Rabat

Kazablanka'dan sonraki durağımız, buraya yaklaşık 100 km uzaklıktaki başkent Rabat oluyor. Burada belli bir mesafeye kadar yaklaşabildiğimiz Saray ve Parlamento Binası'nı n kapısını görüyoruz (sol). Bulunduğu kocaman meydanın bir kenarında da Fas'ın el sanatları ve işçilik konusunda bir numarası olan Fezlilerin şehre armağan ettikleri cami bulunuyor (sağ alt). Buranın tüm mozaikleri, ahşap oymaları, iç ve dış süslemeleri Fezliler tarafından yapılmış. Kurban Bayramı'nda kral burada halkla birlikte namaz kılıyormuş ve beş milyon kurban kesilip dağıtılıyormuş. Meydanın bir köşesinde de ağaçların arasından görünen beyaz bir binayı gösteren rehberimiz "orası da bizim Pentagon'umuz" diyor. Burası şehrin sıkıcı bölümüydü. Yola koyulup Kasbah les Oudaias olarak anılan Kale'ye, yani Eski Şehir'e gidiyoruz. Yolda Atlantik Okyanusu'na bakan bir yamaca sıralanmış ve tamamı Kabe'ye dönük duran belki binlerce şehit mezarı dikkatimizi çekiyor. Şehrin en güzel yerini şehitlere ayırmak da bambaşka bir saygı göstergesi sayılabilir. 


Kasbah, yani Kale girişinden sonra bizi mavi ve beyaz renkli, daracık sokaklar, Fatıma'nın eli şeklinde kapı tokmakları olan ahşap kapılı evler ve önlerinde saksı çiçekleri karşılıyor. Şehir olarak Rabat olmasa da Fas, hem Atlantik'e hem Akdeniz'e kıyısı olan bir ülke. Burada da sokaklarda yürürken o Akdeniz esintisini hissetmeniz mümkün. 


En tepeye çıktığımızda uçsuz bucaksız Atlantik Okyanusu ile bir nehrin birleştiği noktayı ve karşımızda kalan şehit mezarlarını daha güzel görebileceğimiz bir seyir terası bulunuyor. Şimdiye kadar gördüğüm tüm okyanusları hep sessiz, sakin ve en dingin halleriyle gördüm. Oysa okyanus gibi dev bir kitleyi, üstünde kara bulutlarla ve hafiften çıldırmış halde seyretmeyi de çok isterdim doğrusu - mümkünse tsunami kıvamında ya da okyanusta gemi seyahatindeyken falan değil tabi! ;)


Sırada Hasan Kulesi ve V. Muhammed'in Mozolesi var. İkisinin sütunlu bir alanda karşılıklı durdukları bu bölüm bence şehrin en görülesi yerlerinden. Aslında Almohad hanedanlığı zamanında Sultan el Mansur'un burayı yaparken yola çıkış amacı, o dönem için var olan en büyük ikinci camiyi yapmakmış. Ancak ölümüyle birlikte inşaat yarım kalmış ve 60 metre olarak planlanan kule 44 metrede bırakılmış. Sonra yeniden bir iştahla inşaatında başlandığında ise 1755 Lizbon depremi gerçekleşmiş. Depremden büyük zarar gören ülkede bu yapı da ne yazık ki büyük hasar görmüş. Bu sütunlar o dönemin projesinin kalıntıları olarak irili ufaklı avluda durmaktalar.

Hemen karşısındaki V. Muhammed'in mozolesi, mermerden yapılmış ve Fas mimarisini yansıtan bir yapı. V. Muhammed, şimdiki kral VI. Muhammed'in dedesi, II. Hasan'ın ise babası. Bu anıt mezarda da hem V. Muhammed hem de oğlu II. Hasan'ın mezarları bulunuyor. Kubbeli tavanına bayıldım! 


Otelimiz buraya çok yakın olan Golden Tulip Farah oteliydi. Dört yıldızlı olmasına rağmen gezinin en berbat oteli olduğunu söyleyebilirim. Hijyen, yemekler, ısıtma sistemi ve personel anlamında gerçekten vasattı. Gidecek olursanız uzak durmak üzere aklınızın bir köşesine not edin derim.

Yarın Meknes'i gezmek üzere yollara düşeceğiz, akşamına da Fez'de olacağız. Asıl Fas şimdi başlıyor da diyebiliriz, yani benden ayrılmayın. ;)

Gezi ile ilgili tüm fotoğraflar için buraya bakabilirsiniz.