Bir Kitap, Bir Film, Bir Mekan

Elime almamla bitirmem bir oldu, ama sevdim mi sevmedim mi karışık duygular içindeyim. Selçuk Erez'in Öpüşmek Yasaktı Düşünmek De adlı kitabından bahsediyorum. Kendi gençlik dönemindeki Türkiye'ye ışık tuttuğu yönleri açısından hoşuma gitse de, edebi tat anlamında çok güzel bir roman okuduğumu söyleyemem. Yine de Nazi baskısından kaçarak İstanbul Üniversitesi'nde öğretim hayatlarını sürdüren başarılı ama bir şekilde muhalif Alman profesörlerin (o kadar ki o zamanlar Avrupa'da "Yeryüzünün en iyi Alman tıp fakültesi İstanbul'dakidir" denirmiş), 6-7 Eylül olaylarının, Menderes dönemi söylemlerinin (ve günümüzle benzerliğinin) ve halkı sadece terör ve dehşetle korkutan eski diktatörlerle, halkı korkutmanın yanı sıra yaptıklarının haklı ve demokratik şeyler olduğuna inandıran günümüz diktatörlerinin hikayelerini  okumak ilgi çekiciydi. Tüm bunlara İstanbul'un varlıklı ailelerinden birinin oğlunun önce çocuk, sonra genç delikanlı, ailesine göre nispeten muhalif ve politik bilinci daha yüksek bakış açısından baktık. Bu da bende biraz baş karakter günah çıkarıyormuş gibi bir izlenim yarattı; o yüzden de kitaptan aldığım tadı biraz azaltmış olabilir. Sonuç olarak yazar da okur da Türkiye'deki zihniyetin ve meselelerin yıllar içinde zerre kadar değişmediğini kabul ediyor kitabı okuyunca. Selçuk Erez, çağla ve akılla bağdaşmaz yasakları yok etmek için çabamızı sürdürdüğümüzü ama şimdi çok daha umutlu olduğumuzu söylüyor. Bense bir okuru olarak aynı çabanın yıllardır sürdürülmesinin bizim umutsuz vaka olduğumuzu gösteren bir durum olduğunu düşündüm ne yazık ki. 

Gelelim izlediğimiz filme. Prisoners adlı 2013 yapımı film uzun zamandır izlenmeyi bekliyordu. Sonunda geçen hafta izledik ve çok sevdik. Özellikle Hugh Jackman'in oyunculuğu tek kelimeyle harikaydı. Filmin konusu ise kısaca şöyle: Şükran Günü'nde bir araya gelen iki komşu aile, günün ilerleyen saatlerinde iki küçük kızlarının ortadan kaybolduğunu fark ederler. Her yeri arayıp taramalarına rağmen, kızlara ulaşamayıp polise haber verirler. Daha sonra polisin de yeterli olmadığını düşünen babalardan biri olan Keller (yani Hugh Jackman), olaya kendi el atmaya kalkar. Dolayısıyla bir yerden itibaren suç ve masumiyet başrolleri değişir ve emniyete/adalete güven sorgulamaları başlar.

Bir iki noktayı çözememiş gibi olduk, kafamıza tam oturmadı; bir de şu en son Keller'ın çaldığı düdük, ah o düdük... Böyle soru işaretli bitirmesinler filmleri ya. Ben hep olumsuzu düşünen taraf olarak üzülüyorum sonra. Ama bunlar dışında genel olarak filmi heyecanla izledik ve beğendik. Güzel bir psikolojik gerilim. Size de tavsiye ederim.


Mekan önerim ise Nopa olacak. Hatta doğrudan Yelp yorumumu yazayım, kolay olsun:

Atiye Sokak'taki daha kafe tarzı yerlerin arasında şık restoran olarak tek alternatif gibi burası. İş yemekleri için güzel bir seçim olabilir. İzole iç avlusunun tasarımı ve dekorasyonu çok zevkli. Ayrıca şehrin göbeğinde olmasına rağmen tamamen apayrı bir yerde havası yaratıyor avlu ortamı. Yemek sırasında sakin bir müzik, sonrasında sadece masalardaki sohbetin sesi duyuluyor. Sessiz, nezih, huzurlu bir ortam. Etleri ve başlangıç ya da yan lezzetler tabakları lezzetli, kokteylleri ve şarap menüsü başarılı. Biraz pahalı olduğunu söylemem gerek ama kendini konumlandırdığı nokta itibariyle zaten İstanbul'daki belli başlı birkaç yerden biri olmaya aday. Yine de bu fiyat seviyelerine çıkıldığında tercih edilebilecek, ambiyansı güzel pek çok başka yer var İstanbul'da. O yüzden bence burası bir süre sonra Nişantaşı'na yakın iş insanlarının iş yemekleri için tercih ettikleri bir mekana dönüşür gibi geliyor bana. Gitmeyi düşünüyorsanız rezervasyon yaptırmanızı öneririm: 0-212-327 58 68. 
Şimdilik bu kadar. Deneyim biriktirmeye devam! ;) 

3 yorum:

OĞUZ ÇAKIR dedi ki...

İmge sen yaz ben okuyayım :) Ne yazdığının bi önemi yok ziraa yazım diline bayılıyorum. Bi de sen nereye tatile gidersen ben oraya gitmek istiyorum:)Güney Fransa gezimizde senin yazılarını hatmetmiştim zaten.
Sevgiler, öpücükler..

Imge dedi ki...

Oğuz Çakır,

Çok teşekkürleer.. :) 32 diş sırıtıyorum şu an yorumunu keyifle okurken. ;)

Güney Fransa geziniz nasıl geçti bu arada? Yazdığım kadar var mıymış, az bile mi yazmışım? ;)

Sevgiler.

OĞUZ ÇAKIR dedi ki...

çok güzel geçti, dersime iyi çalışmıştım gitmeden o yüzden nokta atışı bulduk heryeri. Ben de yazdım hatta bugün son gününü yazarak Fransa tatilini bitirdim. Yazarken bi daha yaşadım. Hayat hep tatil olsa keşke:)