD ödeyeceğinizi, restoran ve alışverişlerde ödeyeceğiniz rakamların vergisiz ve bahşişsiz olduğunu unutmayınız. Sadece garsonlara değil havaalanı shuttle sürücüsünden taksicisine, günlük tur ayarlarsanız oradaki şoföre, bellboy'a, valet'ye, önünüze gelen herkes tip bekliyor, unutmayın! Kısacası bütçenizi yaparken bunları dikkate almalısınız, çünkü minik minik görünen bu rakamlar toplam gezi maliyetinin %15-20 artmasına neden olacaktır. Bir de bilerek giderseniz şok olmazsınız. Biz bilerek, duyarak, uyarılar alarak gittik, ama ilk haftanın sonunda İso geç kalkmaya korkar olmuştu "standart uyku süresini geçtiğiniz için yatak yıpranmaya payı olarak %10 ekledik faturanıza" derler diye. :)


Kısaca havadan söz edecek olursam: eğer deniz tatili düşünmüyorsanız, oralar için Aralık havası tam da gezme havasıymış. Bu kadar iyi olacağını düşünmemiştim doğrusu. Gerçi biz çoğu zaman olduğu gibi belki de hava konusunda şanslıydık yine, çünkü havada bulut kırıntısı bile olmadan iki hafta geçirdik. Normalde yağmurlu bir mevsimmiş. Hava sıcaklıkları Los Angeles ve San Diego'da gündüz bizim Nisan sonu- Mayısımız gibiydi. Yirmili dereceler. Hatta öğlen ve güneşle birlikte 27'lere kadar çıkan dereceler. Akşamları ise 15-18 arası. Kışı böyle olan bir memleket hayal ederdim hep, benim hayalimi sıradan bir rutin olarak yaşayanlar varmış demek. Yok böyle güzel bir güneş. Kaliforniya güneşi.. Yirim ben onu! :) Las Vegas daha kuru bir havaya sahip, gündüz sıcağı daha sıcak hissediliyordu. Akşam çok serin olabilir dediler ve bizden bir önceki hafta 0 derece falan gibiydi sıcaklıklar ama biz oradayken 15 derecelerdeydi yine. Kuru soğuk falan hissetmedik. En çok Grand Canyon'dan  korkuyordum, çünkü yine bir önceki hafta -11 derece falan görünüyordu sıcaklık. Bizim orada olduğumuz gün ise pırıl pırıl bir güneş ve 7 derece ile karşıladı bizi bu dev güzellik. Ummadığın taş baş yarar misali San Francisco'nun havası beni titretti diyebilirim. Sıcaklığın 18-22 arası olmasına bakmayın siz, temkinli olun. Rüzgarlıdır, üşütür falan demişlerdi ve orada da havanın iyi olduğu, güneşli bir döneme denk gelmiş olmamıza rağmen sabahları ve gece geç saatlerde içimin titrediğini hissettiğim tek yer oldu burası. Aynı zamanda favorim de olduğu için affediyorum kendisini. Özet olarak yanınızda katlar bulundurun. Tişörtle başlayıp, minik hırkalara ve kapüşonlu sweatshirtlere kadar uzanan üstler, boynunuz için şallar falan. Trençkot genelde yeterli, ama minik bir mont da bulundurabilirsiniz. Güneş gözlüğünüz yanınızda olsun. Ve elbette her gezinin olmazsa olmazı rahat spor ayakkabılar! Ayaklarınız her şeyiniz olacak bu gezide, unutmayın.

İlk ve genel olarak aklıma gelenler bunlardı. Artık şehirleri anlatmaya başlayabilirim sanırım. Takılın bana, sizi dünyanın bir ucuna götüreyim. Haydi bakalım, ilk iki gün LA'deyiz! :)


4 yorum:

Buket dedi ki...

hoşgeldiniz!

Imge dedi ki...

Hoş bulduk Buket..

Benden Bizden dedi ki...

Hoşgeldin İmge, harika bir gezi yazı dizisi bizi bekliyor anlaşılan. Merakla bekliyorum :)

Imge dedi ki...

Benden Bizden,

Hoş bulduuuk!! Ve çok teşekkürler..:)