Hayal Rotalarda Bugün: Avustralya

Bir önceki yazımda bahsettiğim üzere 20 Mart Cuma akşamı Fest Travel'ın fotoğraf gösterili söyleşilerinden birine katılarak, deneyimli ve çok eğlenceli bir kadın rehber olan Nedime Dicle'den Avustralya-Yeni Zelanda'yı dinledim. İlk yazıda Yeni Zelanda hakkında öğrendiklerim vardı, bu yazıda ise Avustralya olacak. 

Önce yine Avustralya denince aklımıza nelerin geldiğiyle başlayalım:

- Kanguru olabilir mi mesela? ;) Evet onlardan bol bol mevcut kıtada. Bir de boyları kocaman sanırsınız ama çoğu insanın beline gelen bir boya sahipmiş. 

- Kangurular dışında okaliptüs emip uyuklayan koalalar da görülesi. İnanılmaz tatlı halleri var yahu, yersiniz. ;) 


- Ha bir de örümceğin, yılanın ve akrebin en zehirli türleri bu kıtada bulunuyormuş. Aman dikkat diyeyim!

- Anzaklar - ülkenin pek çok şehrinde Gelibolu anıtları bulunuyor. 

- Sahiller ve surf - şehirlere on dakika mesafede nefis plajlar bulunuyor.  Bondi Plajı, Coogee Plajı ve Manly Plajı bunların en bilinenlerinden. Ama yüzmenin pek de kolay olduğu sahiller değil buralar. Stinger adı verilen zehirli denizanaları ve köpek balıkları içeride sizleri bekliyor olabilir! Ama isterseniz göllerinde yüzebilirsiniz rahat rahat. Bu arada Double Bay ya da Watsons Bay gibi koylarda da nefis balık restoranları bulunuyor. Burası tahmin edebileceğiniz gibi fosfor zehirlenmesi yaşamak için ideal bir yer!

- Yemek demişken bir de Vegemite ile tanışmadan Avustralya'ya gittim demek olmazmış. Mayadan yapılan, metabolizma güçlendirici etkisi olan bu ezmeyi Avustralyalılar her sabah ekmeğin üstüne sürerek tüketiyorlarmış. Ama çok azıcık sürmeniz gerekiyormuş, çünkü tadı çok keskin ve tuzluymuş. Bir şeye benzetemeyebilirsiniz anlayacağınız, ama gitmişken yerel lezzetleri denemeden olmaz tabi!

- Nefis şaraplar da gitmişken denenmeyi bekleyenler arasında. Özellikle Shiraz harika diyorlar.  

- Elbette o meşhur Opera Binası ilk akla gelenlerden. Gezilmeden, hatta içinde bir performans izlenmeden dönülmemesi gerekenlerden. Harbor Bridge ile birlikte de gece ve gündüz nefis fotoğraf kareleri yakalayabileceğiniz


- Tabi ki Avustralya denince ilk akla gelenlerden biri de Aborjinler. Ne yazık ki İngilizler'in adaya gelmesi bu kez yerli halk için sancılı olmuş. Aborjinler, Maoriler kadar şanslı olamamışlar. Ciddi bir soykırım ve toplu katliamlar sonrasında adeta yok oluşa sürüklenmişler. Aborjinlerin yaşadıkları asimilasyonun boyutlarını ve şiddetini anlatan güzel bir kitap (filmi de çekilmiş) olarak Rabbit Proof Fence'i önerdi Nedime Hanım ve ben de not düştüm hemen en kısa zamanda alınmak üzere defterime. Bir de yarı belgesel niteliğinde bir film olan Ten Canoes (On Kano) da onların yaşamlarına dair bilgiler içeren güzel bir görsel kaynakmış, aklınızda olsun. Bunca sıkıntıya rağmen direnerek çok az sayıda da olsa ayakta durup, kendi bildikleri gibi (bize göre ilkel, onlara göre doğaya uyum içinde) yaşamayı tercih eden günümüz Aborjinleri ülkenin Northern Territory adı verilen bölgesinde yaşıyorlarmış. Biz "medeni" beyaz insanlarla ilgili pek harika anıları olmadığı için de kendi alanlarının büyük bir kısmına girmemize izin bile vermiyorlarmış. Yaşadıkları bölge içinde sürekli göç halinde oradan oraya gitme nedeni aslında çok temel bir ihtiyaç: su. Billabong adı verilen su kaynaklarını buldukları yere çadırlarını kurup yaşamaya devam ediyorlarmış. Nefis desen ve resim çalışmaları var ve geleneksel kabile sanatı kapsamında Batı dünyası tarafından yeni yeni hakkı verilmekteymiş. Alkole dayanıklı olmayan bünyeleri nedeniyle şehre para kazanmaya gelenler arasında alkol deneyenler direkt bağımlı oluyor ve sonrasında kabilelerinden aforoz ediliyorlarmış. Aborjin hikayelerini dinledikten sonra yıllar önce okuduğum Marlo Morgan'ın Bir Çift Yürek'ini de yeniden okumak istedim doğrusu.


- Avustralya'daki şehir yaşamında ise ağırlıklı olarak İngiliz kültürü gözlenmekte doğal olarak. Şehrin ortasında kocaman bir Hyde Park bile bulunuyor. Bitpazarı kültürü yaygın. Bu arada estetik açıdan Sydney harika bir şehir olsa da kültür-sanat etkinliklerinin çokluğu anlamında Melbourne'un capcanlı olduğunu öğrendim. Şehirde herkes spor yapıyor. Güneş bol. Doğa harika. İnsan az. Görmeden taşınasım geldi desem. ;)

- Gitmişken görmeniz gereken iki doğal oluşum da: Olgas Kayalıkları ve Uluru (Ayers Rock). Ayers Rock, 9 km derinliği, 9,5 metre çapı olan tek parça, muffin benzeri bir kayalık. Özellikle de gün doğumundaki kıpkızıl görüntüsü gerçekten büyüleyici. İçindeki demir fazlalığındandı sanırım o kırmızı renk.

- Avustralya için "Down Under" ifadesi de kullanılıyormuş. Duyunca şaşırmayınız. E dünya haritasının bu kadar aşağısında bir yerlerde olunca normal herhalde.;P


-Gezmek için gidecekseniz en uygun dönem Kasım-Mart arası. Yaşamaya gidecekseniz en uygun zaman hemen şimdi! Bence öyle yani, yine siz bilirsiniz. ;)

Hadi size Avustralyalı grup Men at Work'ten Down Under  şarkısıyla veda edeyim de tam olsun. Bu keyifli söyleşi için de Fest Travel ve Nedime Dicle'ye buradan da teşekkürlerimi gönderiyorum. İlham veren, hayal dünyamı tetikleyen etkinliklerin hastasıyım. Ve artık eve dönüp Mine'cimle şarap&peynir&sohbet dolu bir gece yapmaya hazırım. :)

2 yorum:

sezer eser perker dedi ki...

En çok en çok en çok görmek istediğim yerlerden biri:) Bir gün mutlaka...

Imge dedi ki...

sezer eser parker,

Benim şahsen görmekten çok yaşamak istediğim yerlerin başında geliyor. En kötü ihtimalle bir yazı burada geçirmek isteyebilirim. Bir diğeri için bkz. Güney Amerika. Oraya da en az 1-3 ay arası bir süreliğine gitme hayallerim var. Bakalım, olamaz mı, olabilir bence. ;)